Sıcaklık ve samimiyet

Çok az senarist ve yönetmen ilkgençlik dönemini onun kadar içten anlatmayı becerdi.
Haber: ENGİN ERTAN / Arşivi

Çok az senarist ve yönetmen ilkgençlik dönemini onun kadar içten anlatmayı becerdi. Grunge müziğin en popüler olduğu dönemde o Seattle'lı bir grup gencin ilişkileri üzerine bir film çekmekteydi. Ayrıca kimse 70'lere ve rock müziğe onunki kadar duygusal bir saygı duruşu gerçekleştirmedi. Filmleriyle haşır neşir olan izleyiciler için, Cameron Crowe dendiğinde akla gelecek ilk özellik, samimiyet olacaktır herhalde. Gazetecilik geçmişi olan Crowe çok iyi bir gözlemci. Bu sebeple yazdığı senaryolar gerçekçi karakterler ve ufak detaylarla bezeli, gündelik hayattan alınma durumlar barındırıyorlar. Filmleriyse senaryonun özelliklerini gölgelemeyecek, sade bir görsel yapıya sahipler. Dolayısıyla ortaya izleyiciyle son derece iyi iletişim kuran, sıcacık filmler çıkıyor.
Mutlu olmak için gerekli her şey
Bir Cameron Crowe filmi izlerken, bahsettiğimiz sıcaklık ve samimiyetin etkisiyle kendinizi bazen ağlarken bazen de kahkahalar atarken bulmanız, yüzünüze gelip yerleşen tebessümü finale kadar yitirmemeniz mümkündür. Kısacası kendinizi mutlu hissetmeniz için gerekli her şey mevcuttur. Filmlerinde hiçbir duygu gerektiğinden fazla abartılmaz. Tıpkı hayatın kendisi gibi acı ve tatlı anlar bir aradadır. Bu gerçeklik ve hayata yakınlık, Crowe'un filmlerinin izleyici üzerinde yarattığı etkide önemli birer unsur. Ne de olsa hayata tutunmak için, hayatın nasıl bir şey olduğunu bize hatırlatacak filmlere ihtiyacımız var.
15 yaşında yazmaya başladığı müzik yazıları ile yeteneğini sergileyen Cameron Crowe, 16 yaşında Rolling Stone muhabiri olarak rock gruplarının turnelerine katılmaya başlamış. Yani gençlik günleri hayli zengin bir dünyada geçmiş. İlkgençlik dönemi de Crowe için son derece önemli. Sanırız Crowe bu dönemi, şanslıysan bir an evvel 'olgunlaşıp' kurtulacağın bir evre olarak görme hatasına düşenlerden değil. Bu yaşların kıymetinin, öneminin farkında ve belki de bundaki en önemli etken bir yeniyetmeyken yaşadıkları.
Belgesel kadar gerçekçi
Crowe'un yönettiği ilk film olan Say Anything... (Bizde yıllar önce Bana Sevdiğini
Söyle adıyla gösterime girmişti) bir gençlik filmiydi. Ama ne gençlik filmi... 1989 yapımı film, 80'lere damgasını vuran bu türe son noktayı koyacak kadar sağlamdı. Nefes aldığına, bir yerlerde yaşıyor olduğuna inanmamamız için hiçbir sebep olmayan karakterlere sahipti. Bu karakterlerin yaşantısından sunduğu kesitlerse neredeyse bir belgesel kadar gerçekçiydi. İzleyiciyi kısa zamanda içine çekiveren filmin eğlendirmesi de, yürek burkması da bir başka türlü oluyordu.
İlk filmi ile oldukça iyi bir çıkış yapan yönetmen, Singles (1992) ve Jerry Maguire'da (1996) kendisinden bekleneni vermeye devam etmişti. 2000 yapımı Almost Famous / Şöhrete Bir Adım ise sinemasında ulaştığı bir doruk noktası oldu. Otobiyografik özellikler taşıyan bu filmde Crowe, sinemasının ana elemanlarından her birini ustalıkla kullanıyordu. Karakterler, diyaloglar, oyuncuların performansları, müzik... Her biri kusursuzdu.
Kesinlikle farklı bir tat
Cameron Crowe yeni şeyler söyleyen bir yönetmen değil. Yine de onun filmleri, ne olursa olsun, farklı bir tat taşıyor. Ayrıca Crowe'un kategorize edilebilecek bir 'tür yönetmeni' olduğu da söylenemez. Kısacası kendisi kelimenin tam anlamıyla bir orijinal. Sanırız işin sırrı da yeniyetmelik döneminden kopup gelen duygusallıkta, baştan beri altını çizdiğimiz samimiyette yatıyor. Son filmiyle biraz farklı sulara yelken açmış olması muhtemel olan Crowe, kendi tarzını koruduğu sürece izleyici ile bu sıcak ilişkisini sürdürmeye devam edecektir. Adını bilen veya bilmeyen, dünya üzerinde bir sürü sinema izleyicisi de onu ve filmlerini bağırlarına basmaya...