Şerefi uğruna zincire vurulmaya hazır!

Şerefi uğruna zincire vurulmaya hazır!
Şerefi uğruna zincire vurulmaya hazır!

Dizide Spartaküs ü Liam McIntyre canlandırıyor.

Son yılların en çok izlenen dizilerinden biri olan ve Türkiye'de de hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip olan 'Spartacus: War of the Damned'ın üçüncü sezonunun prömiyeri Los Angeles'ta yapıldı. 17 Şubat'tan itibaren Türkiye'de de yayımlanacak son sezonun tanıtımında Radikal de oradaydı...
Haber: KEITH KURMAN / Arşivi

‘Spartacus’ dizisinin son sezonunun ilk bölüm gösterimi, Los Angeles’ın güneyindeki Regal Tiyatroları’nda yapıldı. Regal, aynı tesiste yer alan stadyum boyutundaki Nokia Tiyatrosu’ndan daha küçük olsa da, salonda dev bir ekran ve mükemmel bir ses düzeni var. Spartaküs’ün televizyon için çekilmiş olmasına rağmen projeksiyonu harikaydı.

Dizi başrolünü kaybetti
Spartaküs, ilk bölümlerinden itibaren uzun inkişaf ve tekamül dönemlerinden geçti. Eylül 2011’de, henüz 39 yaşındayken beklenmedik şekilde non-Hodgkin lenfoma hastalığından dolayı hayatını kaybeden başrol oyuncusu Andy Whitfield’in kaybını yaşadı. Spartaküs rolünü de ikinci sezonun bitimi, üçüncü ve son sezon için Liam McIntyre üstlendi.
Dizi, ABD ’de kablolu kanallardan gösterildiğinden, ulusal ağların dil ve çıplaklığa getirdiği kısıtlamalardan azadeydi. Bu, dizinin yazarlarının antik dünyada yaşamın daha gerçekçi boyutlarını araştırmaları için yaratıcı bir ortam yarattı. Zira antik dünya uzun zamandır gayet ciddi ve komutanından kölesine herkesin kraliyet İngilizcesi konuştuğu bir çağ olarak betimleniyor ki, bu aslında şoke edici bir kandırmaca.
Yapımın, çizgi romanın popüler sanat biçimi ile televizyonun aksiyon-drama türünü kaynaştırarak çığır açmak gibi bir hedefi de var. Yavaş çekim, özel efektler ve bilgisayarlı grafik efektleri, aşırı dramatik efekt noktasına varana dek geniş çapta kullanılıyor. Aksiyon sekansları ve kavga sahnelerinin kareografisi girift biçimde yapılıyor ve hareketli görüntü alanından çizgi romanlardaki gibi fırlayıp dondurulmuş çerçeveye hapsedilen kırmızı sıvının bol miktar kullanımıyla pekiştiriliyor.
Hedef izleyici kitlesi epey dar, kanımca 14-34 yaş arası erkekler olmasına rağmen, ABD’nin film ve dizi gösteren Starz kanalları, yapımı sürdürmeye yetecek kadar yüksek izlenme oranları tutturmayı başardı. Tamamı çekilmiş ve gösterime hazır hale getirilmiş üçüncü sezon, yapımcıları paydos ilan ettiklerine pişman ettirebilir.
Ben ikinci sezonu takip etmedim, ama üçüncü sezon açılışını seyredince, ilk bölümlere kıyasla senaryo ve oyunculuğun ne kadar ilerleme kaydettiğini fark ettim, öyle ki, kaçırdıklarımı telafi için geriye dönüp izleyeceğim.
Gösterim akşamı da tam bir sürprizdi. Barikatlara atlayan hayran kitlesi, gösterime katılmak için bilet kazanmış hayranların heyecanıyla karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Yapımcılar uzun bir sunum yaptı ve hemen hepsi yapımcı şirketin merkezinin bulunduğu Avustralya’dan gelen oyuncu kadrosunu izleyicilere tanıttı.

Oyuncularla bir gece
Gösterim sonrası partisi, şehrin öbür ucundaki her zaman şık ve ziyadesiyle münasip Chateau Marmont Oteli’nde yapıldı. Oyuncu kadrosunun çoğunun Avustralyalı olması sayesinde, herkes pek neşeli, dost canlısı ve hoşsohbetti. Hepimiz, canlandırdığı Lucretia karakteri ikinci sezonda ölen Lucy Lawless ve Spartaküs’ü canlandıran, zulmedercesine yakışıklı Liam McIntyre ile birlikte havuz kıyısındaki bir kameriyeye doluştuk. Ama en çok ikincil rollerdeki aktörlerle iyi vakit geçirdik, zira dikkatler onlara odaklanmadığından ‘performans’ baskısı altında değillerdi.
Agron’u canlandıran Don Feuerriegel parti havasındaydı, zengin ve güçlü Crassus’u canlandıran Simon Merrells ile oğlu Tiberius’u oynayan Christian Antidormi, akşamın kanı canıydı. Ne zaman yanından geçsem ‘Yaşa Sezar’ selamını çakarak, Todd Lasance ile bütün akşam şakayı devam ettirdik. Sonra Naevia’yı canlandıran muhteşem Cynthia Addai-Robinson vardı, şaşırtıcı bir kesimi olan, nane yeşili gece elbisesi giymişti. Ama belki de içlerinde en eğlencelisi, baştan çıkarıcı Mira’yı canlandıran ve kadrodaki tek ABD’li Katrina Law’du.
Üçüncü sezonun ilk bölümünün inandırıcı boyutta iyi olması dahil sürprizlerle dolu bir geceydi. Öyle çarpıldım ki, maalesef sonuncu sezonun tek bir bölümünü bile kaçırmayacağımdan emin olabilirsiniz.