Şeytanı gördü

Ağır Ceza ya da Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılananlar ya da orada duruşma izlemiş olanlar bilirler. Karşıda üç hakim vardır.
Haber: İSMET BERKAN / Arşivi

Ağır Ceza ya da Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılananlar ya da orada duruşma izlemiş olanlar bilirler. Karşıda üç hakim vardır. Üç hakim tarafından yargılanmak sanık lehinedir aslında. Çünkü bir kişi yanılabilir, hata yapabilir ama üç kişinin, en azından iki kişinin aynı fikirde olması hata oranını azaltır. Ancak yine de, üç kişilik heyet kararlarının zaman zaman 2'ye 1 çıktığına tanık oluyoruz. O bir kişi, 'azınlık kararı'nı ya da 'karara muhalefet şerhi'ni yazan insandır.
Hollywood'un bir madeni var. Adı, Philip K. Dick ya da bilimkurgu çevrelerinde kullanılan kısaltmasıyla PKD. Bu gerçekten tuhaf adam arkasında yüzlerce öykü ve onlarca roman bırakarak öldü. Ve Hollywood, bu madeni işlemeye devam ediyor. Önce Androidler Uykularında Mekanik Koyunları mı Sayarlar adlı öyküsünden uyarlanan Blade Runner / Bıçak Sırtı'nı izledik. Ardından Total Recall geldi. Şimdi sıra Azınlık Raporu'nda. Yazar öyküyü 1954 yılının aralık ayında tamamlamış. İlk olarak da 1956 yılının ocak ayında yayınlanmış öykü. Yıllar önce PKD'nin toplu eserlerini okurken öyküyü de okumuştum, şimdi başlayacak olan film sebebiyle bir kez daha okudum.
Nasıl bir hayat sürdü?
İyi bir bilimkurgu öyküsünün bence bir numaralı özelliği, daha birinci sayfasından sizi yarattığı o ortamın içine çekmesidir. Orada yabancı kalmazsınız, her şey size ikna edici gelir, sanki orası sizin doğal çevrenizdir. Öyküdeki 50 yıllık, yaşlı, şişman ve kel polis müdürünü (filmde Tom Cruise oynayabilsin diye gençleştirdiler herhalde adamı) bir görüşte tanırsınız. Kendi yarattığı 'ön - suç' sisteminin bekçisidir, koltuğunu ve sistemini kıskançça korumak için elinden geleni yapmaktadır ve yapmaya devam edecektir.
Yaratılan atmosfer tanıdıktır. Bir yanda Senato, bir yanda ordu ve bir yanda polis... Herkes iktidar için savaşmakta... Herkesin diğerlerinden gizlediği bir 'gündemi' var. Suç işleyecek olanları önceden tesbit etmeye ve suç işlenmezden günler önce potansiyel suçluyu yakalamaya dayanan 'ön - suç' sistemi öyküde sonunda temize çıkarılır. Sistem doğrudur ve doğru çalışmaktadır öyküde. (Filmde aynı sonucun çıkacağından emin değilim, malum böyle şeyler günümüzün 'siyaseten doğruluk' inancına ve yaygın insan hakları anlayışına taban tabana zıt.) PKD, öykülerinde bize tanıdık gelen atmosferleri bir çırpıda yaratırken acaba nasıl bir hayat sürdü? Bana en tuhaf gelen, neredeyse bir ömür boyu inzivada yaşayan bir adamın bu kadar güzel şeyler yazması, bu kadar iyi atmosfer yaratabilmesi. Kendi deyimiyle, hayatının neredeyse sonuna kadar evrenin 'düşman' olduğuna inanmış. Yani, evrendeki her şey, her insan ve her nesne, her atom esasen düşman. Ama neden sonra, hayatının son günlerinde bu düşmanlığın doğru olmadığına kanaat getirmiş yazarımız. Bunları söyleyen insan tuhaf değil de nedir?
