Sınıf damgası...

Yüksek Topuklar'da 'Gündeliğin olağan ayrıntılarında görünen sınıf damgası'nın izini süren Murathan Mungan...
Haber: ŞEBNEM İYİNAM / Arşivi

Yüksek Topuklar'da 'Gündeliğin olağan ayrıntılarında görünen sınıf damgası'nın izini süren Murathan Mungan, bir önceki öykü kitabı Üç Aynalı Kırk Oda'da "Ne zaman içime biraz fazla baksam, yükseklik korkum depreşir" diyordu. Bakıyorum, Murathan Mungan babasının omzundan şehre ineli henüz on yedi sene geçmiş. Mahmut ile Yezida'nın otantik ruhundan, Nişantaşılı Nermin'e uzanan yolda, ancak on yedilik delikanlıların
vücudundan fışkıracak türden bir şehvetin gücü var ortada. Bir de, belki o gücü nötralize etmek üzere, üzerine geçirdiği siyah takımlar... Bakınız kampanya, kokteyl resimleri...
"Nerden baksan, ben düpedüz Mardin'den geldim. Çocukluğunda hafta sonları sergiye, klasik müzik konserine, tiyatroya giden büyük şehir çocukları gibi büyümedim.
İngilizce derslerine eczacının girdiği bir şehirde bitirdim liseyi. Kapattığım ara, önemli bir ara." Kesinlikle yirmi dört saati sanata ve kültüre ayarlanmış bir yaşam Murathan Mungan'ınki. Fakat, insanın yaşı ilerledikçe birinci tercihi sevgililerinin genç olması olmayabilir diye geçiyor aklımdan. Soruyorum ister istemez. Yapıştırıyor cevabı: "Aşk, duygu bakımından öylesine güçlü, kuvvetli bir ergenlik yaşamışım ki ben, galiba tekrar tekrar onu istiyorum. Gençlik halini. İçimdeki ergenlik diri kalmış benim. Bu da arzu nesnemin oralardan olmasını beraberinde getiriyor. Kaba bir denklem, biliyorum ama klişeleri sadece biz mi yaratıyoruz? Hayatın da klişeleri yok mu Allah aşkına?"
Aşk, çocukluk, çağrışımlar
"Çocuklukta unutulmaya çalışılan şey bir gün aşk olarak geri dönüyor" diye geçiyor kitabın bir yerinde... Murathan onu da açıklıyor: "Aslında aşk ilişkileri çocukluktaki çağrışımların devamı. Kimileri bu çağrışımlarla ödeşmek için o insana âşık olur. Ben zaman içinde sevgililerimden beklediğim şeyleri değiştirebildim ama hoşlandığım insan tipini değiştiremedim."
Peki kahramanımız Nermin, yani Nişantaşılı kadın... Kitapta olduğu kadar neden ilgilensin Türkiye panoramasıyla? Nedir bu entelektüel kaygı? "Dikkat et. Nermin hem onlardan hem değil. Nermin'in aidiyet duygusunun çok zayıf olması bir anahtar. Annesinin aslında onu Nişantaşı'nın çok dışına süren bir şey olması da. Ben kendi üveyliğimden, Nermin için özel bir üveylik yarattım diyeyim, orda kalsın. Kitabın psikodinamik çatısı son derece simetrik."
Diğer Nişantaşılı kadınlar için mutfak ciddi bir iktidar alanı, değil mi? "Ama tıpkı annelik gibi, pasif bir iktidar alanı. Anne çocuğunu da başkalarının gözüne sokar. Onunla ne kadar sevgi dolu bir ilişkisi olduğunun zannedilmesini isterken, çocuk onun toplumsal silahıdır aslında."
Murathan'a göre kadınlar esir alındıkları yeri, korundukları yer sanıyor. "'Ben burda olmazsam, bütün hayatınız mahvolur' zanneder kadın. Yani esir alındığı o yerden yaptığı servisi, kendi silahı ve kendi üstünlüğü zanneder. En snob, en zengin, evinde yirmi tane hizmetçi çalışan kadından bile kocasının
mutfakta servis beklediği dakikalar, saatler ve görevler vardır. Türkiye'nin en zengin kadınının bile mutfakla koparamadığı bir göbek bağı var."
Bir de, "Çoğu kez zannettiğimiz kendimiz ile olduğumuz kendimiz arasındaki mesafeyi göremeyiz," diyor Murathan Mungan. Bu mesafe bilgisine sahip olmanın, insanın hayattaki en önemli stratejilerinden biri olması gerektiğini de söylüyor. Hani 'kendine uzak açı' dediğimiz şey. Sonrası... Sonrası; yüksek ama kırılan topuklar ve nehirde yıkanan ayaklar... O nehir yalnızca insanın orijininden akar.