Şimdiki kadınları şımarık buluyorum

Şimdiki kadınları şımarık buluyorum
Şimdiki kadınları şımarık buluyorum
Tam yedi sezondur 'Basit Bir Ev Kazası' oyununu oynayan Günay Karacaoğlu ile bir araya geldik. Ünlü oyuncuyla kadın erkek ilişkilerine dair sohbetimiz biraz atışmalı geçti...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

‘Basit Bir Ev Kazası’ oyunu yedinci sezonunda. Oyunun bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?
Oyun ilk sezon bu kadar çok ilgi görmemişti ama Aysa Prodüksiyon işin arkasında durdu. Giden herkes de başka bir dostuna tavsiye etti. Bunda tabii Murat İpek’in kaleminin, oyunun kadın erkek ilişkilerini anlatmasının ve hepimizin bildiği, gerçek bir hikâye olmasının etkisi var.
Bu kadar yıl evliliğe dair bir oyunda oynayınca evliliklerdeki temel sorunlara da kafa yormuş olmalısınız.
Herkes bu ikili ilişkilere kafa yoruyor. Sanırım bizim sabır stokumuz bitti, takatimiz yok. O sana yanlış mı yaptı, “Haydi git o zaman ” diyoruz. Birey olalım, birey olalım derken fazla mı birey olduk diye düşünüyorum. Kimse kimseye muhtaç değil elbette ama aslında muhtaç olmamız lazım. Çok yalnızlaştık, güçlü olduk. Bu güç bana başarı gibi gelmiyor.
Eskiden toplumsal baskılardan dolayı kolay boşanılmıyordu şimdi bu ortadan kalkınca böyle oldu belki de…
Ama insanlar anlaşamasalar da birbirlerini seviyordu. Anlaşamadık, iki gün sonra aile mahkemesi… Babam ve annemin ailesi hep beraber yaşıyormuş, üç oğlan, üç gelin kocaman şato gibi bir ev... Elbette bu kadar insan arasında da anlaşmazlıklar olmuştur ama gece olduğu zaman herkes kendi odasına çekiliyor ve halloluyordu, yüzgöz olmak yoktu. Yengemler çıkıp bireyim, özgürüm, kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum demiyordu. Kaldı ki onlar da bireyler ve çok güçlüler. Kadın olarak ayaklarımız yere basıyor, güçlüyüz derken her şeyi birbirine karıştırdık. Gerçekten de erkeğe biraz saygı duymak gerekiyor. İlişkilerde kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilecek.
Bu son cümleyi açabilir miyiz?
Akşam olduğunda aynı yatağa giriyorsan, adama saygı duymak zorundasın. Adamla sürekli kavga edersen, o zaman yatak odası muhabbeti de kalkar. İlişki ve cinsellik o kadar birbiriyle örtüşen şeyler ki… Sosyal ortamda birbirini hiçe sayan karı-kocaların yatak odalarında da mutlu olamadıklarını görüyoruz. Herkes yerini ve görevini bilmeli bence. Hep diyorlar ya adam bana saygı duysun diye. E kardeşim sen de saygı duyulacak bir şey yap, adama saygı duy. Oyunda mesela, kadın mazlummuş gibi görünüyor. Ama hayır ben soruyorum sen o adama ne yaptın seni aldatmaması için? Evden dışarı çıkmaması için ne yaptın? Makyaj yaptın mı? Kocana saygı duydun mu? Yemeğini yaptın mı? Oyunda Songül karakteri “Adam her akşam üç tabak yemek yer” dedikten sonra “Zift yesin” diye ekliyor. E böyle yemek yaparsan o adamla mutluluğu yakalayamazsın ki. Sonra adam tabii ki sekiz yıl başka biriyle ilişki yaşar.
Burada kadını suçlamak acımasız bir tutum değil mi? Kadın evde oturup erkeğe yemek mi yapmak zorunda?
Kadın kendi evinin içerisinde ve kendi sosyal şartlarının içerisinde çok güzel mutlu olmayı becerebilir. Adam ne yapıyor ki? Dokuzda işe gidiyor 7’de işten geliyor. Sen evdeyken bir saat içerisinde evi derleyip toplarsın sonra gez toz, vitrin bak, pazara, altın gününe git… Sosyalleşeceğin birçok alan var.
Kadını çok pasifize ediyorsunuz gibi geldi bana? Kadın size göre sadece gezip tozan edilgen bir varlık mı?Hayır, kimse kadının üretimini durduramaz ki… Çok güzel çilek reçeli yapıyorsan, evden yapıp satabilirsin. Ev mantısı, ev baklavası… Var olmak istiyorsan her yerde olabilirsin. Dolayısıyla ben bunların hepsinin bahane olduğunu düşünüyorum. Biraz erkeklerin üzerine gidildiğini düşünüyorum.
