Sesi kısarsanız müziği duyamazsınız

Sesi kısarsanız müziği duyamazsınız
Sesi kısarsanız müziği duyamazsınız

Yiğit Bülbül ve Sinan Tınar dan oluşan ikilinin müziği koro, nefesliler, elektronik altyapılı punk havası diye özetlenebilir.

Koro, nefesliler ve elektronik altyapılı punk... Post Dial, bu gece Bronx Pi Sahne'de
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elif.turkolmez@radikal.com.tr / Arşivi

Post Dial bu gece Bronx Pi’de. Konser öncesinde elektronik/punk ikilisi Yiğit Bülbül ve Sinan Tınar’la konuştuk.
Sizin için “Sesi kısalım, videoları izleyip yazılanları okuyup nasıl müzik yaptıklarını anlayabiliriz.” deseler bozulur musunuz? Mesela Beatles için böyle bir şey söylenemezdi zamanında. Acaba sesler çok mu benziyor artık birbirine?

Yiğit Bülbül: Herhalde Beatles için ne söylenip ne söylenemeyeceğini buradaki muhtemel on satırlık röportaja sığdırmam mümkün değil. Ama müziğin geleceğine çok da karanlık bakmıyorum, bu biraz da müzikten ne beklediğinizle ilgili. Güzel müziği Satürn’den de yayınlasan, eline akustik gitarını mızıkanı alıp metroda da çalıp söylesen, milyon dolarları produksüyona da yatırsan; 1960 yılında da yapsan güzel müziktir.
Sinan Tınar: Sesi kısarsanız müziği duyamazsınız. Beatles için de zamanında “onlar sadece imajdan ibaret, gerçekten rock’n roll yapmıyorlar” deniyordu. Hala da böyle eleştiriler var. “İmaj” ile oynamak, popüler kültür ve onun sembolleri ile oynamak, koskoca bir oyun parkında eşelenmek demek. Müzik yapmak için fena bir zaman değil. Fena olan şey, müziğin aslında sadece müzik, videonun sadece video ve yazıların da yazı olduğunu anlamanın güçleşmesi, hepsi birbirine karıştırılıyor.
Koro, nefesliler, elektronik altyapılı sıkı punk havası... bence sizi diğerlerinden ayırıyor ama siz yaptığınız işin farkını nasıl anlatırsınız?
Yiğit: “Biz” ve “diğerleri” gibi bir ayrıma ben pek kapılmıyorum artık. Olay “bu ülkede şunun ilk temsilcisi biziz” boyutuna gelince, şu güzelim müzik dediğimiz şey biraz da altılı ganyana benzemeye başlıyor. İş dinleyicinin algısında; o an duymak istediği, almak istediği hissi kim veriyorsa o grubu dinler, başka bir an başka bir grubu.
Sinan: Biz kardeşiz. Yıllardır beraber yiyor, beraber içiyor, beraber yaşıyoruz, hayatı. Leb demeden leblebiyi anlıyoruz. Yaptığımız müzik bunun bir uzantısı, beraber kurulmuş hayallerin, beraber akıtılan terlerin bir sonucu. Yaptığımız müziğin diğerlerinden farkı değil belki ama grubun varoluşunun, dinamizminin kaynağı bu.
Post Dial bir ses olsaydı ne olurdu?
Yiğit: Kilitlendim.
Sinan: Boru sesi, “ti” olurdu.
Sizce tüm zamanların en iyi beş albümü nedir?
Yiğit: Çok çok zor. Atıyorum: The Beatles - White Album, Primal Scream- XTRMNTR, Spiritualized - Songs in A&E, Depeche Mode - Songs of Faith and Devotion, U2 - Achtung Baby.
Sinan: Tüm zamanlar demeyelim ama bizim sevdiğimiz şeyler, Yiğit’in dediklerine ek olarak, Radiohead - Kid A, Blur - 13, Nirvana - Nevermind, Pink Floyd - Dark Side Of The Moon, vs.


Converse’li bağımsız ruhlar
Bağımsız müziğin iki iddialı grubu aynı gece Ghetto sahnesinde: The Chap ve Prinzhorn Dance School. Bant Dergisi’nin Converse sponsorluğunda organize ettiği City Star Nights By Converse konserleri kapsamındaki konser 20 Kasım Cumartesi gecesi. İsmini anarko-dandy yayın organı The Chap dergisinden alan grup, 2008’de çıkan ‘Mega Breakfast’ albümüyle övgüleri toplayıp ‘Fun And Interesting’ parçasına çekilen video sayesinde yılın en çok bahsedilen grupları arasında yerini almıştı. Pop ve rock ağırlıklı olsa da müziğinde farklı türleri harmanlayan The Chap, hareketli sahne performansıyla tanınıyor.
Tobin Prinz ve Suzi Horn ikilisinden oluşan Prinzhorn Dance School iki yıl önce de İstanbul’a gelmişti. ‘Transformers’ın soundtrack’inde kullanılan şarkılarıyla popülerleşen grup, minimalist tarzıyla dikkat çekiyor. Grubun ilk albümü The Sunday Telegraph gazetesi tarafından tüm zamanların en iyi 120 albümü arasında sıralanmıştı.


    ETİKETLER:

    Ghetto