Şimdi herkes kendi doğru yolunda...

Şimdi herkes kendi doğru yolunda...
Şimdi herkes kendi doğru yolunda...
Gül Ağırca... İsmini çıkaramadınız belki... 90'lar efsanesi Volvox grubunun davulcusu. İsmini tekrar gündeme getiren ise Şebnem Ferah'ın Bursa konserini ona ithaf etmesi. Ağırca'ya İtalya'da ulaştık.
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

“Şebnem’e (Ferah) mesaj attım. ‘Ben Türkiye ’ye geldim, Bursa’da konserin varmış, gelsem seni görebilecek miyim?’ diye. Çok sevineceğini söyledi ve yer ayırttı. Konserden önce görüşmedik, Kenan Doğulu sahneye çıkınca ben kulise gittim ve yıllar sonra ilk kez görüştük. Çok özlemişiz, kardeş gibiydik o zamanlar, çok güzel bir geçmiş var arkamızda...”

Bu sözlerle başlıyor Gül Ağırca’yla sohbetimiz. İsmini çıkaramadınız belki... Ağırca, Şebnem Ferah, Özlem Tekin, Buket Doran ve Ebru Bank’la birlikte, 90’lar efsanesi Volvox grubunun davulcusu. İsmini tekrar gündeme getiren ise Şebnem Ferah’ın 18 Ağustos tarihli Bursa konserini ona ithaf etmesi. “O an dünyanın en mutlu insanıydım” diyen Gül Ağırca’yı biraz daha yakından tanımak istedik.
5 Aralık 1972, Bursa doğumlu Gül Ağırca. “Anne tarafından Çerkesiz” diyor. Ailedeki tek müzisyen kendisiymiş. “Ne müzisyen var, ne rock’çı ne de sesi güzel olan biri.” Ailesini anlatırken, “Herkesin ailesi kendine şahane ama benimkiler ekstra şahane, beni her zaman desteklediler” diyor. Bunu söylerken de ‘her zaman’ı vurguluyor tonlamasıyla.
Gül Ağırca, Volvox’a dahil oluş hikâyesiyle devam ediyor söze: “1987 yılıydı yanılmıyorsam, 15 yaşımdaydım, stüdyoya gidip geliyordum davul çalışmak için. Şebnem de aynı stüdyoya geliyordu. Bir gün ‘Bizimle çalar mısın?’ diye sordu bana.”
“Çok sevinmiştim” diye anlatan Ağırca, “Bayıla bayıla çalarım” diye cevap vermiş Şebnem Ferah’ın sorusuna. Böylece Volvox’a dahil olmuş ve iki ay sonra Bursa Tayyare Sineması’nda ilk konserlerine çıkmışlar. “O geceyi net hatırlayamıyorum, heyecandan herhalde” diyor. Bütün arkadaşlar, aile eşrafı, herkes oradaymış o gece. Ağırca’da 90’larda epey meşhur olacak bir underground grubun ilk konseri olduğunu bilmeden, hafızasına iyi kaydedememiş bu konseri heyecandan.


Kemancı’dan emekliyim

Konserler başka şehirlerde hızla devam etmiş. Üniversite sınav sonuçlarının Şebnem Ferah’ı Ankara ’ya, grubun diğer üyelerini İstanbul’a savurması da kesememiş hızlarını. “Bazen Ankara’ya gidiyorduk provaya, bazen Şebnem geliyordu. Albümümüz yoktu ama çok fazla konser veriyorduk o dönem” diyor Ağırca.
Gruptan ilk kopan Özlem Tekin olmuş. Tekin, 1995 yılında solo albüm yapmaya karar verince, halihazırda binlerce teklif alan Şebnem Ferah da kendi yolundan yürüme kararı almış.
Volvox’un hikâyesi -herhangi bir alınma, kırılma, bozuşma olmadan- burada bitiyor. Ancak Gül Ağırca ve Şebnem Ferah’ın yol arkadaşlığı bir süre daha devam ediyor. Okullar bitiyor, 1996 Kasımı’nda, Şebnem Ferah ilk albümünü yayımlıyor. Bu sırada hâlâ birlikte çalıyor/ çalışıyor Ağırca ve Ferah. “Üniversiteden sonra uzun yıllar İstanbul’da kaldım. Şebnem’le de başka gruplarla da müzik yaptım, Indians diye bir grubumuz vardı, Teoman’ın eski grubu. Kemancı’da çıkardık” diye anlatıyor Ağırca, “Kemancı’dan emekliyim diyebilirim aslında” diye ekliyor gülerek.


