Sırrın ne Orta Dünya?

Sırrın ne Orta Dünya?
Sırrın ne Orta Dünya?
Kitapları ve filmleri hep ilgi odağı 'Yüzüklerin Efendisi' serisinin sırrını çözmeye çalıştık.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Üç farklı ayakta toplanan binlerce sayfalık bir külliyat; ‘Yüzüklerin Efendisi’, ‘Hobbit’, ‘Silmarillon’... Her biri kendi ayrıntılı hikâyesini hak edecek yoğunlukta karakterler... Normal koşullarda çağdaş okuyucuya bir duvar misali geçit vermeyecek destansı jargon... J.R.R. Tolkien’in ‘Yüzüklerin Efendisi’ okuyucusuna tamah etmeyen, onun ilgisi için kendisinden ödün vermeyen bir metin. Ama bu tavır, kitaplardaki olayların geçtiği düşsel mekân ‘Orta Dünya ’nın gündelik hayata sirayet etmesine engel midir? Cevap ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesinin 150 milyonu aşkın satış rakamında (dünya tarihinde gelmiş geçmiş en çok satan üçüncü roman), 20’nci ve 21’inci yüzyılda ortaya çıkmış hemen hemen bütün popüler fantezilere verdiği esinde ve 11 senedir bu evrenden beyazperdeye uyarlanan her eserin yılın filmi olmasında saklı. Sebepler muhtelif. “Fantezi, günlük hayattan kaçışı mümkün kıldığı için ilgi görür” diyerek kestirip atmak da pek mümkün değil. Hem böylesi bir düşünce çoktan tedavülden kalktı hem de Kelt mitlerinden, 1’inci ve 2’nci Dünya Savaşı hezeyanlarından feyz aldığı düşünülen bir metne böyle bir yakıştırma da haksızlık. Hal böyle olunca, bu hafta gösterime giren ‘Hobbit’le tekrar bir Orta Dünya çılgınlığına sürüklenmişken ‘Yüzüklerin Efendisi’nin neden böyle bir fenomen olduğu üzerine akıl yoralım istedik.
1- Okumak için uyuyamadım: Okuyanlar bilir; ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesi de, ‘Hobbit’ de elinizden düşürmeden sayfaları peş peşe hatmettiğiniz eserlerdir. Böylesine ayrıntılı mitolojik bir dünyadan okuyucunun bir an olsun bile dikkatini dağıtmayacak sürükleyicilikte hikâyeler çıkarabilmesi de Tolkien’in ustalığının alameti. Ülkesinin önde gelen dilbilimcilerinden biri olan Tolkien, hayali dillerin de eksik olmadığı, yoktan var ettiği bu dünyanın komplike yapısıyla okuyucusunu ta baştan kaybedebilirdi. Ama ‘bozulan düzen, yolculuk, atlatılan engeller ve düzenin tekrar tesis edilmesi’ şeklinde gelişen klasik hikâye yapısını iyice özümseyip bunu dile hâkimiyeti sayesinde taze bir şekilde bize sunan Tolkien söz konusu... ‘Yüzüklerin Efendisi’nin bazılarını Elf’çe öğrenmeye teşvik edecek kadar sürüklemesine şaşırmamak gerekli.
2-Hikâyem bitmez: Orta Dünya’da neredeyse görünen her figürün arkasında kendine ait bir destan var. Hatta yüzüğe olan tutkusuyla ondan kurtulma isteği arasında kalan Gollum’un çatışmasının üzerinden varoluşçu bir roman çıkartılsa şaşıracak çok fazla insan olmaz herhalde. Tolkien’in bir ustalığı da popüler anlatılarda kullanıla kullanıla içi boşalmış klişelere böyle zengin karakterlerle ruh katması... ‘Hobbit’te Bilbo Baggins’i, ‘Yüzüklerin Efendisi’nde Frodo’yu yollarından alıkoymaya hedeflenen her unsurun, bu yolculuk dışında da bir hikâyesi var. Ve o hikâyeler de kullan kullan bitmeyen bir madenden, okuyucunun/izleyicinin ilgisinin hiç yitmeyeceği bir noktadan besleniyor: İyilik ve kötülük arasındaki mücadele...
