'Sınıf atlayan' Örümcek

1970'lerin sonunda TV için çekilen, Nicholas Hammond'lı Spider - Man filmlerinden herhangi birini izlemiş miydiniz?
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

1970'lerin sonunda TV için çekilen, Nicholas Hammond'lı Spider - Man filmlerinden herhangi birini izlemiş miydiniz?
İzlediyseniz, siz de Örümcek Adam'ın ne denli
bahtsız bir çizgi roman kahramanı olduğunu düşünmüş olmalısınız. Bayağı bir sefalet içine sürüklenmişti. Türkiye'deki sinema serüveni ise, Kaya Özkaracalar'ın 11. sayfadaki yazısında da görüleceği üzere, apayrı bir hikâyeydi. Durumunu, mrqe.com adresli sitedeki 3 Dev Adam eleştirisinden, ecnebilerin bakış açısıyla da tespit edebilirsiniz. Örümcek Adam'ın hâlâ en çok satan çizgi romanlardan biri olmayı sürdürmesi, sefaleti daha da yakışıksız hale getiriyordu. James Cameron bu boşluğu doldurmak ve Örümcek Adam'a ciddi para döküp 'sınıf atlatmak' için 90'ların başından
beri boşuna uğraşmıyordu. Gerçi proje sonunda Sam Raimi'ye nasip oldu ki, şikâyete ne hacet!
Hollywood'un fix yaz menüsünde başı çeken, aksiyon tabanlı, büyük bütçeli gişe filmlerinin çoğu kez barındırdığı kâbuslar malum; gerzeklik, vasatlık, ayarsızlık v.s. Raimi'nin 'kâbuslar'dan arınmış Örümcek Adam'ı, menünün cazip taraflarını sunuyor: Aksamayan bir tempo ve en kestirme tanımla eğlenceden mahrum kalmıyoruz. Örümcek Adam'ı kendi kategorisinde (A sınıfı Hollywood filmleri) başarılı kılan, şaşırtıcı olması değil. Aksine tam da bekleneni vermesi. Örümcek Adam ve benzeri filmlerin yola çıktığı yer de burası ne de olsa: talepleri karşılamak. Filmin mecrasına uygun biçimde seyircinin de, keşiften çok hayal kırıklığına uğramamakla ilgilenmesi doğal.
Bizzat Peter Parker
Raimi'nin filmi, haliyle en şüpheci kesim olan Örümcek Adam çizgi serisinin takipçilerini bile büyük oranda memnun etti. Tabii bu, yegâne kıstas değil; neticede bir filmden bahsediyoruz. Kaldı ki Örümcek Adam, çok temel bir unsurda çizgi roman köklerine bağlı. Önceki versiyonlarda imkânların elvermediği 'örümcek aksiyonu' her ne kadar bu filmin artılarından biri olsa da, bel bağlanan tek unsur değil öncelikle. Hiçbir çizgi roman, sırtını safi aksiyona dayayamaz.
Bir çizgi romanı sevdiren - çizimleri bir tarafa - karakterleridir öncelikle. Raimi ve senaryo yazarı David Koepp (Panik Odası, Görevimiz Tehlike) bunu es geçmemişler. Örümcek Adam'ın (Tobey Maguire), sade vatandaş Peter Parker'ın kendinden geçmiş hali değil, bizzat Peter Parker olduğu unutulmamış.
Haddinden fazla masum ve şaşkın yüzüyle rol için yadırgatıcı görünen Maguire'ın canlandırdığı karakter, içinde bulunduğu ironinin yeterince farkında görünüyor. Lise yıllarında okulun kendi halinde öğrencisi, sonrasında da kıt kanaat geçinen bir gazeteciyken, beri yandan bir süper kahramanlık kariyeri sürdürmesindeki abukluk karşısında çaresiz ne de olsa. Keza onun baş düşmanı Yeşil Cin / Norman Osborn rolündeki Willem Dafoe da, kötü adam mertebesi için iyi bir ayar yapmış, yani yüzündeki kalıp gibi maskeden görebildiğimiz kadarıyla.
Filmin genel anlamda tutturduğu mizahın ideal ölçüsü, kahramanlarını bizlere daha yakın ve cazip kılan anlık esprilere dayanmasından geçiyor. Bulmuşken üzerine gidilen, gereksiz gevşetici 'komiklik'lere sarılınmamış. Raimi ve Koepp, hikâyeyi akıtan ana serüvene sekte vurmadan, karakterleri tanımamız, Parker'la Mary Jane (Kirsten Dunst) arasındaki aşka inanmamız için yeterince alan bırakıyorlar. Özel efektler, sadece olması gereken yerlerde filmin içinde. Velhasıl Spider-Man, eksiği fazlası olmayan bir pop filmi. Gişe hasılatı için film çekmekle seyirci için film çekmek, neticede aynı kapıya çıkıyor elbette ama, hangisinin yol yordam hangisinin doğal sonuç olarak seçildiğine istinaden, kıldan da ince bir çizgide birbirlerinden ayrılabilirler de. Spider-Man bu noktada, seyirci keyfinin hizmetinde olmaya daha yakın gözüküyor. Ama bir 'yönetmen filmi' görmek istiyorsanız, yanlış adrestesiniz. Örneğin Batman, Tim Burton için biçilmiş kaftandı. Hatta Burton, kaftanı iyice üzerine oturtmak için çocuksulukla harmanladığı 'karanlık, gotik fantezi' anlayışının üzerine imkânlar elverdiğince gitmişti. Raimi'yle Spider - Man arasında böyle özel bir ilişki yok.
Steve Ditko ve Stan Lee'nin 40 yıl önce yarattığı çizgi roman serisiyle filmin detaydaki ilişkisine gelince... Kusurdan saymanın pek de mümkün olmadığı sürüyle fark var ki, topunu birden ancak "Spider - Man'le büyüdüm" diyenler saptayabilir. Parker'ı ısıran örümceğin radyoaktif değil de, 'genetik müdahaleli' oluşundan, kahramanımızın ilk aşkı olarak Gwen Stacey yerine MJ'in seçilmesine doğru uzanıp döküm yapmak serbest. Tabii bu arada, filmin gereksiz biçimde çeteleye dönmemesine dikkat!