SİNEMA

Kıdemli bir uyuşturucu satıcısının, yedi yıllığına hapse girmeden önce özgür olarak geçirdiği son 24 saati.
Haber: Yeşim TABAK / Arşivi

Oscar bahisleri açıldı
25TH HOUR
Y: Spike Lee O: Edward Norton, Philip Seymour Hoffman, Barry Pepper, Anna Paquin
Kıdemli bir uyuşturucu satıcısının, yedi yıllığına hapse girmeden önce özgür olarak geçirdiği son 24 saati.
ABOUT SCHMIDT
Y: Alexander Payne O: Jack Nicholson, Dermot Mulroney, Hope Davies, Kathy Bates
Karısını kaybeden ve emekli olan bir adamın, düştüğü boşluktan çıkıp hayatını yeniden anlamlandırma çabası.
ANTWONE FISHER
Y: Denzel Washington O: Denzel Washington, Derek Luke, Joy Bryant, Salli Richarson
Senarist Antwone Quantin Fisher'ın, hapishanede başlayıp bilumum zorlukla, aile ya da sevgi yüzü görmeden geçen yaşam öyküsü.
CHICAGO
Y: Rob Marshall O: Renee Zellweger, Catherine Zeta-Jones, Richard Gere
Bob Fosse'un New York ve Londra'da senelerdir sahnelenen müzikalinin film versiyonu (Chicago, aynı zamanda Madonna'nın sahnede rol almak için yanıp tutuştuğu müzikal).
FAR FROM HEAVEN
Y: Todd Haynes O: Julianne Moore, Dennis Quaid, Dennis Haysbert, Patricia Clarkson
Douglas Sirk filmlerine selam gönderen ve 1950'lerde geçen Far From Heaven, kocasını bir erkekle öpüşürken yakalayan bir kadının 'dramı'.
FRIDA
Y: Julie Taymor O: Salma Hayek, Alfred Molina, Geoffrey Rush, Ashley Judd, Antonio Banderas
Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo'nun biyografisi.
THE HOURS
Y: Stephen Daldry O: Meryl Streep, Julianne Moore, Nicole Kidman, Toni Collette
Michael Cunningham'ın bizde de yayınlanan kitabından uyarlanan film, üç kadın karakterin etrafında dönüyor: Virginia Woolf ve onun hem yaşamı hem de sanatıyla bağlantılı, farklı iki dönemden kadın.
THE PIANIST
Y: Roman Polanski O: Adrien Brody, Daniel Caltagirone, Thomas Kretschmann
Polanski'nin ilk kez korkunç çocukluk anılarıyla yüzleştiği Altın Palmiyeli film, Yahudi piyanist Szpilman'ın II. Dünya Savaşı sırasında, Krakow gettosundaki öyküsü.
PUNCH - DRUNK LOVE
Y: Paul Thomas Anderson O: Adam Sandler, Emily Watson, Philip Seymour Hoffman, Luis Guzman
Yedi adet acayip kız kardeşi yüzünden bir türlü normal bir sosyalliği ve aşkı bulamamış küçük çaplı bir iş adamının (tesisat malzemeleri satıyor) kapısı, nihayet aşk tarafından çalınıyor.
ROAD TO PERDITION / AZAP YOLU
Y: Sam Mendes O: Tom Hanks, Paul Newman, Jude Law, Daniel Craig
Üç hafta önce Türkiye'de gösterime giren film, gangsterlerin dünyasında geçen ve birbiriyle çakışan üç farklı baba-oğul hikâyesini anlatıyor.
AYRICA...
Yönetmenleriyle birlikte andığımız bu filmlerin de, Oscar'a bir yerinden
bulaşması olası görünüyor:
8 Mile (Curtis Hanson), Adaptation (Spike Jonze), Confessions of a Dangerous Mind (George Clooney), Gangs of
New York (Martin Scorsese), The Four Feathers (Shekhar Kapur), The Lord of the Rings: The Two Towers / Yüzüklerin Efendisi: İki Kule (Peter Jackson), White Oleander / Beyaz Zakkum (Peter Kosminsky), Catch Me if You Can
(Steven Spielberg)
* * * * * * * *
HARRY POTTER VE SIRLAR ODASI
Yönetmen: Chris Columbus Senaryo: J.K. Rowling'in romanından Steven Kloves Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Richard Harris, Maggie Smith, Kenneth Branagh, Alan Rickman, Jason Isaacs. Müzik: John Williams
Süre: 161 dk.
