'Sinemada tek güç seyircide'

'Sinemada tek güç seyircide'
'Sinemada tek güç seyircide'

Çekimlerin gerçekleştiği Cihangir Rose Marine e teşekkür ederiz.

Bu haftanın öne çıkan filmlerinden 'Açlığa Doymak' ve 'Çakallarla Dans 2'de rol alan Didem Balçın'la sinema ve tiyatro hakkında konuştuk.
Haber: SİNEM SÖNMEZ / Arşivi

Bu hafta vizyona giren ‘Açlığa Doymak’ ve ‘Çakallarla Dans 2’ filmlerinde rol alıyor. Onunla kalmıyor, Çamur’dan Tiyatro’nun ‘Islah evi’ adlı oyununda rol alıyor. Oyunculukla çocukluktan beri haşır neşir, kendiyle, bedeniyle, her kadın kadar derdi olan bir kadın. Oynadığı filmin galasını heyecandan izleyemeyip, kalkıp koştura koştura Atlas Sineması’na gidip de ‘izleniyor mu’ diye meraklanmasıyla özet geçebilirim Didem Balçın’ı size.
Didem Balçın, ‘Açlığa Doymak’ta, kendiyle olan derdini bedeniyle çözmeye çalışıp aç kalan ve yine intikamını yemek yiyerek, aç bırakarak alan Burcu karakterini canlandırıyor. Kendi deyimiyle, “Kendinden memnun olmayan bir kadının bedeniyle çözüme ulaşmaya çalışması. Sorunu kendinden, yalnızlığından kaynaklanıyor ve çıkış noktasını güzellikle çözebileceğini sanıyor ve bedenini kullanıyor yalnızlığından kurtulabilmek için” diyor. Bakıyorum, güzelim kadın. “Onun da bedeniyle sorunu varsa benim de herkesin de olabilir” diye düşünüyorum. Ki o esnada devam ediyor; “Hiç senin Burcu gibi bir dönemin olmadı mı” diye soruyor bana. Kimin olmamıştır ki?
Bugüne dek pek çok dizide rol almış Balçın. Çoğunda da fettan kadınlarmış rolleri; ancak bu üzerine mi yapışır gibi derdi hiç olmamış. Ancak Açlığa Doymak’taki rolünü çok daha gerçek buluyor ve bu durumdan memnun. “Burcu’nun yaşadıkları her kadının başına gelmiştir, tanıdığın bir kadın Burcu. Zaten bu hayat bizi yavaş yavaş yalnızlaşmaya itiyor. Bir aşk acısı yaşadıktan sonra, o aşk acısıyla yeniden kendini var etmeye, çıkış yolu bulmaya ve bu çıkış noktasının da güzelleşerek olduğuna inanıyor. Zübeyr (Şaşmaz) bana Burcu’yu, üç yıllık ilişkisinin bittiğiyle anlatmaya başladı. O kadar hissettim ki onu o an. Ben de üç gün önce, üç senelik ilişkimi bitirmiştim. O sırada, zaten o duygu durumundaydım. Şans tabii Burcu’yla o dönem karşılaşmam.”
Altı yaşında TRT Ankara Radyosu’ndaki Çocuk Saati’ne girmiş. Babası TRT spikeri, anne eski Türkiye güzeli. Üniversiteye başlayana kadar da Çocuk Saati’nde haberler sunmuş, seslendirme yapmış. Oyuncu olmasını ailesi yönlendirmiş sayılır diye düşünsem de, “İçimden gelmese olmazdı diyor” Balçın . Çocuk Saati’nin disiplinli programının olgunluk dönemindeki etkisini merak ediyorum; o dönem onu işkolik mi yaptı, mükemmeliyetçi mi? “Sanırım ikisi de” diyor, “Ama bana kazandırdığı en önemli şey iş disiplini. Sekiz yaşındayken bize karneniz kötüyse buraya gelmeyin deniyordu.” Ne zulüm ama…
Balçın aynı zamanda, Çamurdan Tiyatro’nun ‘Islah Evi’ adlı oyununda rol alıyor. Bir gerilim komedisi olarak tarif ettiği oyunda, modern hayatın sterilliğine bir eleştiri var. Gelgelelim, oyun medyada, ‘bol öpüşmeli oyun’ olarak lanse ediliyor. Beni bir kadın olarak ne kadar rahatsız ettiğini söylüyorum, benzer tepkiler duyduğunu söylüyor. Keza, çıkan haberlerde oyundaki öpüşmeleri saymışlar. Balçın, “Aklımdan geçmedi biri öyle derler mi diye. Rahatsız olmuyorum da üzülüyorum. Mesela Firar’da oynamıştım, internette Didem Balçın’dan sevişme sahnesi, bacak şov diyor, niye benim için öyle bir şey çıkıyor, ayrıca olsa ne olur? Ailem izlemiş bir şey dememiş, birileri yazsa ne olur yazmasa ne?”
Peki anne-baba izleyince ne diyecek düşüncesi var mı? Babasının düşünceleri önemli ama annenin eleştirilerini daha objektif buluyor. Aslında baba otoriter, disiplinli. Ama öyle sevişme öpüşme sahnesine söz söyleyecek biri değil diye altını çiziyor: “Ağır bir sevişme, sahnem olmadı. Bir kere öyle bir teklif geldi bana, ben reddettim. Babam bize birdirbiri boynunuz kırılır diye oynatmazdı. İyi bir şey değil aslında. Kapalı bir kutuda yetişmiş oluyorsunuz.” O kapalı kutu, o steril ortamla, İstanbul ve mesleğinin tezatlığı güldürüyor ikimizi de. Ankara’dan İstanbul’a gelmek, ordan çıkıp buranın kaotik ortamına girmek sizi değiştirdi mi diye soruyorum, “Hem de nasıl” diyor. “2004’te geldim İstanbul’a, son iki yıldır kendime gelebildim diyebilirim. Çok zordu benim için. Ankara’da çok fazla sizi şaşırtan şeyler olmaz, ne yapacağınız, sizden mesleğinizle ilgili istenilen şeyler, ne alacağınız, ne zaman alacağınız, görev tanımınız bellidir. İstanbul öyle değil, İstanbul’da bugün bir iş olmadı diye üzülürken biraz sonra bambaşka bir işiniz oluyor, o ruh halini bile algılayamıyorsunuz. Bir diziye başlıyorsunuz, büyük heyecanla; üç bölüm sonra kalkıyor, Ben ilk dizim yayından kaldırıldığında karalar bağladım, iki gün yataktan çıkmadım bir daha bu işi yapamayacağım diye. Sonra üçüncü dizim kaldırıldığında artık kanıksamıştım.” 

