Şimdilik yeraltındalar

Onları her yerde göremezsiniz. Millet 'çalıp oynarken' onlar muhtemelen Beyoğlu'nun ara sokaklarındaki bir barda, bir stüdyoda ya da evde bir araya gelip müzik yapıyorlardır.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Onları her yerde göremezsiniz. Millet 'çalıp oynarken' onlar muhtemelen Beyoğlu'nun ara sokaklarındaki bir barda, bir stüdyoda ya da evde bir araya gelip müzik yapıyorlardır.
"Şarkılar iyi ama biraz daha ut koyun," önerileri/dayatmaları arasında, inandıkları müziği yapmak için uğraşan ve ister istemez yeraltında yaşayan alternatif müzik grupları, ümitlerini kaybetmiş değiller.
Sadık dinleyicilerinin bulunduğu küçük mekânlardan çıkıp da büyük mekânlara açıldıklarında nelerle karşılacaklarını biliyorlar ama bu onları yıldırmıyor. 20'li
yaşlarını süren müzisyenlerden oluşan Dew, Gripin, Josephine, Suitcase ve Tik Tak, alternatif müzik yapan ve müziklerini
kabul ettirmek isteyen gruplardan sadece beşi...
Gripin
Gripin adı nereden çıktı?
Birol: Yolda giderken yanımızda Gripin fabrikası gördük ve Gripin olsun dedik.
Evren: Bir de Gripin kadınının yüzünde bir hüzün vardır, derin bir kadındır. Gripin'in de öyle bir felsefesi oldu. Bestelerde, arkada dinamik bir şeyler var ama sözlerde bir hüzün var. O kadınla, bir yerde örtüşüyor.
Kaç senedir beraber çalıyorsunuz?
Evren: 2.5 senedir. Birol'la ben, beş-altı senedir bereberiz.
Sizi en çok kim etkiledi?
Birol ve Evren: Jeff Buckley
Nerelerde çaldınız?
Kemancı'da çaldık. Bronx'ta 2.5 senedir çalıyoruz. Bar Fly'da çaldık.
Planlarınız nedir?
Birol: Roxy Müzik Günleri'ne ve Şarkını Söyle yarışmasına katılacağız.
Azınlığa hitap etmekten rahatsızlık duyuyor musunuz?
Murat: Bar ağzına kadar dolu yani... (Gülüyorlar) Ama bestelerde ne olur bilmiyorum.
Albüm çıkardığınızda Türkçe müzik yapacaksınız ve cover çalmaya benzemeyecek. Hatta geniş bir kitleye ulaşmak için taviz vermek zorunda kalabilirsiniz.
Evren: Bu düşündüğümüz bir konu. O noktada biz seçici olmak ve popüler plak şirketleri yerine idealistlerle çalışmak istiyoruz. Ama diğer yandan bir amacınız var ve insanlar tarafından tanınmak istiyorsunuz. Burada bir ikilem oluşuyor.
Birol: Ara yolu bulmak gerekiyor.
İkinci işleriniz var mı?
Murat: Mimar Sinan İç Mimarlık'ta öğrenciyim.
İlker: İstanbul İngilizce İktisat.
Birol: Yıldız Metalurji Mühendisliği
Burak: Sakarya Metalurji Mühendisliği
Evren: Ben bir web tasarım şirketinin ortağı ve kreatif direktörüyüm.
Müziği bırakıp kendi mesleğinizi sürdürmeyi düşünüyor musunuz?
İlker: Bunu düşünmek bile istemiyorum.
Birol: Albüm yolunda ilerlersek, çok kısa vadede öyle bir şey düşünmeyeceğiz.
Hiç kavga ediyor musunuz?
Hiçbir zaman.
Dew
Dew'u kurmadan önce neler yapıyordunuz?
Özlem: '91'de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na girdim. İlk sene viyolonsel çaldım, sonra arpa geçtim. 10 sene çaldım ve bıraktım. İsviçre ve Bursa'da kayıtlarım oldu.
Tansu: Ben eskiden beri gitar çalıyorum. Evde, bilgisayarda kendi aranjelerimi yapıyordum. '98'de Singapur'a gidip iki sene ses mühendisliği okudum. Geldikten sonra Serkan ve Özlem'le Dew'u kurduk. Serkan küçüklüğünden beri piyano çalıyordu. Prestij Müzik'te aranjör asistanı olarak da çalıştı.
Neden Dew (çiğ) ismini seçtiniz?
Tansu: Hem yumuşak bir isim hem de melankolik bir havası var.
Şarkıları kim yazıyor?
Tansu: Sözler İngilizce ve Özlem yazıyor. Müziği Serkan'la ben yapıyoruz.
Albüm çıkarmaya karar verdiğinizde suratınıza çok kapı kapandı mı?