J.K. Rowling'in yaş ayırdı olmaksızın fanatizme yol açan fenomen roman serisi, sinemadaki ikinci raundunda kendini bir miktar toparlamış görünüyor. (Takdir edersiniz ki, ilk film Felsefe Taşı, kaçınılmaz ticari başarısına rağmen tam bir fiyaskoydu.) Her ne kadar 'Evde Tek Başına' Chris Columbus, seriyi düz bir aile filmi formatında yönetmeyi sürdürse de, bu kez daha tatmin edici bir atmosfer ve daha eğlenceli bir ton yakalanmış. İkinci macera Harry Potter and the Chamber of Secrets / Harry Potter ve Sırlar Odası'nda durum kısaca şu: Hogwarts Büyücülük Okulu'nda saklı bulunan ve çok büyük fenalıklar yaratabileceği rivayet edilen 'Sırlar Odası', yeniden açılıp kötülük saçmanın sinyallerini veriyor. Harry Potter ve arkadaşları her zamanki gibi kendi başlarına ipuçlarını takip ederken, yine bütün belalar Harry'nin etrafında toplanıyor. Bir şey daha: Bu bölümde, serinin, "çocuklar ne çabuk büyüyor yahu" geyiğini güzelce ballandıran bir mecra olduğu iyice ortaya çıkıyor. (Harry'den boru gibi bir ses tonu için, bir sonraki bölümü bekleyiniz.)
* * * * * * * *
Setler nasıl hazırlandı?
Harry Potter ve Sırlar Odası'nın sanat departmanı, 350 kişiye yakın bir ekipten oluşuyor. Bunlar arasında 25 sanat yönetmeni ve teknik ressam, dört set kostümcüsü, dört heykeltraş, beş portre sanatçısı ve iki sahne dekorcusu var. Filmin prodüksiyon dizaynı için yapılan hazırlıklar ve uygulaması yedi ay sürmüş. Prodüksiyon tasarımcısı Stuart Craig, bu dönemin ilk film Felsefe Taşı'na göre daha kolay geçtiğini, çünkü sıfırdan bir dünya yaratmak yerine, daha çok setleri geliştirmekle uğraştıklarını söylüyor. (İlk film için 96, Sırlar Odası için ise 59 set kurulmuş.) Daha şık hale getirilen çekim mekânları arasında Albus Dumbledore'un (Richard Harris) ofisi başı çekiyor. Filmin en görkemli mekânlarından, tüm öğrencilerle öğretmenlerin toplandığı Büyük Salon'un esin kaynağı, Oxford'daki Christ Church College. Her iki filmde de kullanılan salonun zemini, hakiki Yorkshire taşlarıyla yapılmış. Craig, "Normalde zemin de duvarlar gibi sıvayla yapılabilirdi, ancak yüzlerce çift çocuk ayağı altında sürekli olarak çiğneneceğini düşünerek gerçek taşla yapma gereğini hissettik," diyor. İnşası en çetrefil setlerden biri ise, yılanların ve Salazar Slytherin'in başlarının bulunduğu alan olmuş. Orijinali bir uçak fabrikası olan bu alanın yüksekliği, kitapta oldukça görkemli tarif edildiğinden, derinlik hissini yaratabilmek için alanın etrafı kazılarak siyah boyalı sularla kaplanmış.



Yalnızlığın absürd halleri
5. Uluslararası Uzakdoğu Filmleri Festivali'nde üç filmlik bir mini toplu gösterisi yer alan Tayvanlı sinemacı Tsai Ming-Liang, keşfe değer bir sinema diline sahip.
5.Uzakdoğu Filmleri Festivali'nin toplu gösterilerinden biri, Tsai Ming- Liang'a ayrıldı. Tayvanlı sinemacının, ilk önemli çıkışını yaptığı Aiqing Wansui / Yaşasın Aşk, Dong / Delik ve Ni Neibian Jidian / Orada Saat Kaç? olmak üzere, DVD kopyalarından gösterilecek olan üç filmi var programda. İstanbul Film Festivali'nde farklı yıllarda gösterilen He Liu / Nehir, Delik ve Orada Saat Kaç?'la buralarda da bir miktar tanınan Liang, özgün üslup avcılarının mutlaka göz atması gereken bir sinema diline sahip.