Çocuklarının (iki kızı var PKD'nin) Barbie bebeklerine bakarken bir akşam dehşete uğrar. Barbie ve Ken'in tüketiciliği, sürekli onlara yeni kıyafetler alma zorunluğu yazarımızı kedere boğar. Ona göre Barbie ve Ken bebek değil, minyatür yetişkinlerdir. Barbie bir gece rüyasına da girer yazarın ve onu tehdit eder. PKD'nin ünlü öyküsü Perky Pat böyle doğar. Karısı zaten evde çalışmasına izin vermemektedir. O yüzden yakınlarda minik bir oda tutar. Her sabah evden çıkar, yürüyerek o odaya gider, her akşam döner. Bu, yıllar ve yıllar boyu devam eder. Yazarın anlatımıyla, bazen hava o kadar soğuk olur ki, daktilosunun şeridi bile donar ama o her gün 8-9 saat süren yazarlık mesaisine devam eder.
50'lerin başlarında başlayan yazarlık kariyerini 80'lerin başlarına kadar sürdürür PKD. Yazarlık, Amerika'da neredeyse tam günlük bir iştir. Çoğu yazar, çeşitli öykü dergilerine öykülerini satarak geçinir. Hem PKD hem de başka yazarların anlatımlarında gördüm, kullanılan deyim 'satmak'tır, yani yazarlığa, SANATÇILIĞA özel bir vurgu asla yapılmaz, öyküleri yayınlayan dergiler ise Amerikalıların yegane 'eğlencesi'dir, başka bir şey değil.
Öykü madeni
Geçinme zorunluluğu ve zorluğu yüzünden PKD'nin de aralarında bulunduğu bir sürü yazar fazlasıyla üretken olmak zorunda kalmıştır. Dashiell Hammet'ın bu kadar çok öyküsünün bulunmasının nedeni budur.
PKD'nin bıraktığı zengin öykü madeninde film olacak, mutlaka olması gereken daha bir sürü öykü var. Eminim Hollywood bu madenden daha pek çok öyküyü karşımıza getirecek. Yazarın gerçek yaşamdaki tuhaflığı, farklılığı öykülerinde de hemen ortaya çıkar. Total Recall'da, hafızaların yenilenmesi veya hafıza transferi sistemini normal, sıradan bir akıl düşünemezdi zaten.
Bütün bu tuhaflık içinde ayağı fena halde yere de basar PKD'nin. Bir gün yazı odasına doğru yürürken gökyüzünde metalden bir yüz görür. Bu, yazara göre 'şeytan'dır, hemen koşa koşa kilisesine gider, rahibe gördüğünü anlatır. O da görünenin şeytan olduğuna karar verir.
Yazar, bu metal yüzü görmeye devam eder zaman zaman. Neden yüzünün metal olduğunu vs. araştırır, en sonunda da kendisine görünen bu şeytanı yazarak beyninden çıkarmaya karar verir. Bir bilimkurgu - korku romanı klasiği olan Stigmata böyle doğar ve her yerde kitaptan nefret edilir ama önemli olan yazarın içindeki şeytanı çıkarmış olmasıdır.
Azınlık Raporu, esasen bize korkunç bir gelecek portresi çizer. Evet, son beş yılda sadece bir cinayet işlenmiş olması gerçekten büyük bir başarıdır ama 'ön - suç' kavramı aynı zamanda hukukun da tamamen rafa kaldırılması anlamına gelir. Böylesine hayal dahi edilemez olanı hayal etmek ve sonra da onu veri olarak kullanıp o atmosferde öykü yaratmak her babayiğidin harcı değildir.
Diğer insanlardan hayatı boyunca uzak durmuş bir yazarın, androidlerin insan olmayı özlemesini hayal etmesi de az şey değildir.
PKD hakkında daha yazılacak çok şey var ama bu yazıyı fazla uzatmamak en iyisi. Kim bilir belki bir gün bir yayınevi onun toplu eserlerini Türkçe basmaya karar verir, o zaman PKD'yi tanıyan, onun dünyasına aşina Türk okur sayısı daha da artar.