Sinemamızın 'âkil insanları'na açık çağrı

Bugün saat 16.00'da Emek Sineması için bir kez daha Taksim'deyiz. Yürüyüşe yedinci sanatın tüm emekçilerini bekliyoruz, zira yok edilen asıl sizin tarihinizdir.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Bu ülkenin en önemli sinemasal heyecanlarının başında gelen İstanbul Film Festivali’nin bu yıl da boynu bükük. Çünkü kendi tarihine bir anlamda yön veren, onca sinemaseveri yetiştirip kimini sinefil, kimini yönetmen ve oyuncu, kimini de eleştirmen eyleyen en önemli eğitim kurumu kapalı. Kapalı olması bir şey değil, yakında saçma sapan bir projeyle tarih sahnesinden silinmesi bekleniyor (daha doğrusu isteniyor), o kötü. Evet, her daim konumuz olan Emek Sineması’ndan bahsediyoruz. Yeni bir rantın kurbanı olmaya aday ihtişamlı bir yapı adasının parçası olmanın kaderiyle, Emek emekli olmayı bile hak etmeden yok edilme yolunda.
Bu duruma itiraz edenler uzun bir süredir eylemleriyle meseleyi kamuoyu vicdanına taşımaya çabalıyor. Karşı taraf ise ‘Ferman yazıldı bir kere’ diyerek sürekli top çeviriyor. Neyse, bu sürecin bilinmeyen yanı yok. Gelelim somut gelişmelere… Geçen hafta pazar günü saat 17.00’de bir grup vicdanlı insan (sayıları 300-400 civarıydı) Emek’in bulunduğu sokakta toplanıp sonrasında ‘moving’ yöntemiyle yeni projede üst katlara taşınarak ‘korunacağı’ iddia edilen sinemanın önüne doğru yollandı(k). Amaç, cuma gecesi açılışı yapılan festivali Emek’in önünde bir kez daha açmaktı. Sonrasında içimizden bazıları ‘Emek bizim, İstanbul bizim’ şiarına uygun olarak kendilerine ait binanın ne halde olduğunu yakından görebilmek için Emek’in içine, üst katlarına girdi. Sonrasında olay mahalline Çevik Kuvvet geldi, içeridekileri çıkarmak istedi, başlarındaki görevli (komiserdi sanıyorum) bunun yasal bir eylem olmadığını iddia etti vs. Sonuçta bir ara biber gazıyla müdahale etmesi beklenen emniyet güçleri de ‘âkil insan’ tavrı gösterdi ve eylem, sloganlar, konuşmalar ve müzik eşliğinde sona erdi.
Şimdi festival süresince ikinci eylem zamanı… Bugün saat 16.00’da Taksim tramvay durağında buluşup hepimize ait olan Emek Sineması’na yürüyeceğiz. Naçizane bu yürüyüş için geniş bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Yoklama var, ona göre!..

İlk çağrım son gelişmelerle ‘resmi’ bir kimliğe (‘Âkil İnsanlar’ kimliğine yani) de sahip olan Yılmaz Erdoğan’a. Sevgili Yılmaz, bugünkü Emek yürüyüşünde çok sayıda ‘Âkil insan’ olacak ama senin de burada olman gerekiyor. Malum bu yıl ‘Kelebeğin Rüyası’ gibi bir film çektin ve geçmişin tozlu sayfalarında kaybolmuş iki büyük değeri kendi yalnızlıklarında kurtarıp onca insanın haberdar olmasına vesile oldun. Emek Sineması da bir nevi günümüzün Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’suna dönüştürülmek isteniyor. Elimizdeki önemli bir kıymetken yok edilme, ortadan kaldırılma aşamasında. Üstelik filmindeki en güzel şeylerden biri 1940’ların Zonguldak’ını yaratmandı. Ne yazık ki içinden geçtiğimiz bu dönemde ‘Günümüzün İstanbul’u yok ediliyor. Geleceğin sinemacılarına öykülerine gerçek mekânlarda çekebilme şansını vermek adına bile Emek’i yaşatmak gerekiyor. Çağrım şudur ki. Bugün tüm ekibini, Kıvanç’ı, Mert’i -ki o bu yürüyüşlere alışkındır-, Belçim’i, Farah Zeynep’i, Ahmet Mümtaz’ı, Taner’i (ama o Bodrum’da olabilir) ve kadrodaki tüm arkadaşları, yapımcı Necati Akpınar’ı topla gel diyorum…
Çağrım bu kadarla bitmiyor. Emek’in ‘rahle-i tedrisat’ından onca isim geçti. Evet, her birinin kendine özgü bakış açıları, yaklaşımları, sinemasal dokunuşları vardı ama Emek’te izledikleri filmler de onlara cesaret verdi, umut aşıladı. Semih Kaplanoğlu (ilk eylemlerdeki gibi yine bekliyoruz), Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Nuri Bilge, Derviş Zaim, Pelin Esmer, Serdar Akar, Semir Aslanyürek, Tayfun Pirselimoğlu, (Emek’te birlikte onca film izlediğim) Yağmur ve Durul Taylan, Cemal Şan, Mahmut Fazıl Coşkun, Reis Çelik, Tomris Giritlioğlu, birlikte Antrakt’ı çıkardığımız Turgut Yasalar, Handan İpekçi, Çiğdem Vitrinel, Cem Yılmaz, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Onur Ünlü (‘Leyla ile Mecnun’ ekibini toplayıp gelsen ne güzel olur), Alphan Eşeli, Aydın Bulut, Orhan Eskisoy, Özgür Doğan, İlksen Başarır (zaten hep geliyor) Kudret Sabancı, Ömer Faruk Sorak, Tolga Örnek, Osman Sınav, Murat Saraçoğlu, , Ali Taner Baltacı, İsmail Güneş, Seren Yüce (o da hep gelenlerden), Emin Alper, Tolga Karaçelik (o da geçen hafta vardı), Togan Gökbakar... Abilerden Yavuz Turgul (Şener Şen’i de yanına alsan mesela), Şerif Gören, Erden Kıral, Yavuz Özkan, Nesli Çölgeçen, Tunç Başaran, Tevfik Başar ve de adını sayamadığım onca genç, orta ya da yaşlı kuşak temsilcisi yönetmen, sinema emekçisi... Ve de tabii ki oyuncular. Kadir İnanır, Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Tuncel Kurtiz (eskiden gelirdin), Ediz Hun (‘Çevreci’ olmak bugün aramızda bulunmayı da gerektiriyor)... Ya da Emek’te sık sık sahnede de görmeye alıştığımız isimler; Türkân Şoray’lar, Hülya Koçyiğit’ler, Fatma Girik’ler (kendisini Yalova’dan bekliyoruz), Filiz Akın’lar ve daha niceleri…
Sonuç? Gelirseniz seviniriz, zira asıl sizin tarihiniz yok ediliyor. Oradaki topluluk da sevinir, güç kazanırlar. ‘Emek direnişi’ne gösterdikleri emeğin karşılığının alındığını görürler. Nasıl derler, siz yoksanız bir eksiğiz… Bugün meydanda buluşmak üzere…
Not: Atilla (Dorsay) abiye yapılan saldırıyı Radikal adına kınarken meselenin bu noktaya gelmesinden duyduğumuz üzüntüyü de belirtmek isterim.