Şiddet fetişizmi endişelendiriyor

Şiddet fetişizmi   endişelendiriyor
Şiddet fetişizmi   endişelendiriyor
10 yıllık genç ama pek çok açıdan rüştünü ispatlamış bir fotoğraf oluşumu Nar Photos. İstanbul Modern'de açılan sergileri 'Yolda' şerefine fotoğrafçı Orhan Cem Çetin moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide karşımızdaydılar. Onlar anlattı, biz dinledik. Konuştuk ve ağlanacak halimize hep birlikte (biraz da çaresizlikten) güldük...
Haber: ASLIHAN LODİ / Arşivi

Türkiye ’nin her açıdan zorlu üretim koşullarında ciddi etik kaygıları gözetiyor; bir yandan ‘yaşamak için’ kendi işlerini yürütüp bir yandan Nar çatısı altında ve gönüllülük ilkesine bağlı kalarak, kısacası ‘bağımsız ama beraber’ çalışıyorlar. Sanat fotoğrafçılığı ve foto muhabirlik arasındaki sınırları ortadan kaldırmak istiyorlar. Ajansın ilk günden beri üyesi olan Serra Akcan “Yan yana fotoğraf üretiyoruz. Kuruluş aşamasında hedefimizde Magnum vardı ama onlar gibi profesyonel çalışan bir ajans olamadık. Yavaş yavaş kendi yolumuzu çizdik. Bizi bir arada tutan fotoğrafçı olmamız değil. Ticari bir yapı değil bu. Nasıl bir pencereden bakacağız, neyi göstereceğiz gibi fotoğrafın dışına çıkan dertlerimiz var” diyor. Saner Şen, “Bir aradayken güçlüyüz. Destek oluyoruz birbirimize. Üretim anlamında da paylaşımlarımız önemli. Birçok yayın grubunun karamsar bulacağı ya da bir açıdan mesafeli duracağı projeler üzerine konuşup hayata geçirebiliyoruz. Bu da birbirimize daha çok bağlanmamızı sağlıyor” diye ekliyor.
İstanbul Modern’de 9 Kasım’a dek devam edecek olan sergileri ‘Yolda’, ekibin geçen 10 yıl zarfında Türkiye’de çektiği fotoğraf serilerinden ‘birbiri ile uyumlu’ karelerin seçilmesi ile hazırlanmış. Serginin küratörü ve İstanbul Modern’in fotoğraf bölümünün yöneticisi Sena Çakırkaya, hazırlık sürecini “Fotoğrafları gruplara ayırıp başlıklar altında toplamadık. Birbirleri ile organik bir şekilde bağlanmalarına dikkat ettik. Hangi fotoğrafların birbiri ile daha iyi çalışacağına baktık. Hepsi çok katmanlı konulara odaklanmış. Zaten Nar Photos’un yapısı da bunu gerektiriyor. Bağımsız, tutarlı, eşitlikçi, çizgisini bildiğimiz ve sevdiğimiz bir ajans. Bizim de 10. yılımız olması güzel bir işbirliği yarattı içerik anlamında da” sözleri ile anlatıyor. Sergide aslında hepimizi doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen ve hayatımıza dokunan hikâyeleri anlatan 75 fotoğraf ve yine ajansın multimedia arşivinden seçilmiş altı tane de video var. 

‘Sokak bizi çağırdı’

Yola çıkarken “Sadece haber fotoğrafçılığı yapacağız” gibi bir iddiaları ve niyetleri olmasa da geçen yıl Gezi zamanı çektikleri karelerle özellikle sosyal medyada bir tür fenomen haline geldiler. Söyleşide de konu dönüp dolaşıp Gezi’ye geldi. “Görsel anlamda bir şiddet fetişizmi oluşmaya başladı biraz ve bu da bizi endişelendiriyor” diyor Nar Photos ekibi. Yani alışık olduğumuz ve pek çoklarının yaptığı gibi kolayı seçip şiddetten beslenmiyorlar. Durumun farkındalar ve bu mecburi misyona biraz şüpheyle, biraz da kaygıyla yaklaşıyorlar. Kimi zaman gündeme göre görev dağılımı yaptıklarını, olayların şiddetlendiği günlerde fotoğraf çekerken yaralandıklarını, bazılarının ‘cephe gerisinde’ çalıştığını anlatıyorlar. Mehmet Kaçmaz “Daha önceleri 1 Mayıs’lar dışında protesto ve çatışma ortamı olmazdı. Olsa da kısa sürerdi zaten. Her şey birdenbire değişti ve biz de durumdan vazife çıkardık. Fakat ilginçtir ki; bir önceki sergimiz Depo’daydı ve konusu da bir açıdan İstanbul’un periferisindeki hayattı. Altı kişi bir yıl boyunca çok da bilmediğimiz İstanbul’u fotoğrafladık ve ‘Milyonluk Manzara’ (İletişim Yayınları, Mayıs 2013, 264 sf) kitabı çıktı o çalışmalar ışığında. Gezi de bir yanıyla şehrin sakinlerinin söz haklarına sahip çıkmasıydı. Yani biz bir anlamda Gezi’nin dinamiklerinden biri üzerine sakin sakin çalışırken kendimizi sokakta bulduk! Hem mental hem de fiziksel olarak çok zor bir sürecin içine girdik. Sıcak haber konusunda deneyimli değildik ama yaşananlara da kayıtsız kalamazdık. Sokak bizi çağırıyordu sonuçta. Fakat son bir yıl o kadar yoğundu ki başka bir şey düşünecek fırsatımız olmadı. Hiçbirimiz asıl yaptığı şeylerle ilgilenemedi…” Serra Akcan da Gezi zamanı yaptıkları çalışmalarla ilgili, “Olayların başladığı günlerdeki motivasyonumuz sonlara doğru değişti biraz açıkçası. Neyse ki çevremizdeki herkes cep telefonları ile belgeliyordu yaşananları. Galiba bu da bizi bir ölçüde rahatlattı. Çünkü sürekli çatışmanın içinde olmak insana ağır geliyor bir süre sonra” diyor.