"Sisteme iyi diyeni tebrik ederim"

Mehmet Ali Bayar, Demokrat Türkiye Partisi'nin henüz iki aylık Genel Başkanı. Parlak bir diplomatik geleceği bırakarak cesur bir kararla politikaya atılan Bayar...
Haber: EMEL ANEL AKTAN / Arşivi

Mehmet Ali Bayar, Demokrat Türkiye Partisi'nin henüz iki aylık Genel Başkanı. Parlak bir diplomatik geleceği bırakarak cesur bir kararla politikaya atılan Bayar, hem iç dünyasının kapılarını açtı hem de düşlediği Türkiye'yi dile getirdi.
Siyasi bölünmüşlüğü şemsiyeniz altında toplamayı hedefliyorsunuz. Umutlu musunuz?
Sıcak bakmasalar bile birleşmeler illa partilerarası olmuyor. Tabanlar birleşiyor. Partiler sıcak baksa da bakmasa da oy kaybediyor.
Hangi partilerin tabanından destek bekliyorsunuz?
Benim aradığım o veya şu partinin tabanını çekmek değil. Makul çoğunluğu birleştirebilmek. Bunun içinde merkez sağ ağırlıklı olarak var, merkez sol var, her ikisinde de kendisini görmediği halde söylemlere kendini yakın hissedenler var. Aslında DPT merkez sağ kökenli bir parti. Ama programında kendisini bir merkez partisidir diye tanımlıyor. Kökenimiz ve çıkışımız merkez sağ, bunu inkâr edecek yanımız yok. Merkez sağ Türkiye'de çok geniş kesimlere hitap ediyor. Yalnız 90'lardan bu yana dünyanın çok radikal bir şekilde değiştiği de gerçek. İdeoloji kalmadı. Şimdi yeni bir piramidal yapı var. Tabii bunların üzerine çağdaş etkin devleti kurmak gerek. Daha küçük ama hizmet veren bir devlet.
Biz sıfatsız demokratız
Söylemleriniz Avrupa'da 90'dan sonra Tony Blair ile gelişen sol tabanlı 3. yol söylemlerine benziyor. Türkiye'de sağ tabanlı bir 3. yol siyaseti mi geliştiriyorsunuz?
Bunun en başarılı örnekleri Blair, Clinton, Aznar, Gonzales'dir. Bu bir dalga. Bu dalganın Avrupa'nın parçası olmak isteyen Türkiye'ye yansımaması olası değil. Temel değerler belli. Demokrasinin güçlenmesi. Partimizi tanımlarken biz sıfatsız demokratız diyoruz. Demokrasinin bütün erdemlerine sağ-sol farkı gözetmeksizin sahip çıkan, hürriyetçi, kalkınmacı ve özgürlükçü. Bütün bunları anayasal zeminde arayan bir parti. Maceracı değil yani. Kopenhag Kriterleri'yle aranıp bulunmaya çalışılan standartlar Türkiye'de 80 müdahalesine kadar zaten yasal olarak da vardı. Neticede eğer Türk demokrasisi anarşi belasını halledebilmiş ve o müdahalenin sosyal tahribatıyla karşı karşıya kalmamış olsaydı, bugün Kopenhag Kriterleri olarak aradığımız işlerin birçoğu 61 Anayasası'nın da etkisiyle yerleşmişti. 12 Eylül'ü zamanında alkışlayanlar şimdi o değerlere Avrupa baskısıyla ulaşmaya çalışıyor.
12 Eylül olmasaydı Türkiye şimdiye kadar AB üyesi olurdu mu demek istiyorsunuz?
78-79'daki tarihi fırsatı değerlendirebilseydi belki çoktan olmuştu. Yunanistan girerken kendisine açılan kapıdan geçebilseydi olurdu. Bu o zamanki solun ayıbı. Türkiye'nin solu o tarihte, bana göre, gerici bir soldu. Merkez sağ geçmişte, soldan daha ileri bir ekonomik vizyona sahip olabilmiştir. Türkiye kalkınma yönünde önemli adımlar atabilmiştir. Onlar ortak, biz pazar gibi bir zihniyetle bu fırsatı kaçırdık. 12 Eylül olmasaydı Türkiye o sıkıntıların içinden çıkmayı başarabilecekti.
Türkiye'deki siyasi modelden memnun musunuz? Ya da nasıl bir modelden yanasınız? Amerika'daki gibi başkanlık mı ya da Süleyman Demirel'in bir zaman dile getirdiği İsrail'de uygulanan yarı başkanlık modeli mi?