Tansu: Evet. Parçalar için "Güzel, ama biraz daha ut, ney koyun," dediler. Biz müziğimizle mutluyduk, o yüzden yurtdışına gönderdik. Almanya'da, Ünal Yüksel'in sahibi olduğu Ypsilon prodüksiyon şirketi ile anlaştık. Albüm mayısta Almanya'da çıkacak.
İşin burada ciddiye alınmayıp orada ne kadar ciddiye alındığını gördük. Kimse burada size 28 sayfa kontrat imzalatmıyor.
İlerisi için endişeleriniz var mı?
Özlem: Ben bir yerlere geldikten sonra oyuncak olmaktan korkuyorum. Prodüktörümüz çok iyi. Ama işler geliştikçe kişiliğimizi kaybetmek istemiyorum.
Tansu: Burada istediğin müziği yapamıyorsun. Dinleyicisi yok. İnsanlar başka yollardan paralarını kazanıp müzikle kendilerini tatmin ediyorlar. Ben öyle olmak istemiyorum.
Planlarınız nedir?
Tansu: '40'lı-'50'li yılların parçalarını elektronik olarak yorumlayıp söylemek istiyoruz. Ayrıca Roxy Müzik Günleri'ne katılmayı düşünüyoruz.
Suitcase
Suitcase kaç yıllık bir grup?
Faruk: Grup beş yaşında ama biz altı aydır beraberiz. Bir tek Deniz, orijinal kadrodan.
İsminizi nasıl seçtiniz?
Deniz: Herkes aklına ilk gelen ismi söylesin dedik. Eski klavyecimiz Can
'Suitcase,' dedi. Biz de kabul ettik.
Bir araya geldiğinizde amacınız sadece müzik yapmak mıydı yoksa albüm çıkarmak istiyor muydunuz?
Faruk: Benim öyle bir isteğim yoktu. Albüm çıkarmak çok kolay bir şey ama iş onunla bitmiyor. Zamanlamanın, manevraların doğru yapılması lazım. Suitcase, Brit-pop grubu diye tanıtılıyordu. Şimdi çok orijinal,
alternatif bir grup olma yolundayız. Kendi şarkılarımızı çalmaya başladık.
Deniz: Sonuçta cover parçalar sound'umuzu belli etmiyor. Başkalarının parçalarını çalıyorsun, bu da kendin demek değil. Yeni kadronun güzelliği, herkesin kendinden bir şeyler katması.
Kaç senedir çalıyorsunuz?
Timur: 18 yaşında Kemancı'da çalmaya başladım ama 14 yaşından beri çalıyorum.
Faruk: 14 yaşında davulla başladım, 16 yaşında gitarist oldum.
Anıl: Benim 10 sene oldu. Vokalist olarak başladım, baktım ki olacak gibi değil, basa döndüm.
Deniz: Ben de davulla başladım. Sonra şarkı söylemeye başladım.
İkinci bir mesleğiniz var mı?
Deniz: Ben dealer'ım, İş Bankası'nda.
Faruk: Ben de gündüzleri bir müzik mağazasında çalışıyorum. Paramı oradan kazanıyorum. Hiç kimsenin ağız kokusunu çekmiyorum.
Anıl: Ben hep basçıyım.
Sadık dinleyicileriniz var mı?
Deniz: Geçen yıl, diğer işimle ilgili Ankara'ya gitmiştim. Saklıkent'te bir şeyler içerken beş kişi filan geldi yanıma, süperdi.
Şimdiye kadar nerelerde çaldınız?
Captain Hook, Peyote, Kemancı'nın her katı, Subway. Şu anda Buddha, Orta Kemancı ve Bronx'ta çalıyoruz.
İdolleriniz kimler?
Deniz: Ben David Bowie ve Martin Gore hayranıyım. İkisini birleştirip kafamda bir şey oluşturuyorum. Ama David Bowie tarafım, müzikte ilerlediğim ya da geriye gittiğim her adımda karşıma çıkıyor
Kavga ediyor musunuz?
Timur: 10 sene müzik yaparsın ama hiçbir şey konuşmamışsındır. "Oğlum ben sana kıl oluyorum," demezsen 10 senenin sonunda bir gün patlarsın. Biz birbirimize hemen patlıyoruz. Aramızda iyi bir elektrik var. Birbirimizi yargılayabiliyoruz, borç para alıyoruz, ortak bir şey yapmaya çalışıyoruz. Bir dakika çok Yeşilay'cı oldu. Aslında öyle değil yani. (Gülüyorlar)
Sonunuzun kim gibi olmasını istemezdiniz?
Timur: İki tane albüm yapıp maddiyat gibi saçma sapan nedenlerden dağılmak istemiyoruz.
Anıl: Biz şöhret olmak için müzik yapmıyoruz.
Tik Tak
Tik Tak nasıl kuruldu?