İtalya’da yaşıyor ve çalışıyor


Üniversiteden sonra sadece müzik yaparak ve özel davul dersleri vererek geçinmiş İstanbul’da. Okuduğu bölümle ilgili hiçbir şey yapmamış uzun süre. Çok sonra Bursa’ya dönüp endüstriyel mutfak işi yapan bir firmaya girmiş. Türkiye’de birçok bar, restoran, otel için mutfaklar yapmış. Altı sene önce de, aldığı bir teklifi değerlendirip İtalya’ya yerleşmiş.
Şimdi İtalya’da otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firmada çalışıyor. Ancak Ağırca hayata leyleği havada görerek başlayanlardan. “Ekim sonu, üç yıllığına Brezilya’ya yerleşeceğim” diyor. İstanbul’dan İtalya’ya gitmeden önce biraz İtalyanca öğrenmiş, şimdi de Portekizce öğrenmek için uğraşıyormuş.
İtalya’daki hayatından memnun olduğunu söylüyor Gül Ağırca. Orada da küçük bir grubu varmış. “Ama ciddi bir şey değil” diyor, “öyle plajda, garajımızda filan çalıyoruz, İtalyan arkadaşlarımla.” Ancak birkaç şarkıdan fazla çalamıyormuş Ağırca, gençlik döneminden gelen bir rahatsızlık sebebiyle erken yoruluyormuş: “Diz ve kalça kemiklerimle ilgili yapısal bir sorun var ama bu benim yürümemi falan engellemiyor tabii. Davul çok zor bir alet, tek başınıza onca kiloyu kaldırıyorsunuz, taşıyorsunuz, ben de büyüme çağında o koskoca şeyleri kaldıra kaldıra kendimi çok yıpratmışım, şimdi bedenime özen gösteriyorum o yüzden.”
15 yaşında bir genç kızken ne olmuştu da davul çalmaya yönelmişti peki Ağırca? ‘Neden davul?’ yani? “Pink Floyd, Metallica, Deep Purple, Led Zeppelin falan dinliyordum, dinlerken bir baktım, davul çalıyorum şarkılara eşlik ederken. Bugün, İngilizce biliyor olmama rağmen birçok şarkının sözlerini bilmem, o zaman da öyleydi, sadece davula eşlik ediyordum.”


Davul çok zor


Bu sayede ergenliği de çok rahat atlattığını söylüyor Ağırca. Hatta bugünlerde, çocuk sahibi olan arkadaşlarına çocuklarını mutlaka müzikle ya da sporla büyütmeyi salık veriyormuş. Bu noktada sözünü kesip bir ailesi olup olmadığını soruyoruz: “Evli değilim ama İtalyan bir erkek arkadaşım var. Beş yıllık kalkınma planımızda bir evlilik projesi var. Şu ana kadar fırsatım olmamıştı ama artık çocuk da düşünüyorum” diyor ve ekliyor: “Aslında bütün çocuklar benim. Özellikle yazdığım çocuk kitabı ‘Küçük P’ink ve Büyük Dünyası’nın tanıtımı için okulları gezdiğim dönemde anladım bunu.”
Dağılan grupların ardından sormak âdettendir deyip o kaçınılmaz soruyu soruyoruz: Volvox’un bir gün tekrar birleşme ihtimali var mı? “Lafı bile geçmiyor böyle bir şeyin aramızda, zaten gerek de yok bence” diyor Ağırca. “Vaktiyle güzeldi. Şimdi herkes kendi doğru yolunda. Böyle iyi...”


Çocuk kitabı yazıyor


Evet, Ağırca’nın Türkiye’de MandolinYayınları’ndan çıkan bir de çocuk kitabı var. Ağırca beş kitaptan oluşmasını planladığı P’ink serisinin ikinci kitabını yazmış bile. “Devamı da gelecek” diyor. Hem de dünya genelinde... Kendi elleriyle resimlediği kitabını İtalyancaya da kendisi çevirmiş Gül Ağırca. “İtalya’da yayıncılık işleri çok zorda. Çok ciddi bir kriz var. Kendi imkânlarınızla bastırıyorsunuz kitapları. Kimse kapısını hiçbir yeniliğe açmıyor” diyor. Şimdi yeni hedefi ise Brezilya. Kitabının Güney Amerika’da da yayımlanması konusunda çalışacağını söylüyor. Ama asıl ve tek büyük hayalinin P’ink’in bir televizyon projesine dönüşmesi ve daha çok çocuğa ulaşması...