‘Evde oturup iş bekleyerek hayatımı geçirmiyorum’
“Çok fazla işsizlikten yakınan oyuncu var. O kadar mezun veriyor ki oyunculuk okulları. Çok işsiz oyuncu var. Benim algılayamadığım şey şu, oyunculuğun sadece dizide oynamak, bir diziden para kazanmak olarak görülmesi beni çok şaşırtıyor.
Çünkü ben altı yaşından beri para kazanıyorum. Sunuculuk da yaptım, seslendirme de yaptım, ders de verdim, şirket açtım, amatör insanlara diksiyon ve drama dersi veriyorum o şirkette. Ben hayatımı dizi bekleyerek, evde oturup menajerimi neden bana hiç iş gelmiyor diye suçlayarak geçirmiyorum. Sürekli üretmek zorundayım. Oyuncu dediğin şey üretir ve bu yüzden bir insanın hayali dizide oynamak olamaz. Biraz kendinde aramalı insan.”
“Dizi seyircisinin yapabileceği bir şey yok, onlar diziyi seviyorlar ya da sevmiyorlar ama sevseler de sevmeseler de, ne kadar sosyal medyadan destek de verseler o dizi kalkacaksa kalkıyor. Ama sinema izleyicisi için bu geçerli değil. Sinema için bir şey yapabilecek tek güç seyircinin.” 

‘Oyunculuk sadece dizide oynamak değil’ 

“Korsan olayı ne yazık ki engellenemeyen bir şey ama salonda seyredersek sinema için bir şey yapmış oluyoruz. En kolay para olarak görüyor insanlar dizide oynamayı. Ben de öyle görüyordum, ailem de öyle, bu işle ilgisi olmayan insanlar için iki kare oynayıp bir sürü para kazanıyor diye algılanıyor oyunculuk.
Halbuki bu sektörün bir de geri planı var. Ruhunuzdan yıpranmışlığınız var. Dört yıl önce oynadığım diziden paramı alamadım ben mesela. Zor bir meslek oyunculuk, sadece dizide oynamak da değil.
O yüzden sinema filmlerinin daha çok olması gerektiğini ve seyircinin de sinema filmlerinin arkasında durması gerektiğini düşünüyorum.”