Sinemada film gibi hayatlar

Biletiniz, mısırınız, yer göstericiye vereceğiniz bozuk paranız...
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Biletiniz, mısırınız, yer göstericiye vereceğiniz bozuk paranız... İki saatlik hayal dünyasına giriş için her şey hazır. Koltuğunuza yaslanıp keyfini çıkaracaksınız. Şimdiye kadar bunu pek çok kez yaptınız. Peki bu hayalin yaratıcılarını hiç merak ettiniz mi? Festivalin büyük bir hızla sürüp gittiği bu iki hafta içinde, kuyruklardan, bilet kalmış mı heyecanlarından kafanızı kaldırıp tüm bunların arkasındakilere bir bakmayı deneyin. Eğer zamanınız yoksa biz baktık, size anlatalım. Emek, Atlas, Sinepop, Beyoğlu ve Rexx'te artık birer sembol haline gelmiş müdürlerin, gişe memurlarının, makinistlerin, yer göstericilerin ve büfecilerin hayatlarına girdik. Ortaya film gibi hayatlar çıktı.
Çınar ağacı Emek
Modern, yatar koltuklu, biletleri bol sıfırlı, genç sinemaların yanında, görmüş geçirmiş bir bilge gibi selamlar sizi Emek Sineması. Emekçilerin ve emeklilerin çalıştığı bu sinemada ilişkilerin ne kadar içten olduğunu anlamak için uzun zaman geçirmenize gerek yok. Öncelikle Sinema Müdürü Hikmet Dikmen'in enerjisi, Emek'in yaşlanmasına izin vermeyecek kadar yoğun. Orada, kimimizin anne-babasından duyduğu, kimimizin de yaşama şansı bulduğu selamlaşmalarla, gülümsemelerle dolu eski Beyoğlu günleri var. Gerçek sinema tutkunlarıyla dolu olması, onu ister istemez diğer sinemalardan ayrı bir yere koyuyor.
Hikmet Bey, 1956 senesinde askerden gelip Emek Sineması'nda yer gösterici olarak çalışmaya başlamış. Emekli Sandığı'ndan sonra Turgut Demiray'la çalışmış. Şu anda ise çok sevip saydığı İsmet Kurtuluş'la çalışıyor. "Benle beraber bütün çocuklarım da emekli oldu. Kasiyerim, makinistim, kapı kontrolörüm, programcılarım emekli," deyince insanın aklına 'Kaç çocuğu var?' sorusu geliyor ama Hikmet Bey'in tüm çalışanlarına -uzun zamandır beraber çalıştıkları için
"Çocuklarım," diye hitap ettiğini öğreniyoruz. Festival'de 20 senelik emekleri var. "İlk yıllarda teknoloji bu kadar ilerlemiş değildi. Elektronik altyazılar yoktu. Heyecanla beklerdik çeviri nasıl olacak diye. Noksanlıklar olurdu, seyirciden tepkiler gelirdi. Şimdi o kadar rahatız ki. Tabii bu konuda Hülya Uçansu'nun, Ali Sönmez'in, rahmetli Onat Kutlar'ın, Atilla Dorsay'ın, Vecdi Sayar'ın ve daha bilmediğimiz, mutfağın içinde olan bir sürü kahramanın emeği var," diyen Hikmet Bey, festival seyircisi için de "Pırıl pırıl bir seyirci," diyor.
"Emek benim dünyam, mabedim," derken gözleri parlayan Hikmet Bey'in, sinemaya ve özellikle
de Emek'e karşı beslediği sevginin boyutlarını çok açık bir şekilde görebiliyorsunuz. Ve tabii neden bunca senedir bu sinemanın müdürü olduğunu da.
"Dua ediyorum Allah'a, sonumuz burada olsun diye," diyor. "Kaçtan kaça kadar buradasınız?" sorusunu "Hiç önemli değil, yatabilirim bile burada," diye yanıtlıyor. Bu, kutsal bir olay onun için.
İnsanların kendilerini evinde gibi hissetmeleri için her şeyi yapıyorlar.