Türkiye'deki sisteme iyi diyebilen varsa tebrik ederim. Değilim tabii ki, onun için buradayım. Yoksa işim gücüm vardı benim. Seçim sisteminizin anayasanızla uyum içinde olması gerekiyor bir kere. Siyaset, seçim sisteminden dolayı mı parçalanıyor? Yoksa siyaset parçalı olduğu için mi siyaset çoğunluk çıkarmıyor? Bu tabii felsefi bir soru. Ama seçim sistemimizin de parçalanmayı teşvik ettiği ortada. Yüzde 10 artı 1 aldığında, yüzde 40-50'ye oynamak yerine herkes yüzde 10 siyaseti yapıyor. Bu dokunulmazlık siyaseti bana göre. Seçim sistemi parçalı kalmaya prim veriyor. Bence tartışmanın, yeni bir anayasa tartışması olması lazım. Bu nedenle Türkiye'nin sorunlarının başkanlık sistemiyle çok daha rahat çözüleceğine inanıyorum. Bunların açık ve komplekssiz tartışılması gerekiyor. İnançla tartışmayarak, seçim sisteminde yapısal değişiklik yapmayarak bugünkü total iflas noktasına geldik. Yapılanlar doğru idiyse bugün gelinen noktada halk neden kim olursa olsun siyasetçiden nefret ediyor? Yanlış idiyse, o zaman halk yanlış yapıyor. Buna cevap vermek lazım.
Olağanüstü Hal acil kaldırılmalı
AB kriterleri kapsamında anadille eğitime, Güneydoğu Anadolu'da süren Olağanüstü Hal'e yaklaşımınız nasıl?
Olağanüstü Hal'in hemen kaldırılması gerekiyor. Siyaset eğer iyi yönetme işlevini yerine getirmiyorsa, ki getirmediği zamanlar olabilir, o zaman değişim de olur. Bazı ülkeler bunu zaman limitleri ile garantiye almışlar. Amerika gibi. En fazla iki dönem kalabiliyor bir başkan. Hayatın devinimi ile beraber siyaset de değişiyor. İyi yöneteni takdir etmiyorsunuz, kötü yöneteni de ödüllendiriyorsunuz, böyle bir yapısı var Türk siyasetinin. Kötü yönetim sürekli kamuyu bozuyor.
Ekonomi kökenlisiniz. Türkiye'nin izlediği ekonomik politikayı nasıl buluyorsunuz?
Türkiye'nin uzun süredir ekonomi politikası yok. IMF'nin önerdiği bir programı ekonomi politikası olarak yansıtmak çok yanlış. Türkiye bir acil durum programı uyguluyor. Ekonomik politikanızın iflas ettiği noktada bir kurtarma planıdır bu. Yangın söndürme planı. Hükümet olarak elinizdeki seçenekleri iyi kullanmayarak ülkeyi bir IMF programına mahkûm ettiniz. Ekonominin ve küresel pazar ekonomisinin kuralları, doğruları ortada. Ekonominin düze çıkabilmesi için Türkiye'nin hangi stratejilerle, hangi kaynaklar ile hangi hedeflere yönelik olarak büyüyeceğini tayin edeceği bir zemin olması gerekiyor. Ama mevcut rakamları, borç döndürme ve faiz hadlerini küresel ekonominin şartlarıyla karşılaştırdığınız zaman, Türkiye'nin zamanının giderek daraldığını görüyorum. Programın bir şekilde işlemesi, yangının içinden tümüyle çıktığımızı göstermiyor.
Sizce ne kadar sürer bu yangın?
Hükümetin bu haliyle, birkaç ay içinde siyaset bitme noktasına gelebilir. Siyaset biter. İşte o noktada ne olacağı tartışılır. Türkiye mutlaka yeni siyaset üretecektir. Seçime gitmek zorundadır. Siyasetin bittiği anlarda ekonomiyi de kontrol etmek mümkün değil. Çünkü ekonomi güven ve morale dayanır. Siyaset onu sağlayacaktır. Siyaset bitiyorsa, bu durumda bürokratınızın bir şeyler yapması olası değildir.
En büyük endişem gençler
Sizi gelecekle ilgili en çok endişelendiren nedir?
Türkiye'nin gençlerinin ve çocuklarının iyi yetişmemesi. Gençliğin karamsarlığı. En çok endişelendiren bu. Genç
kategorisindeki insanların yüzde 79'unun artık bu ülkede yaşamak istemediklerini söylüyor olmaları.
Siz de bir dönem yurtdışında eğitim gördünüz ve yaşadınız. Aradaki fark ne peki?
