Sevişirken bile müzik yaparken yaşadığım tatmini yaşamıyorum

Sevişirken bile müzik yaparken yaşadığım tatmini yaşamıyorum
Sevişirken bile müzik yaparken yaşadığım tatmini yaşamıyorum
Bir zamanlar sahneye zorla çıkartılan Ceylan Ertem, şimdi bir konser makinası. Twitter'da Mevlana ile ilgili yazdıklarından Gezi'deki tavra hep bir tartışmanın içerisinde olan Ertem'i iki albüm arasında yakaladık.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Kırmızı paltosu ve kafasındaki çiçeklerle Hayal Kahvesi’ne girdiği anda içimden meğer Frida Kahlo yaşıyormuş diyorum. Sonra fark ediyorum ki şen kahkahalarıyla bana doğru yürüyen kişi Ceylan Ertem. Son aylarda kafamızı nereye çevirsek bir Ceylan Ertem konser duyurusuna rastlar olduk. Ertem aralık ayında tam 15 konser verecekmiş dile kolay! “Benim olayım canlı performans” diyen Ertem iki yıldır devam ettirdiği Sezen Aksu Tribute konserlerine devam ediyor. Twitter’da Mevlana ile ilgili yazdıklarından Gezi sürecinde sergilediği tavra hep bir tartışmanın içerisinde olan Ertem’i iki albüm arasında yakaladık. Konserlerinin artışından hayatına değen kadınlara ve sosyal medyada yarattığı tartışmalara varan uzun bir sohbete oturduk.
Herhangi bir mekânda neredeyse iki günde bir, bir Ceylan Ertem konserine rastlar olduk. Mabel Matiz’le bir otel odasında söyledikleri ‘Ütopyalar Güzeldir’ albümünden beri neler yapıyorsunuz?
Bir yıl şahane geçti. Üçüncü albümün şarkılarını ‘Ütopyalar Güzeldir’ albümü bittiği anda yazmaya başlamıştım zaten. Bekleme süresi olmadı. Şimdi üçüncü albümün bütün şarkıları hazır. ‘Soluk’ ve ‘Ütopyalar Güzeldir’e hiç benzemeyen, arabeski de içeren bir albüm geliyor. Ama ondan önce bir albüm daha var içinde şarkılarımın bulunacağı. Konserler devam ediyor. Zaten benim olayım canlı performans biliyorsun. Aralık programım çok yoğun.
Size olan ilgi son dönemlerde daha bir arttı sanki değil mi?
Eskiden öyle değildi aslında. Ayda üç konser falan veriyordum. Ama Gezi sürecinden sonra Türkiye ’nin her yanından çağırıyorlar. Aralıkta 15 konser vereceğim. Galiba bu dönemde muhataplarımla daha çok yakınlaştım. Onlar da müziğin hem iyileştirici hem yaralayıcı gücünü keşfettiler. Şimdi çok daha yan yanayız.
Özellikle Gezi direnişinden sonra konserlerinizde orada ölenleri anmanız sizi muhataplarınızla yakınlaştırıyor olabilir mi?
Benim her zaman savunduğum bir şey var, müzik sadece eğlence değildir. Gezi döneminde şehit olduğu zaman bizden konserlerimizi iptal etmemizi istediler. Ancak ben zaten her konserimde Atakan’ın da Ethem’in de Hrant Dink’in de ismini anıyorum, gözyaşı döküyorum. Ama bir şarkı sonra LGBT bayrağı açıp göbek de atabilirim. Kimse buna karışamaz. Müzik benim için bir terapi gibi. Sevişirken bile müzik yaparken yaşadığım tatmini yaşamıyorum. Müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda bir isyan, başkaldırı aracı olduğunu anladıkça insanlar “Evet biz gidelim, bizim için de terapi, biz de dans edelim ya da yumruk kaldıralım ya da ağlayalım” demeye başladılar. Gezi’nin bana böyle bir yararı oldu.
Sizi dinleyen kitlede bir değişim olduğunu düşünüyor musunuz?
Ben eskiden de konserlerimde devrimci bulduğum ya da çok sevdiğim büyük müzisyenlerin, sanatçıların adını andığımda alkış kopardı. Ama artık konserler “Her yer Taksim her yer direniş” sloganlarıyla bölünür oldu. Beni daha çok insanın anladığını hissediyorum. Aslında ben Gezi’den sonra dinleyeceğimiz albümleri çok merak ediyorum. Hükümet bu olaylar sırasındaki sanatçı tavrından rahatsız olmuş olabilir ama benim düşüncem esas şimdi üretilecek eserlerden sonra rahatsız olacaklar.
Aslında sizin ve isminizin birlikte anıldığı Birsen Tezer, Jehan Barbur gibi isimlerin şarkıları doğrudan toplumsal olayları konu almıyorlar…
Bizler bir dönem Grup Yorum gibi politik müzik yapmıyoruz ama dinleyenler şifreleri çözebilirse aslında pek çok şey söylüyoruz. Bu dönemin sanatçıları şarkılarında kör kör parmağım gözene yapmıyorlar.
İki yıldır Sezen Aksu Tribute konserleri veriyorsunuz ve hepsi de dolup taşıyor…
Sezen Aksu bana hayatım boyunca farkında olmadan o kadar çok yardım etti ki ben bu tribute ile kendimce ona teşekkürünü ediyorum. Ancak bir konserlik olarak düşündüğümüz proje iki yıldır devam ediyor. Bu konserlerde bilinen Sezen Aksu şarkıları söylemiyorum aslında kendi sevdiklerimi söylüyorum.