Erkin: St. Joseph'ten arkadaşım Yakup ve abisi Yusuf'la kurduk. Başta sadece cover çalıyorduk. Bir süre Captain Hook'ta çaldık. Daha sonra besteler çıkmaya başladı. Bir demo hazırlayıp Universal'a götürdük ve anlaşma imzaladık. Bu arada, hayat ve müzikle ilgili beklentilerimiz uyuşmadığı için kadroda değişiklikler oldu. Şu anda albüm için bekliyoruz. Sanat yönetmenimiz Nurdan Özçin, albümle ilgili süper tasarımlar
yapıyor. Çıkış parçası Tik Tak, zamanla ilgili olduğu için ona uygun bir sponsor arıyoruz.
Kaç senedir müziğin içindesiniz?
Erkin: 16 yaşında gitar çalmaya başladım.
Alper: Ben liseden beri davul çalıyorum.
Erman: Sekiz sene filan oldu.
Deniz: 11 yaşında başladım. Metronom falan yoktu, saniye tutarak Megadeth parçaları çalmaya çalışırdım.
İdolünüz var mı?
Alper: Korn'un davulcusu David Silveria, Tool'dan Danny Carey, Pearl Jam'den Matt Cameron.
Erman: Jaco Pastorius, Gürol Ağırbaş.
Deniz: Erkan Oğur, Pat Metheny.
Satış kaygısı yüzünden şarkıları Türk milletinin dinleyebileceği hale getirmek sizde sıkıntı yaratacak mı?
Erkin: Şirketlerin, albüm daha çok satsın diye, şarkılarda Türk motiflerini kullanmak istediği bir gerçek. Müziğimizi geniş kitlelere kabul ettirmek istiyoruz. Mesela kemanı abartmadan kullanmak bizi rahatsız etmez. Alternatif kesim genişliyor.
İleride iyi bir dinleyici kitlemizin olacağına inanıyorum.
Sonunuzun kim gibi olmasını istemezdiniz?
Alper: Nirvana gibi dağılmayalım.
Deniz ve Erman: Evet. Erkin intihar etmesin. (Gülüyorlar)
Türkiye'de sadece müzikle değil yaşam biçimiyle de alternatif olmak, ciddi bir farklılık yaratıyor değil mi?
Erkin:Mutlaka fark var. Biz en çok eğitim sisteminden şikâyet ediyoruz. O kadar çok gelişmesi gereken konu var ki, uçurumlar hissediyorsun. Birçok kişi 'Bu ülkede ne işim var?' diye düşünüyor ama hepimiz burada bir şeyler yapmalıyız.
Josephine
Nasıl bir araya geldiniz?
Ozan: Biz aslında '88-'89 da, St. Joseph'de okurken ve daha gitar çalmayı bilmezken, Ali'yle grup kurmuş gibi yapardık.
Ali: Grup vardı, enstrümanlar yoktu.
Josephine ismini kim buldu?
Ali: İlk davulcumuz Kaan Sezgin,
"'Okula zaten kızlar alındı, oldu olacak grubun ismi Josephine olsun," demişti.
Kaç senedir Kemancı'da çalıyorsunuz?
Ozan: Haziran'da beş sene olacak. Birlikte '94'ten beri çalıyoruz.
Kendinizi bir cover grubu olarak mı görüyorsunuz?
Ali: Sonuçta kısa vadede, Kemancı ya da o tarz bir yerde piyasanın içine girebilmekti amaç. Cover çalıp bir yer edinmek istedik.
Nerelerde çaldınız?
Altay: Rock House, Sis, Kemancı.
Ali: Bir ara da Zaga'da.
Sonunuzun kim gibi olması sizde bir endişe yaratır?
Indians.
Emre: Adamlar 30 küsur yaşında ve hâlâ Kemancı'da çalıyorlar.
Siz ne yapacaksınız?
Ali: Albüm yapmak istiyoruz ama tarz olarak çok da idealist bir tavır içine girmek istemiyoruz. Gerçekçi olmak lazım, satış kaygımız olur. Çok farklı müzikler dinliyoruz ve ortaya ne çıkacak bilmiyorum.
Altay: Hepsinin karışımı bir şey çıkacak.
Dışarıda tanınıyor musunuz?
Altay: Beş senedir çaldığımız için mutlaka tanıyanlar oluyor.
Ali: İzmir'de tanıdılar.
Ozan: Bir mail adresimiz var. Oraya bayağı mesaj geliyor.
En çok kimden etkilendiniz?
Ali: Bon Jovi'den ve '80'lerin müziğinden çok etkilendik. O yüzden hâlâ Bon Jovi çalıyoruz mesela. Son dönemde çıkan gruplardan iyi olanları da benimsiyoruz.
Sizden 'yıllardır repertuvarını değiştirmeyen
grup' olarak bahsedenler de var.
Ozan: Doğru, o yüzden de değiştiriyoruz yavaş yavaş. Bazı şarkıların fanatikleri var.
Emre:Evet, sırayı ezberleyip geliyorlar.
Altay: "Sakın değiştirmeyin abi" diyenler de var, "Bıktık artık, bir daha asla gelmeyeceğiz," diyenler de... Ama geliyorlar.