Benim gidiş nedenim, kazandığım üniversiteye gidememe durumunda olmamdı. 12 Eylül'den kısa bir süre önce üniversiteyi kazanmıştım. Kazandığım üniversite anarşi yuvasıydı. Öyle bir sıkıntılı dönemde gittim ama geldim. Bu işin sonu yok. Yanlış anlaşılmasın, kalanları küçümsemiyorum. Kalıp hayatını oralarda kuran insanları küçümsemek doğru değil. Neticede küresel bir dünyada yaşıyorsunuz. Kaldığınız ülkelerde de Türkiye'ye belki çok daha da fazla katkıda bulunabiliyorsunuz. Amerika'daki Türklerin yaşantısında da gördüm. Bir tespitim var. Siyaset duruşu olmayan nesiller yani siyasete uzaklaştırılmış veya uzaklaşmış, hayata siyasi gözle de bakabilme alışkanlığı olmayan nesiller çok daha bıkkınlık, bezginlik sergileyebiliyorlar. Kamplaşmalara götüren siyasi zıtlıklar iyi değil tabii. Demokratlık vasfının ortadan kalkmasıyla oluyor o işler. Ama hayata siyaset gözüyle bakmamak olmaz. Aslında hayatın kendisi siyaset. Türkiye kötü siyaset yüzünden bu noktalara geliyor. İyi siyaset yüzünden başka ülkeler başka noktalara gidiyorlar. Bu yüzden 12 Eylül'den sonra yetişen neslin birdenbire karamsarlığa kapılması, moralinin çabuk bozulması ve buralarda yaşamamak istememesi bana göre bunun nedeni.
Bunu nasıl sağlayacaksınız? Yani gençlere nasıl umut aşılamayı düşünüyorsunuz?
Siyasete muhalefette başladık. DPT şimdilik, parlamento dışı olarak aşağıdan gelip yukarı doğru, Türkiye'nin siyaset sahnesinde yükselmek ve kendisini yeniden kabul ettirmek durumunda olan bir parti. 1000 kilometrelik bir yol da tek bir adımla başlar. Neticede başarıya ulaşmış siyasi hareketlerin de tek bir adımla, bir cesaretle başladığı gözden uzak tutulmamalı. Son 10 senede siyasetin kirlenme sürecinde politikaya karşı bir ülke reaksiyonu doğdu. Türkiye'nin makul çoğunluğu siyasetten ümidini kaybetmiş vaziyette. Ama neticede siz bir siyasetle yaşamak zorundasınız. Seçim oluyor, hiç ilginiz olmasa dahi verdiğiniz ya da vermediğiniz oylar yüzünden adını sanını bilmediğiniz insanlar küçük küçük siyaset kombinezonlarıyla iktidara geliyorlar. Son 7-8 senelik itiş kakışa bakarsanız çok çirkin veya çok umutsuz tablolar sergileniyor. Türkiye'nin kendi siyaset zamanı ayrı bir saatte işliyor. Benim ve partimin şu andaki durumu hem o siyaset zamanıyla uyumlu hem de kendisini süratle tanıtacak, kendisi hakkında bilgisizliği ortadan kaldıracak bir siyaset. Gelen yeni kadroları ve heyecanı görüyorum. Ve o heyecanın kitleye yansımasını sağlamaya çalışıyorum.



"Yeni bir oluşum değil, yeni bir parti"
  • DSP'nin kendini tıkaması Türkiye'yi tıkadı
    Son gelişmeler sürpriz olmamalı. Bu hükümet aslında Şubat 2001'de ülkeyi Cumhuriyet tarihinin en ağır krizine soktuğunda fiilen bitmişti. Ekonomik hükümranlık haklarını devretti. Ekonomik karar verme kabiliyetini sona erdirdi. Ekonomi hakkında karar veremeyen bir hükümet zaten fiilen hükmetme vasfını kaybeder. O tarihten bu tarihe kadar alternatifi yok gibi bir yaklaşımla hükümet olmaya devam etti. Bu sürede neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Sayın Başbakan'ın rahatsızlığı her şeyin üzerine tüy dikti. Buraya geleceği çok açık olan bir süreç yaşandı. Bu süreç önlenebilir miydi? Geriye çevrilebilir miydi? DSP'nin kendini tıkaması Türkiye'yi tıkadı. Sonuçta DSP dağılma sürecine girdi.
  • Yelpazenin sosyal demokrat kanadı
    Şimdi gelinen bu süreç eğer iyi kullanılabilseydi, gelinen noktada yaşanan belirsizlik yerine, Türkiye'nin gereksinimlerine cevap verebilecek, Türkiye'nin siyasi gerçekleriyle örtüşen geniş bir oluşum ortaya çıkabilirdi. Bugünkü yeni bir oluşum değil, yelpazenin sosyal demokrat kanadında ortaya çıkan yeni bir partidir.
