Sinemada bıktıran reklam sorunu

Sinemada bıktıran reklam sorunu
Sinemada bıktıran reklam sorunu
Sinema salonlarında kimi zaman 30-40 dakikaya kadar uzayan reklam bombardımanı sinemaseverlerden büyük tepki görüyor. Cumhuriyet'ten Ceren Çıplak'ın haberini sunuyoruz...

CEREN ÇIPLAK/ CUMHURİYET - Sinema salonlarında filmlerden önce, bitmek bilmeyen, kimi zaman 30-40 dakikaya kadar uzayan reklam bombardımanına uğramak sinemaseverlerden tepki görüyor. “Film başlıyor!” spotundan sonra bile reklamlar uzun uzun akmaya devam ediyor.
Öyle ki film arasında bile reklam gösteriliyor. Arada tuvalete gidenler de, aynadaki sistemde reklamla yüz yüze kalıyor.
Televizyonda filmler olmadık yerlerinde ara verilerek bol reklamla izleyiciyle sunulurken, izleyici artık sinemada da rahat rahat film seyredemiyor.
Çok yüksek sesli ve uzun süreli reklam hücumuna uğrayan seyirci, sanat filmlerini izlemekte de zorlanıyor. Seyirciler sanat filmlerini, yan salondaki aksiyon filminin sesleri eşliğinde izlemek durumunda kalıyor.

Sinema eleştirmenleri ile yazarları da filmlere ara verilmesinin, bunun yanında aradan sonra bile reklam gösterilmesinin filme karşı işlenmiş bir cinayet olduğunu vurguluyor. Reklamların da “vahşi” bir biçimde seyircinin üzerine boca edildiğini belirtiyorlar.
Sinema yazarları, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde filmin ortasından kesilip ara verilerek seyirciyle buluşmadığını, bazı ülkelerde de en fazla 10 dakika reklam verildiğini söylüyorlar.
Sinemaseverler ise tepkilerini sosyal medyada ve bloglarda gösteriyor. Bir izleyici yazdığı yorumda yarım saat reklam izlediklerini, bunun üzerine salondaki seyircilerin de akış ve ıslıklarla tepki gösterdiğini belirtiyor.
Bir başka izleyici de “Ben artık seans başladıktan yarım saat sonra giriyorum salona! Tepki gösterenlere de; ‘parayı reklam izlemeye vermedim’ diyorum! Siz de öyle yapın!!!” diyor.
Sinema yazarı Sadi Çilingir de “reklamsız matine” şeklinde alternatif bir seans düzenlenmesini öneriyor.

NET KURALLARA BAĞLANMALI
Tunca Arslan (Sinema yazarı): Kuşkusuz ben de çok rahatsızım ama kişisel olarak salona “biraz” geç girmek dışında elimden bir şey gelmiyor. Salon sahipleri ve işletmeciler ise öncelikli olarak bu reklamlardan gelen paranın derdinde ki onlar da kendi açılarından haksız sayılmazlar. Bu iş net kurallara bağlanmadığı sürece yakın gelecekte salonlarda, tıpkı televizyonda olduğu gibi “reklam arası film” seyredecek olmaktan korkuyorum açıkçası. Aslında 1935’te çıkan bir kanunla uzun metraj filmlerden önce dokümanter ya da kısa film gösterilmesi zorunluluğu getirilmiş ama uygulama zaman içinde reklam gösterimine dönüştürülmüş. Kısa filmciler ve belgeselciler yasayla korunmuş bu haklarına sahip çıkarlarsa var olan tepkinin de desteğiyle olumlu adımlar atılabilir belki.

SEYİRCİ SESİNİ DAHA GÜR ÇIKARMALI
Uğur Vardan (Sinema yazarı): Valla bu “Reklam bombardımanı tablosu”nda, biz bazı şanslı sinemaseverler şükür ki “sinema yazarı” kimliğinin avantajlarından yararlanıyoruz. Çünkü malum, bize dağıtımcı şirketler “Basın ön gösterimi” düzenliyor ve bu ön gösterimlerde bir tane bile reklam izlemiyoruz. Dolayısıyla bu konunun birinci elden mağduru değiliz ama meseleye ilişkin o kadar çok şikâyet var ki... İşin içinde “kapitalizm” var, üstelik yaptırım da yok, bu durumda kurtuluş nerede? “Müşteri” konumundaki seyircilerin seslerini daha gür çıkarması gerekiyor sanırım. Hoş “Protesto eylemlerine girişseler” desek “Halkı sokağa dökmek” suçuyla karşı karşıya kalabiliriz!

SEYİRCİ PROTESTO ETMELİ
Ali Ulvi Uyanık (Sinema yazarı): Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde film ortasından kesilip ara verilerek sinemaseverlerle buluşmuyor. Bu bir cinayettir. Cinayet işleniyor. Film, arasız gösterilmelidir. Bunun tartışması olamaz. Film çok uzunsa nereden ara verileceğini yönetmen belirlemelidir. Film başlar ve biter, kesilmez, yoksa bütünlük bozulur. Film izleme zevkini öldürüyorlar. Bu konuyla ilgili olarak sinema işletmecileriyle konuştuğumda topu seyirciye atıyorlar. Bizim seyircimizin alışkanlıkları var, sigara vb. diyorlar. Reklam konusuna gelince sinema salonları reklamdan gelir elde ediyor. Gelir meselesi elbette önemli, ama bunu abartmadan yapmak lazım, çünkü bir de sabır denilen bir şey var. Seyirci şikayetçiyse sosyal medyada bloglarda yazmak yerine sinema salonlarının müdüriyetlerinin kapısına dayanmalı. Yetkililer karşılarında seyirci protestosu görmeli.

CİNEMAXİMUM’NDAN AÇIKLAMA: TÜKETİCİ DE İSTİYOR!
Türkiye ’deki sinema salonları içerisinde yaklaşık yüzde 30 bir paya sahip olan Cinemaximum Salonları’ndan yapılan açıklamada ise şöyle denildi:
“Dünyada ve Türkiye’de reklam artık kaçınılmaz bir olgu. Çok iyi çekilmiş bir reklam, sadece yayınlandığı mecrada değil tüketiciler tarafından sosyal medyada da yoğun bir şekilde paylaşılabiliyor, ilgi görüyor. Sadece bu bile reklama olan talebi çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Sinemada çoğunlukla iyi filmlerde reklam sürelerinin sıkıntısını yaşanabiliyor. Çok daha alternatif reklamlara müsait bir ortam olduğundan reklamlar kaçınılmaz ki artık tüketicinin de bu reklamları istediğini gözlemliyoruz.
İzleyicilerimizin uygun süredeki perde reklamları konusundaki endişelerinin farkındayız. Bunun yanı sıra reklam veren tarafında da, bizim izleyicilerimize ulaşmak için, çok yüksek bir seviyede ilgi görmekteyiz.
Zaman zaman bazı lokasyonlarda reklam veren talebinin yoğunluğunun, reklam arzımızdan fazla olduğunu da görüyoruz.”