Sinema belleğini kaybetti!

Sinema belleğini kaybetti!
Sinema belleğini kaybetti!
'Hiroşima Sevgilim', 'Amerikalı Amcam' ve 'Acı Hatıralar' gibi filmleriyle sinema tarihinin unutulmazları arasında giren Fransız yönetmen Alain Resnais, 92 yaşında veda etti. Yönetmenin son filmi geçen ay Berlin'de Altın Ayı için yarışmıştı.

Fransız Yeni Dalga akımının en önemli sinemacılarından birisi olan Alain Resnais, 92 yaşında hayata veda etti. ‘Gece ve Sis’, ‘Hiroşima Sevgilim’, ‘Amerikalı Amcam’, ‘Acı Hatıralar’ ve ‘Geçen Yıl Marienbad’ gibi filmleriyle dünya sinema tarihine yön veren yönetmenler arasına giren Resnais, son nefesine kadar üretmeyi sürdürdü. Yönetmen geçen ay düzenlenen Berlin Film Festivali’nde ‘Aimer, boire et chanter’ filmiyle Altın Ayı için yarışmış, ‘Alfred Bauer’ ve FIPRESCI ödüllerine değer bulunmuştu.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde çektiği bir kısa filmle yönetmenlik kariyerine başlayan Alain Resnais, savaş sonrasında yaşanan yıkım ve acılar üzerine kafa yoran entelektüel dünyanın içinde yer aldı. Bu dönemde büyük ufuklar açan Yeni Dalga sinemasının içinde yer aldı. Ancak, bu akımın öncü isimleri Jean-Luc Godard, François Truffaut ve Jacques Rivette’in de çevresinde toplandığı Cahiers du Cinema dergisinde yer almadı.
Başta ‘Hiroşima Sevgilim’ olmak üzere filmlerinde ağırlıklı olarak tarih, zaman ve bellek temalarına odaklanan Resnais, konularını çoğu kez edebiyat alanından seçiyor ve esrarengiz hikâye biçimleri, lirik kurgu seçimleriyle döneminin en kışkırtıcı ve çarpıcı çalışmalarına imza atıyordu. Usta yönetmenin zaman zaman deneysele kayan sineması kendisinden sonra gelen kuşaklar üzerinde büyük izler bıraktı.
1951 yılında ‘Pictura’ filmiyle Altın Küre’de özel ödül kazanan; 1959’da ‘Hiroşima Sevgilim’ ile BAFTA ödüllerine değer bulunan Alain Resnais Berlin Film Festivali ve Fransız sinema Ödülleri Cesar’da da bir çok kez ödüle değer bulundu.
2009 yılında Cannes tarafından özel ödüle değer bulunan yönetmen, bu festivalde 1980 yılında ‘Amerikalı Amcam’ ile Büyük Jüri ve FIPRESCI ödüllerini kazanmıştı. Bu büyük festivalde tam beş kez Altın Palmiye almak için yarışmıştı. Usta yönetmen 1948-2006 yılları arısında değişik filmlerle bulunduğu Venedik Film Festivali’nden ise farklı kategorilerde tam yedi ödül kazandı.


SİNEMADA ÇIĞIR AÇTI (Atilla Dorsay)
Sinemanın en genç yaşlı yönetmeni öldü. Son filmiyle geçen Berlin Film Festivali’ne katılan 92 yaşındaki Alain Resnais, son yarım yüzyılda sinema sanatını radikal bir biçimde yenileyen bir avuç yönetmenden birisiydi. İlk önemli filmi ‘Hiroşima Sevgilim’, bir yandan bellek ve hatırlama denen karmaşık olayı ilk kez bir filmin ana teması yapması ve de sinema ile şiiri emsalsiz bir biçimde kaynaştırmasıyla sinema tarihinde bir çığır açmıştı. O günden beri her filmiyle farklı bir şey denedi, hınzırlığı hiç ihmal etmedi. Şaşırtmayı hep başardı. Bir Alain Resnais, filmi izlemek sinema tarihinden bir yaprağı çevirmek gibidir. Son filmine kadar tüm yaşama sevincini koruyan, sanki ebedi gençliği bulmuş ve hep sürprizler vaat eden bir yönetmen için ne söylenebilir. Her halde Alain Resnais olmasaydı, sinema sanatı eksik kalırdı.

SİLİNMESİ İMKANSIZ İZLER BIRAKTI (Murat Özer)

Alain Resnais’nin ilk izlediğim filmi ‘Mélo’ydu, İstanbul Sinema Günleri sayesinde. Henüz başyapıtlarını göremediğim bu ustayı tanımak heyecan verici bir deneyimdi. ‘İnsanın içini görebilen’ bir yaratıcı sinemacıyı daha belleğime katmıştım, ki sonraki yıllarda ‘Hiroşima Sevgilim’ başta olmak üzere birçok önemli eserini izledim Resnais’nin. Ama ‘Mélo’, tetikleyici film olarak ‘özel’ konumunu korudu her zaman. Uyarlamalar konusunda hassas bir sinemacı olan Resnais, 1929’da kaleme alınmış bir Amerikan oyununun adaptasyonunda bu konudaki heyecanını ilk elden yansıtmayı bilmiş, biz sinemaseverleri de aynı oranda kışkırtmayı başarmıştı.
Yeni Dalga yönetmenlerinin ağabeyi kimliğiyle bu akımın içinde yer alan sinemacı, o noktaya gelene kadar çektiği kısa belgesellerle, özellikle de ‘Gece ve Sis’le bir adım önde olduğunu hissettiriyor, deneyimini genç meslektaşlarına aktarıyordu. Nazilerin toplama kampları üzerine yapılmış en etkili belgeseldi ‘Gece ve Sis’, soykırımı ajitasyona yer vermeden röntgenliyordu. Bu ve buna benzer filmlerle biriktirdiklerini uzun metraj yıllarına da aktaran Resnais, hayata ve insana ‘sol’ kanattan bakıyor olmanın getirdiği ‘vicdan’la vücuda getirdi sinemasını. Zaman zaman ‘soğuk’ olmakla eleştirildi ama o soğukluğun verdiği nesnellikle ‘doğru’ bakışı geliştirebildi, insanı ‘olduğu gibi’ yansıtma becerisini gösterdi.
91 yıllık hayatı boyunca silinmesi imkânsız damgalar vurmayı başaran Alain Resnais, belki daha çok ‘Hiroşima Sevgilim’ ve ‘Geçen Yıl Marianbad’da’ ile anılacak, ama benim için 1987 İstanbul Sinema Günleri’nde izlediğim ‘Mélo’ öncelikli olacak. Onu her daim Sabine Azéma, Fanny Ardant, Pierre Arditi ve André Dussollier ile birlikte hatırlayacağım...