Sevilmeyen insan'Model' ve biz cıvıklıklar

Sevilmeyen insan'Model' ve biz cıvıklıklar
Sevilmeyen insan'Model' ve biz cıvıklıklar
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Hoxton Galerisi’ni kapatan White Cube’ün ‘East London’dan neden vazgeçtiği, bunun bir trende dönüşüp dönüşmeyeceği, park manzaralı mekânına ne olacağı sorularıyla birlikte 2012 sona erdi. Bu arada White Cube Bermondsey’de, Antony Gormley’nin son dönem işlerinden oluşan ‘Model’ adlı sergi açıldı, büyük ilgi gördü. Serginin basın bülteninde, Gormley’nin galerinin fiziksel imkânlarına meydan okuduğu yazılı ve serginin bedeni mimari, mimariyi beden yoluyla anlamaya yönelik bir deneyim olmayı vaat ettiği.
1950 Londra doğumlu sanatçı, insanı sanatçı olmasa da kıskandırıyor. Bunun sebebi, sergiye adını veren , Model (2012), Güney Galeri’ye geldiğinizde karşınıza çıkıyor. Ufak bir imza töreninin ardından (‘şunu yapabileceğim, bunu yapamayacağımı anladım’ yazan kâğıt, galeri çalışanları ve siz arasında), içeri giriyor ve büyüleniyorsunuz. Bu kadar devasa bir şeyi bir sanatçı üretmeyi hayal edebiliyor, bunun sergileneceği bir alanın olacağını kestirebiliyor hatta bu alanın desteğiyle bunu hayal ediyor yahut üretiyor. Bu çok ayrıcalıklı ve özgürleştirici bir durum olsa gerek. Üstelik bu bir kamusal sanat ürünü değil. Bunu bir dağın tepesine, bir meydanın ortasına ya da bir enstitünün bahçesine dikmiyor. Bir kere dikmiyor Gormley birçok diğer eserine yaptığı gibi; Model’i yatay biçimde bize açıyor. Bunu yaparken de müthiş bir alan kullanıyor.
Yapının içine giriyorsunuz. Yapı ilk bakışta klasik bir Gormley eserini andırıyor. Küpler, dikdörtgen prizmalardan oluşmuş, bir figür. 100 ton çelikten yapılmış eser, hem bir heykel hem de bir bina olarak tanımlanıyor. Bir insan; ancak hiçbir noktasından bütünlüklü bir figür olarak görülemiyor. Bedenin derinliklerinde, karanlıklarında gezinti daha ziyade.
Uzun bir labirent gibi ama tam da labirent değil; onun gibi karmaşık ve ürkütücü değil. Giriş ve çıkışı olduğundan eminsiniz. Bu bir oyun değil, burası bir galeri olduğundan ve her şeyden önce bir kapanma saati olduğundan...
Fakat bir labirentten çok daha tekinsiz çünkü o metal yapının içine girdiğinizde yürürken ışık (eser bazı yerlerde gün ışığı alıyor, bazı yerler ise zifiri karanlık) ve tavanın yüksekliği değişiyor. Arada öyle alçalıyor ki sürünerek devam etmeniz gerekiyor. Buralarda cesaret edemeyip geri dönebiliyorsunuz.
Büyüleyici ve hüzünlü..
Gormley bir beden hayal etmiş, onu inşa etmiş. İçinde dışsal varlıkların dolaştığı ve ondan bir şey almaya çalıştığı, her ne kadar fiziksel olarak yapamasalar da… Çocukların hoplaya zıplaya gezdiği bir dev yapı. Bu hal bana, Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden Hayri İrdal’ın bir ara söylediği bir cümleyi anımsattı: “İçimde sevilmeyen insan vücudunun cıvıklıklarının bulantısı hâlâ devam ediyor.”
O rahatsız edici aydınlıktaki Güney Galeri’yi bir bulanıklık sardı sanki. Fena, sevilmeyen insan Model ve biz ziyaret edenler, içinden gelip geçen yüzlerce cıvıklıklarmışız gibi. Sanatçı kendi bedenini değilse bile ürettiği sevilmeyen bedeni, bulantılara, bize açmış gibi.
Gormley’nin bir dönüşüm yuvası olarak bedeni keşfine katkıda bulunmak adına büründüğüm cıvıklık görevinden vazgeçiyor, çıkıyorum içinden. Ancak o sevilmeyen insanın bulanıklığı bitmeyecek, 10 Şubat’a kadar White Cube Bermondsey’de sürecek. Büyüleyici ve biraz da hüzünlü.


    ETİKETLER:

    Londra

    ,

    sanat

    ,

    Oyun

    ,

    Galeri

    ,

    sergi

    ,

    klasik

    ,

    ,

    Karanlık

    ,

    BİNA