"Tabii çok yeni, modern sinemalar açıldı. Bizde de her şey modern ama bizler yaşlı kaldık," diyor. Gösterime giren bütün filmleri izliyor. Sinema sevgisinin yanı sıra seyirci sorduğu zaman cevap vermek mecburiyetinde olduğu için.
Hikmet Bey'in eşi Naciye Hanım da bir
"emekçi." Fakat Hikmet Bey bu konuda tatlı bir şikayet içinde. Hatta anlattıklarını dinleyince gülmeden edemiyorsunuz: "Eşim sinemacı falan değildi, Tekel'den emekliydi; yanıma geldi, bağlandı kaldı. 'Evde kal, yemek yap,' diyorum 'Hayır ben buradayım arkadaş,' diyor. Sopayla kovalıyorum gitmiyor, bana mani oluyor. Hanımlara iltifat
edemiyorum," derken hem gülüyor hem de yanakları kızarıyor. Ama o da biliyor ki
"Sinema tutkusu, tozu, kokusu, insana intikal ettiği zaman, imkan yok bırakamaz." Bu yüzden de 10 seneden fazla zamandır büfede Naciye Hanım.
Zaten "Eşime yardımcı olmak için geldim,
bir daha da gidemedim," diyor Naciye Hanım da. Nedeni çok basit: "Alıştım, hoşuma da gidiyor."
Bilenler gayet iyi bilir, Emek'in program
şeflerinden (onlar aralarında böyle diyor, biz halk diliyle yer gösterici) Murat Aldemir vardır. Murat Bey, sinema aşkıyla başladığı mesleğini "Aşkın ömrü üç yıldır," diyenlere inat 20 yıldır sürdürüyor. Daha önce ise lunaparkta çalışıyormuş. 52 yaşında.
"Sevmeyen insan bu işi yapamaz," diyor. Sevgisine, onu küçüklüğünden beri tanıyan Hikmet Bey de şahit. "O zamanlar Lüks Sineması vardı, oradan çıkmazdı. Yıllar geçti, yanımızdan emekli oldu, boyunca kızı var," derken Murat Bey de "Hikmet Bey'in sayesinde," diyor.
"Vermezse canı sağ olsun"
Gelelim bahşiş konusuna... "Bu kadar az parayı kafamıza atacak" korkusuyla bilet uzatan izleyicilerin yüreğine su serpecek bir içtenlikle "Vermezse canı sağ olsun," diyor Murat Bey ve ekliyor "Bazı sinemalarda görüyorsunuz, adam seyircinin kolunu çekiyor. Bizde öyle bir şey yok." Hatta inanılması güç ama izleyicilerin gömlek hediye ettiği bile oluyormuş. "Siz bize iyilik yaptınız," diyerek.
17 yıldır Emek'te çalışan Hayrettin Akkoç ise "Emek'te çalışmak bir ayrıcalık," diyor.
"Buradan emekli oldum. İşverenimden, müdürümden, çalışma arkadaşlarımdan çok memnunum. Gerçekten bir aileyiz."
Camın arkasında...
Sinema girişindeki minik cam odada hayatı geçen Gişe Memuru Şükran Öztek ise üç senedir Emek'te ama 32 senedir bu mesleğin içinde. "Benim baba mesleğim zaten, makinistti babam. Bir girdim, pir girdim, bir daha da çıkamadım. Evlendim, ayrıldım, hep buradayım," diyor. Peki "camın arkasında" olmak zor olmuyor mu? "Bazen içim gidiyor tabii," diyor.
Emek'in diğer gişe memuru ise Güner Hergül. O da 25 yıldır Emek'te çalışıyor.
Selma Uçar ise fuayede, üst kattaki büfede, festivalden festivale çalışıyor. Naciye Hanım ablası, Hikmet Bey de eniştesi. "Emek mükemmel bir sinema," diyor.
Kapı görevlilerinin en eskilerinden İskender Karataş, 22 yıldır Emek'te bilet kesiyor.
"Güzel sinema," diyor. "Hikmet Bey'le çalışmaktan çok memnunum."