13 yıldır sahnedesiniz. Anima’dan başlayacak olursak müziğiniz epey değişime uğradı…
13 yıl önce Anima’nın kurucusu mızıkacı Tuncel Korkmaz zoruyla sahneye çıktığım zaman şarkıcı olmayı düşünmüyordum. Müzikoloji okuyordum ve yazı yazacağımı düşünüyordum. Kendi kendime gitar çalıp söylüyordum. İlk sahneye çıktığımda seyirciye bakamıyordum. Şarkılarımı orkestraya dönerek söylüyordum. Anima döneminde kabuğumdan çıktım. Ardından albümler geldi. Ömrüm boyunca kendi grubumla şarkılar söylemek istiyordum. Ama Anima dağıldı, ben ‘Soluk’u kaydetmeye karar verdim. Ardından ‘Ütopyalar Güzeldir’ geldi. Benim müzikte bir dönüm noktam yok ama hayatımdaki dönüm noktalarım müziğimi etkiledi. Aradan 13 yıl geçmiş, hayatımdan kimler gelmiş kimler geçmiş. Elbette çok değiştim. Ben Bülent Ortaçgil gibi hep aynı çizgide olan insanlara hayranım. Ama ben değişen biriyim.
Hep bir şeylere karşı çıkar gibi bir haliniz var…
Bu bir şeyleri anlatma derdi aslında. Edip Cansever ‘Anlaşılmak kimsenin olamaz’ der. Sezen Aksu da geçen gün bir röportajında şöyle demiş; “Mezarıma anlaşılmaktan öldü yazsınlar” Ben şimdi 30’larımdayım. Eskiden olsa herkese çok daha fazla cevap verirdim. Belki 40’larımda daha sakinleşmiş olacağım. Şu an ikisinin ortasındayım. Şimdiki çabam sadece çok yanlış anlaşılmamak.
Sizi etkilediğini düşündüğüm üç isim sayacağım. Onlar hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum: Amy Winehouse, Yıldız Tilbe ve Frida Kahlo...
Ben Amy Winehouse’u ‘Back to Black’ten önceki albümünde dinliyordum ve insanlar onu ‘Back to Black’te keşfedince çok bozuldum. Sonraki sürecinde iyice sinirlendim “Bu kadının hiç mi düzgün arkadaşı yok, ben keşke onun arkadaşı olabilseydim, onu bu adamdan kurtarsaydım” diye düşünüyordum. Öldüğünde çok ama çok üzüldüm. Çünkü bundan sonra ne yapacağını çok merak ediyordum. Yıldız Tilbe’yi Sezen Aksu’yla çalıştığı dönemden beri çok severim. Geçen gün ona bir tweet attım. O da bana bir cevap yazdı. Bir hayranı da “Bak Yıldız Abla, Ceylan böyle şarkılar söylüyor” diye benim videomu yollamış. O da “Aa kız Amy Winehouse’a çok benziyor, sonları benzemez inşallah” yazmış. Ben aslında Yıldız Tilbe’yi Amy Winehouse’a benzetiyordum, o da beni benzetmiş. Frida da kendimle çok özdeşleştirdiğim bir kadın . Benim için bunlar korkusuz kadınlar. Yıldız Tilbe’nin İsmail Türüt’ün yanında Kürtçe şarkı söylemesi, bir magazin muhabirine kilit bir cümle etmesi hepsi onun ne kadar akıllı ve cesur olduğunu gösteriyor.
Pek çok hastalığınız olduğunu duymuştum, doğru mudur?
Evet benim bu açıdan biraz zor bir hayatım var. Çok fazla hastalığım var ve agorafobim (açık alan ve kalabalık korkusu) var, dışarı çıkamadığım günler oluyor. Benim çocukluğumda dört-beş ay evden hiç dışarı çıkmadığım zamanlar oldu. O dönemlerde ben de birilerini dinleyerek iyileştim. Bu yüzden şimdi o isimlerin adını her zaman anıyorum. Bana dün hemşire bir kız Instagram’ıma “Yeni doğmuş hasta bebeklere seni dinletiyorum, belki inanmayacaksın ama kalp ritimleri normale dönüyor” dedi. Bunu duymak bana yaşama devam etme enerjisi veriyor. Muhtemelen âşık olduğum hiçbir adam bana bu kadar güzel bir cümle kuramaz.
Popüler olma meselesine nasıl bakıyorsunuz?
Popülizmi sevmiyorum. Her nabza şerbet biri değilim. Bu yüzden biliyorum ki ben hiçbir zaman çok popüler olmayacağım ve çok fazla kişi beni dinlemeyecek.

Mevlana’yı anlamamışlar


Twitter’da kırmızı rujlu bir semazen biblosunun fotoğrafının altına benim ‘gay Mevlanam’ yazınca sert tepkiler aldınız…
Ay sorma, Konya’ya alınmayacağım. O kadar aşırı tepkiler aldım ki gerçekten şaşırtıcı. Geçen gün Mersin’de bir adam karşıma dikildi. Ben de ona “Siz eşcinselliği hakaret olarak görmeye devam ettikçe ben özür dilemeyeceğim” dedim. Mevlana gay olabilir olmayadabilir de. Bu nasıl bir hakaret olarak görülebilir ki? Mevlana ve felsefesine çok saygı duyuyorum. Bu tepkiler onun felsefesini anlamadıkları anlamına geliyor. Mevlana “Ne olursan ol gel” diyor. Bana gelen tepkilere bak. Geçen gün de “Ne mutlu kardeşiz diyene” diye yazdım, onda da Atatürkçüler saldırdı.