Eskiden teorik olarak da böyle mi düşünüyordunuz yoksa yaşadığınız deneyimler mi sizi bu hale getirdi?Ben domestik bir kadınım. Oyunculuğu meslek olarak yapıyorum. Onun dışında evde çorba pişiren, yemeğimi yapan, beraber olduğum er kişiye gerçekten hizmet eden ve bununla mutlu olan, onun mutluluğuyla da mutlu olan bir kişiyim. Önceliklerim adamın önceliklerinden önce değil, onun yanında. Mutluluk tek başına olacak bir şey değil. Güzel bir yemek yaptığında iki kişinin de mutlu olması inanılmaz bir şey. Benim evlilikte beceremediğim bir sürü başka şeyler var, o ayrı… Ya da karşı tarafın beceremediği şeyler olmuş olabilir. Ama bir evde iki kişinin mutlu olabileceği şeylerin ne olduğunu iyi biliyorum. Eskiden böyle mi düşünüyordum bilmiyorum ama şimdiki kadınları biraz şımarık buluyorum.
Yemek yapmak elbette güzel ama yemek yapmak kadının göreviymiş gibi bir algı oluşması sizi rahatsız etmiyor mu?
Aa yok! Zaten eline sağlık demeden sofradan kalkan bir adamla evlenmezsiniz…
Evlendiğiniz anda erkeklerin kadından yemek yapmayı beklemesi garip değil mi?
E tabii yapacaksın. Adam mı takıp önlüğünü patates soysun?
Olmaz mı?
Olmaz.
Neden?
E yapamaz ayol.
Neden yapamasın bütün ünlü şefler erkek…Onlar para kazanıyor bu işten… Bana göre yemek yapmak bizim görevimiz. Çocuk doğurduğumuzda sütü babası vermiyor ki. Anne olarak besleme görevi bizlere verilmiş. Ayarını falan biz biliriz… Elbetteki on gün siz yemek yapıyorsanız üç gün o yapacak, yapamıyorsa da dışarı yemeğe götürecek… O gün hiç havanda değilsindir, yemek yapmazsın. Kadın sürekli patates soysun yemek yapsın demiyorum ki. Ama yemek falan güzel paylaşımlar bunlar. Şimdilerde sofra kültürümüz bitti.
Siz yaşamak için mi oyunculuk yapıyorsunuz yoksa oyuncu olmak için mi doğmuşsunuz?
Yok valla yaşamak için oyunculuk yapıyorum. Oyuncu olmak için doğmadım. Oyuncu gibi yaşamak benim tercihim değil ve ben bunun bir risk olduğunu düşünüyorum. “Oyuncuyum deliyim”, “Oyuncuyum çapkınım” gibi çıkışlar bana kötü geliyor. Ben oyundan çıkınca evime geldiğim zaman normal Günay’ım. Arkadaşlarımla sürekli oyunculuktan bahsetmiyoruz. Eğer bu çizgiyi çizmezseniz bu sizi çok yalnızlaştırır. Biz hocalarımızdan bunu öğrendik. Bir marangoz ne kadar güzel büfe yaptım diye üç ay etrafta dolaşmıyor.
Dizilerde daha az yer alıyorsunuz. Bu mesafenin nedeni nedir?
Şu ara hem ‘Basit Bir Ev Kazası’ var hem ‘Şenlikli Limonata’. Benim gibi vesveseli kadınlar için hem dizi hem tiyatro zor oluyor. Yapmadığım şey değil ama çok telaş yapıyorum. Bu sezon dizi işine bulaşmamışken hiç bulaşmayayım dedim.
Hayatınızı tiyatrodan kazanan biri olarak tiyatrolara getirilen yasaklarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Biz Aysa Prodüksiyon olarak bir baskı hissetmiyoruz ama bu yasaklardan elbette ki rahatsızım. Şunun bilinmesi gerekiyor ki tiyatroda kimse kötü bir şey yapmıyor. Bir metinde çıplaklık yer alması gerkiyorsa yer alır. Ben bir oyuncu olarak özgür iradeye, tiyatronun büyüsüne el uzatılmasına izin veremem. Benim en çok rahatsız olduğum şey tiyatro sahnesinin olmaması. Tiyatro var ancak onu oynayabileceğimiz sahnemiz yok. Allah’tan AVM’lerde sahne mecburiyeti geldi de oralarda oynayabiliyoruz. Olan sahneler ya otel oluyor ya otopark. Yasak koyuyorlar da oynayabileceğimiz tiyatro yok, neyin yasağını koyuyorsun? Artık neredeyse evlere gideceğiz oyunlarımızı oynamak için.

‘Oğuz Aral’ın evinde oynadık’

Şevket Çoruh’la açık aile diye bir oyun oynuyorduk. Oğuz Aral da bizim hocamız. Oyuna çağırıyoruz ama gelmiyor. “Ben yaşlı başlı adamım siz gelin” dedi. Biz de tamam dedik, bir bavulla Hoca’nın evine gittik. Oyun zaten bir evde geçiyordu. Bir sürü akademisyenleri falan çağırmış onların karşısında oyunumuzu oynadık. Sonra da bavulumuzu alıp kendi evimize dönmüştük. Türkiye ’de bu evde oyun olayını gerçekleştiren ilk olarak Şevket’le bendik.