Yönetmenin temasal takıntıları epey klişe aslında. Kabaca, büyük şehir insanının yalnızlığı, yabancılaşması ve iletişimsizliğinden bahsediyor genellikle. Liang'ın ilginç yanı, kullanıla kullanıla suyu çıkarılmış bu çerçeveyi son derece farklı ve geniş biçimde ele alabilmesi. En belirgin özelliklerinden birinin, sanat sinemasının yüce klişelerinden 'diyalogsuz geçen uzun ve durağan planlar' olması bile, özgünlüğünü zedelemiyor. Zira uygulamada, işin rengi tamamen değişiyor.
Öncelikle, Liang'ın filmlerinde eşsiz bir mizah var. Bezginliği fazla depresifleşmeden, olduğu gibi kabullenmiş bulunan karakterleri o denli yalıtılmış bir durumda ki, karşı karşıya kaldıkları veya bizzat yarattıkları absürd durumları en çıplak haliyle kolayca yakalayabiliyoruz. Örneğin dakikalarca süren, diyalogsuz bir 'ailece yemek' sekansı, bir anda müthiş bir parodiye dönüşebiliyor. (Elia Suleiman'ın Kutsal Direniş'te başvurduğu mizahın çok daha inceltilmiş ve rafine halini düşünün.)
Liang, gündelik hayatın tekrarlarındaki, insanın tam anlamıyla ancak kendisiyle paylaşmaya fırsat bulduğu küçük ve saçma kişisel takıntılardaki absürdlüğü, hiçbir zorlamaya gerek kalmaksızın ortaya çıkaran mizansenler kuruyor. Tekrar ve takıntının en bariz örneklerinden birini kendi sinemasında da veriyor. Genç oyuncu Kong-Sheng Lee, yönetmenin toplam sekiz filminde önemli rolleri canlandırdığı gibi, bunların epey bir kısmında da aynı karakter adıyla, Hsia-Kang olarak karşımıza çıkıyor.
Liang'ın filmlerindeki karakterler, büyük şehire dair hayal kırıklıklarının birer özeti gibi. Yanlarından her gün binlerce insan geçip gidiyor, sözde şöyle güzelce içine karışılası rengarenk bir yaşam var ama, tek yapabildikleri, çalışmak ve yemek yemek. Seks hayatları hiçbir yere varmayan, manasız bir fiziksel yakınlığa girmekten ibaret (Nehir'de, baba ve oğlu, karanlık hamam ortamında birbirleriyle sevişmenin ucundan dönerler). Aşk hayatları da zaten ciddi bir kıtlık derecesinde. Aile fertleri ise birbirleri için adeta birer zombi. Bu ruhsuz yaşam şekli, kurtulması o kadar zor bir hale gelmiş durumda ki, örneğin Orada Saat Kaç?'ta, büyük umutlarla Paris'e tatile giden genç kız, güzel binaların dışında kayda değer en ufak bir pırıltı yakalayamıyor. Liang, kalabalığın ve renklerin ortasındaki renksiz yaşamlara en güzel vurgulardan birini de Delik'te, öykünün gerçekliğinin dışında ve ona kontrast duran müzikal sahneler kullanarak yapmıştı.
Velhasıl 1957 Malezya doğumlu Tsai Ming- Liang, bu yazıda göründüğünden çok daha ilginç, mutlaka keşfedilmesi gereken bir sinemacı. Enfes biçimde kadrajlanmış durağan planlarıyla, art arda dizilmiş güzel fotoğraf kareleri hissine mahal vermeden, üstelik aksiyona veya müziğe de başvurmadan, çok yoğun bir sinema duygusu yaratabiliyor. TV filmleri, kısa filmleri ve beş adet de uzun metrajlı sinema filmi var. 1994'te Yaşasın Aşk'la Altın Aslan kazanıp gezegenin uzak köşelerinde adını duyurduğundan beri de, önemli festivallerin gediklisi.
Festival, 1 Aralık'a kadar Ankara, 9-30 Aralık arasında İstanbul, 3-12 Ocak arasında ise İzmir'de. Tel: (0312) 490 51 40