Sevecen tarafımızı unuttuk, hayatın kötülüklerine alıştık

Sevecen tarafımızı unuttuk, hayatın kötülüklerine alıştık
Sevecen tarafımızı unuttuk, hayatın kötülüklerine alıştık

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Tiyatro ve dizi seyircilerinin zaten aşina olduğu bir yüzdü. Bu hafta Çağan Irmak'ın son filmi 'Tamam mıyız?' ile sinemadaki iddiasını pekiştiriyor. Deniz Celiloğlu bu sefer babası tarafından reddedilmiş bir eşcinsel genç olan heykeltıraş Temmuz olarak karşımızda. Sözü kendisine bıraktık...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Twitter’ına ‘Solaris’ filminden aynen şöyle alıntılamış: ‘Başka dünyalar istemiyoruz… Sadece aynalar istiyoruz.’ Gibarian’ın repliği. “Çarpıcı bir gerçekliği sunuyor, değil mi?” diye soruyor, “Biz sadece kendimizle ilgili dertlerimiz olsun, kendimizle ilgilenelim, hep onanalım istiyoruz. Onun için hep aynalarla mutluyuz ve başka hayatlar bizi ilgilendirmiyor. Aynada kendimizi görelim, mutlu olalım, kendimize güzel görünelim istiyoruz. Tuhaf buluyorum bunu.”


Deniz Celiloğlu ismine ‘Macbeth’, ‘Barselo’ ve ‘Yüzyılın Aşkı’ oyunlarından, ‘Ev’ filminden ya da ‘Kanıt’, ‘Muhteşem Yüzyıl’ gibi dizilerden aşina olabilirsiniz. Şimdilerde, dün gösterime giren Çağan Irmak imzalı ‘Tamam mıyız?’ filminin heyecanını yaşayan Celiloğlu, dibe sürüklenen iki insanın, Temmuz’la İhsan’ın yollarının kesişmesiyle başlayan dostluklarını ve hayata tutunma çabalarını anlatan filmde, totem saplantısı olan heykeltıraş Temmuz karakterini canlandırıyor.


Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunu. Tiyatroyu keşfettiğinde yaşı 13. 16’sına geldiğinde oyunculuğu kendini var etme yolu olarak seçiyor ve aniden dershaneyi bırakarak tiyatro çalışmalarına başlıyor. Bulgar göçmeni. Üç yaşındayken İstanbul’a taşınmışlar ancak Bulgaristan’la bağını koparmamış hiç. Çok güzel bir çocukluk geçirdiğini anlatıp ekliyor: “İsterim ki her aile benimki gibi çocuklarını her zaman motive etsin, köreltmesin onları.”
Daha fazlası için söz, Celiloğlu’nda...

Nasıl bir ivmede hayatınız şu aralar?

Keyifli ve eğlenceli. Konservatuvardan sonra her yeni mezun gibi korkularım vardı. Yapabilecek miyim, sektöre ayak uydurabilecek miyim... İşlerin üstesinden geldikçe o korkular gidiyor ama. Yerine güzel bir heyecan ve başarmanın verdiği keyif kalıyor. İşin çok başındayım ben, bu süreci olabildiğince donanarak geçirmem gerekiyor. Uyanık olmam, kendimi besleyen yerlerde olmam lazım ki aynılıktan kurtulayım. 

Sizi ne besliyor?

Boş durmamak. Çok yorucu bir günün arkasından bile eve gittiğimde film izliyorum, müzikle uğraşıyorum, okuyorum. Bir role hazırlanırken sadece bir özel çalışma yapmak yerine hayat boyu bir savaşımın içinde olmanın kendi adıma bir farkındalık yaratacağını düşünüyorum. Oyunculuğa başladığımda, dedim ki “Bu işi hakkaniyetle yapmak istiyorum.” Beni motive edici birtakım hırslarım var kendimle. Ama başkasıyla savaşacak şekilde değil.

Ne şekilde?

Kendimi izlediğimde istiyorum ki bir önceki yaptığım şey her neyse ondan bir adım ileride olsun.

Kendini izleyemeyen oyuncular vardır. Siz onlardan değilsiniz anladığım kadarıyla.

Başlarda izleyemiyordum ama sonra izlemeye başladım. Başka türlü objektif olamıyorum kendimle alakalı. Eş-dost geri bildirim yapıyor ama bence insanın en doğru eleştirmeni kendisidir. İnsan kendindeki detayları en iyi kendi bilir. 

Siz ne gördünüz kendinizde ‘Tamam mıyız?’ı izlerken?

Şunu gördüm: Ben karakter oyunculuğu yapmak istiyorum. Evet, yazar bir şey yaratmış ama ben üstüne yorum yapayım ve o karakteri giyineyim istiyorum. Yaratım sürecine katkıda bulunup, “İyi bir şey yapmışım gerçekten” deme mutluluğunu yaşamak çok güzel. ‘Tamam mıyız?’da bunu yaptığımızı gördüm, hep beraber. Mesela kuleye tırmanma sahnesinde Aras’la (Bulut İynemli) çok özel bir durum yaşadık. O sahnede iki insanın, Aras ve Deniz’in birbirlerine desteğini ve o zorluğu yaşatmamaları adına birbirlerine nasıl arka çıktıklarını gördüm. Ben Aras’ı taşıyorum fiziksel olarak ama o da oyunculuğuyla o kadar yardımcı oluyordu ki beni taşıyordu bir şekilde. 

Sizce ne filmi bu, aşk, dostluk, ortaklık, kardeşlik?

Yardımlaşma bence. Modern toplum bizi yabancılaştırıyor, yalnızlaştırıyor, bencilleştiriyor. Bu film ona karşı bir duruş niteliğinde.

Bir misyonu var yani?