  • Bir demokrasi birliği oluşturamazlar
    Bu gelişmeyi önemsiz saymıyorum. Çünkü Türk siyasetinde yeni ve önemli bir gelişmedir. Ancak merkezi yeniden inşa edecek, yani siyaseti uçlardan yeniden merkeze taşıyacak, uçlara yönelmek durumunda kalmış geniş kitleleri yeniden merkez siyasetine ısındırabilecek ve mevcut siyasal kimliklerin üzerinde yeni bir üst kimlikle yeni bir demokrasi birliği oluşturabilecek bir oluşum değil.
  • Ben iyimserim
    Şimdi yeni bir durum ortaya çıktı. Partiler arasında bir hukuk doğacaktır. Onun için partileşme sürecinin ve o partinin genel yaklaşımlarının beklenmesi gerekir. Bizim yaptığımız görüşmeler o çerçevede cereyan etti. Ben iyimserim. Kendi yarattıkları beklentileri tam anlamıyla karşılayacak olmaları bile yeni bir gelişmedir. Merkezin solundaki bir gelişmedir. Merkezin sağı da kendine göre buna cevap verebilir veya durumunu yeniden değerlendirebilir.
  • Toplumsal birlikteliği sağlamak gerekiyor
    Bizim Demokrat Türkiye Partisi olarak arayışımız, Türkiye'nin 21. yüzyılda önünde duran büyük sorunları karşısında, olabilecek en geniş toplumsal uzlaşmayı ve birlikteliği sağlayabilmektir. Dağılmalarla, bölünmelerle veya geçmiş zıtlıklarını hatırlatacak gerginliklerle Türkiye'nin başta Avrupa Birliği olmak üzere önünde duran büyük sorunlarına çözüm bulabilmek mümkün değildir.
  • Yeni Türkiye için...
    Yeni bir Türkiye için yeni bir siyaset anlayışı ve yeni bir toparlanma anlayışı gerekmektedir.


    "Siyaset yaşam tarzı olmamalı"
    En çok neyi ertelediğinize hayıflanıyorsunuz?
    Mesela imkânım varken daha fazla seyahat edebilirdim. Belki siyasetten sonra.
    Nerelere gitmek istiyorsunuz?
    Özellikle görmek istediğim bir-iki yer var. Birisi Peru'nun tepelerindeki Machu Picchu. O medeniyetin orada nasıl kurulduğunu her zaman merak ettim. İkincisi ise Çin. Çin'i çok teferruatlı görmek isterdim. Hiç gitmedim. İnşallah siyaset sonrasında zevk için gitme imkânım olur.
    Siyaset sonrası mı? Siyasete bulaştıktan sonra ayrılabileceğinizi mi söylüyorsunuz? Ben Türkiye'de siyasetten ancak ölünce azad olunabileceğini düşünüyordum...
    Bence siyaset bir yaşam tarzı olmamalı. Batı demokrasileri siyaseti profesyonel olmaktan çıkardılar. Öyle bir devinime aynı insan olarak, kendinizi o süratle yenileyemeyerek direnmeniz de mümkün değil zaten. Toplum değişiyor. Modern siyaset, siyasetçiyi öğüten bir yapı. Ben siyasetin iyi ve doğru yapılması taraftarıyım. Çok çaba gerektiriyor. Büyük fedakârlık, idealizm, heyecan gerektiriyor. Bunların hepsi bende mevcut. Ama neticede karşınızda bir millet var. Takdir de onun. Siyasetin bittiği noktada yaşanacak bir hayat olması gerektiğine inanıyorum.
    Bazen maceraperest, bazen çok sakin gibisiniz. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir yönünüz var gibi geldi bana...
    Nereden anladınız bilmiyorum ama hayatın dolu dolu ve yerine göre yaşanması gerektiğine inanan bir insanım. Güneş batımını, güneş batımı gibi yaşamanız lazım. Kavgayı da kavga gibi. Dediğim gibi bazen hayatın uçup gittiğini fark etmiyorum, ertelemeler de oradan geliyor. Ama dediğim iki çocuk babası bir adamın istikrarlı, disiplinli bir hayatı olması gerekiyor. Muhafazakâr bir yapım da var. Bir babanın baba gibi olmasına inanıyorum.
    Yaşamınızda 40 buçuk sene içinde yaptığınız en çılgınca şey nedir?
    Birtakım şeylerin özel kalması gerektiğine hâlâ inanıyorum. Kimilerine sorarsanız siyasete girmem en çılgınca şey.