3-Saykedelik hobbitler: ‘Yüzüklerin Efendisi’ güncel popülerliğinin büyük bir kısmını 60’larda pekiştirdiği kült konumuna borçlu... Tamam, fantezi dünyası sadece gündelik hayattan bir kaçış sağlamasıyla değerlendirilemez artık. Ama ‘Yüzüklerin Efendisi’nin elfleriyle, sihirleriyle, kovuklarda yaşayan Hobbit’leriyle karşı kültürün ‘dumanlı’ kafasının arayıp da bulamadığı gerçek ötesi bir dünya sunduğu da aşikâr. Haber dergisi Time’ın Temmuz 1966 sayısından bir tespit: “Hobbit alışkanlığı da LSD kadar cazibeli”... (kaynak: lincolnfreedtheslaves.blogspot.com) Koyu Katolik bir vatansever olan Tolkien’in, eserlerinin 1960’ların ABD kampüslerinde saykedelik kapaklarla elden ele dolaşmasından pek de memnun olmadığı malum. Ama Saruman’ın tektipleştirici gücünün karşısında mücadele eden farklı farklı ırklardan kurulu rengarenk bir çetenin, tam da 60’larda benzeri bir mücadeleden geçen gençleri yakalayacağını nereden bilebilirdi ki?
4- Yani Orta Dünya?..: “Kötücül Ork’lar aslında Avrupa ’nın kapılarındaki Türkleri temsil ediyormuş.” “Hayır hayır, aslında onlar 2’nci Dünya Savaşı’nda Nazilerin yarattığı dehşetin simgeleşmiş hali, zaten eser de tamamıyla savaşın alegorisi”. “Kara ve kötülük arasında kurduğu bağlantı, Tolkien’e dair nahoş düşünceler geliştirmemiz için yeterli bir sebep mi?” Tabii ki bu kadar yüklü bir eserin sadece bir alegori olduğu iddiası işin tadını ta baştan kaçırtacak bir şey. Ama ‘Yüzüklerin Efendisi’ ve ‘Hobbit’in üzerine internet forumlarında dönen bu iddialar, hem onun kült konumunun sonucu hem de tetikleyicisi... ‘Orta Dünya’ evreninin neyi temsil ettiğine dair çıkarımlar daha da karmaşık bir hal aldıkça onun gizemi ve hayatımızdaki etkisi daha da güçleniyor. Kapanışı bu çıkarımların en eğlencelilerinden biriyle yapalım: ‘Transamerica’da gay ‘delikanlı’, transeksüel babasına “‘Yüzüklerin Efendisi’nin bir gay hikâyesi olduğunu biliyorsun, değil mi?” diye sorar: “Büyük siyah bir kule var ve yanıp duran vajinamsı şeye doğru yönelmiş. Ki o da ezeli kötülüğün simgesi. Sam ve Frodo’nun bir mağaraya girip
sihirli yüzüklerini cayır cayır
yanan lava atmaları gerekiyor.
Son noktada Frodo performans gösteremiyor ve Gollum da onun parmağını ısırıyor. Çok gay.”
5-Jar Jar Binks yok: Bir eserin kült konumunu koruyabilmesinde bu konuma halel getirecek hareketlerden de mümkün olduğunca kaçınılmış olması zorunlu. Yoksa, tersi insanı George Lucas’ın sonradan Star Wars’un etinden kemiğinden yararlanmak için imzasını attığı başarısızlıklara götürür. (Bkz.: Jar Jar Binks) ‘Yüzüklerin Efendisi’ bu alanda şanslı kültlerden. Zaten saygıda kusur etmek pek de mümkün olmadığından uyarlamalarda orijinali zedelememek elzem. Peter Jackson kalibresinde bir sinemacının yıllardır mesaisinin büyük bir bölümünü Orta Dünya hikâyelerini layığıyla beyazperdeye getirmek için kullanıyor olması da yeterince açıklayıcı zaten.
Radyo oyunlarına, Ralph Bakshi animasyonuna, video oyunlarına ilham kaynağı olan ‘Yüzüklerin Efendisi’ evreninde orijinale sadık olmamak gibi bir suçu işleyen
var mı bilemiyoruz. Varsa da, ‘Yüzüklerin Efendisi’ tutkunlarından hareketle, vay haline!