Bence var. O içten dostluğu ortaya çıkarıyor. Temmuz da İhsan da ötekileştirilmiş toplum tarafından.

En başta da aileleri tarafından.

E tabii, aile de toplumun en küçük yapısı. Bizim filmde de özellikle babalar tarafından. Bu ötekileştirmeyi belli ki Çağan (Irmak) da çok dert edinmiş ve böyle bir senaryo yazmış. Sorsan, herkes bu yabancılaşmadan mustarip olduğunu söyler ama o kadar alıştık ki normalize ettik. O mustarip insanların hiçbiri durumu tersine çevirmek için üstüne düşenleri de yerine getirmiyor. İşte film onu hatırlatma misyonu taşıyor.

Temmuz da gamsız görünüyor başlarda. Onu nereye koyacağız?

Onunki hayata karşı bir savunma, yara almamak için yapıyor. Herkes yapar onu, bir gamsızlık, görmezden gelme durumu herkeste vardır. Temmuz bunu bütün saflığıyla yapıyor ki Temmuz’u metafor olarak görüyorum ben. Bütün insanların içinde bir Temmuz var bence. Bu bastırılıyor ve onu unutuyoruz. O iyi niyetli, o sevecen tarafımızı unuttuk, hayatın kötülüklerine alıştık. Temmuz da hissizleşmediği için İhsan’ın gözlerinin içine bakıp onun derinini görebiliyor.


İhsan’la Temmuz tanışmadıkları halde birbirlerini rüyalarında görüyor. İnanır mısınız böyle şeylere?Tabii ki inanırım. Rüyalar bastırdığımız taraflarımız. Birtakım duygularımız, özümüz kendini ortaya atacak bir yol buluyor. Temmuz’la İhsan’ın rüyayla karşılaşması da böyle bir olayın içine dahil olma enerjileri olduğuna işaret. Gerçekler can acıtıcı ama rüyalara inandığında onlar sana yardım ediyor. “Gerçek benim ipimde değil, ben rüyalara inanırım” diyor ya filmde, evet, bence de öyle. Üstelik gerçek dediğimiz, manipüle bir şey. Buna inanmamak ya da sadece buna inanıp hayata devam etmemek lazım. Yoksa çok mutsuz oluruz.

Sizce filmi izleyen bir engelli ve bir eşcinsel salondan hangi duygularla çıkar?

Çağan filmde ne engelli konusunu bir araç ya da ajitasyon unsuru olarak kullanılıyor, ne eşcinselliği. Filmin tek bir yerinde öğreniyoruz Temmuz’un eşcinsel olduğunu, o da İhsan’a söylediğinde. Ve bunun üstüne bir şey konuşulmuyor, son derece normal bir durum çünkü. Bence izleyenler bir eşcinselden ya da bir engelliden çok, sadece o duyguları, kişilikleri izleyecek. Toplumun insanların üzerine koyduğu yapıştırmaları görmeyecek, sonuna kadar özgürlük hali hissedecek. Seyirci, tutsaklaştırılmış iki ruhun dostlukla özgürleşmesini izleyecek.

Peki, sizce bir insan tek başına ‘tamam’ değil midir? Özgürleşmesi için illa +1 şart mıdır?

Bence hiç kimse yalnız olamaz. Mutluluğu, aşkı, herhangi bir şeyi paylaşmadan mutlu olamazsınız ki. 

Siz ne düşünüyorsunuz Türkiye’de eşcinsellerin maruz bırakıldığı durumlar hakkında?

Ben diyelim mavi renk pantolon giyiyorum, maviyi daha çok seviyorum renk olarak. Cinsellik de bunun gibi; bir şeye karşı duyulan sevgi, aşk… İnsanın içinden gelir ve bu seçimin kalıplara oturtularak başka yönlere çekilmesi hiç hoş değil. Herkes seçimlerini özgürce yaşamalı.

‘Çalıkuşu’na gelelim. Romanda olmayan bir karakteri oynuyorsunuz. Riskli mi yoksa seyirci karşılaştırma yapamayacağı için daha mı güvenli?

Benim için daha eğlenceli ve malzemesi bol bir durum. Tabii ki kitap karakterlerinde yaratacağın şeyleri bilmenin kolaylığı oluyor ama diğer türlü bilmediğimiz sularla yüzüyorsunuz. Bu farklı bir yaratım süreci ve bunu zaten seviyorum ben.

Selim çok ana hatta bir karakter, orijinalinde olmamasına rağmen, akışı sağlayan kişi.

Kötü karakter çünkü.

Sadece kötü olduğu için mi?

Ateşleyici öğeler, entrika unsuru lazım senaryoda. Tam Kamran’la Feride baş başa, Selim geliyor, her şeyi bozuyor. Seyirci seviyor, bu duruma kızsa da. O yüzden evet, Selim’in dinamizm kattığına inanıyorum diziye.

 

‘Ödenek vermiyorlar diye tiyatro bitecek değil’

En son geçen sene ‘Küçük Adam Ne Oldu Sana’yı oynadınız. Yeni oyun var mı?

Talimhane Tiyatrosu’nda Mehmet Ergen’le ‘Halk Düşmanı’nı yapacağız. İstanbul Tiyatro Festivali için de Oyun Deposu’yla bir oyun hazırlayacağız.

Ne düşünüyorsunuz Kültür Bakanlığı’nın muhalif tiyatrolara ödeneği kesmesiyle ilgili?

Ödenek vermiyorlar diye bu iş bitecek değil, inadına devam edecek. Tiyatro, özü ve savaşımı gereği muhalif olmaya devam edecek. Politika kısmına girmek istemiyorum ama beni ilgilendiren kısmı bütün tiyatrocuların mücadeleye devam edeceği…