Siyah, beyaz ve arada kalan 134 renk...

Siyah, beyaz ve arada kalan 134 renk...
Siyah, beyaz ve arada kalan 134 renk...
BDP'nin "İki dilli yaşam" çıkışı, bizi bir kez daha kimlik sorunlarımızla yüzleşmeye zorluyor. Ya derinizin rengi kimliğiniz olsaydı? Nasıl başa çıkardınız böyle bir dünyanın sorunlarıyla? Cevabını Brezilya'da arayalım
Haber: FERHAT BORATAV - ferhatb@cnnturk.com.tr / Arşivi

SAO PAULO-  Geçtiğimiz yıl, yani ekonomik krizin zirvesinde, Brezilya Devlet Başkanı Lula şöyle diyordu: “Bu krizi çıkatan ve derinleştiren, mavi gözlü, beyaz bankerlerdir..”
Futbolun genç ilahlarından Ronaldinho ise, 2005’te verdiği bir röportajda, stadyumlardaki ırkçılıktan bahsederken öyle bir laf etti ki, ülkesi Brazilya hop oturup-hop kalktı: “Bütün siyahlar ırkçılığın acısını çekerler,” diyordu Ronaldinho, “ve bir beyaz olarak, ben de, bu cahilliğin acısını çekiyorum.”
“Mavi gözlü” bankerler, “beyaz” Ronaldinho?
Brezilya’nın en büyük kenti Sao Paulo’da bir haftalık “incelemeci gazetecilik” turundan sonra aklımdaki soru işaretleri kısmen azaldı, ve tabii yenileri belirdi. 

Brezilya usulü kuru fasulye-pilav
Brezilya büyük bir ülke. 8.5 milyon kilometrekare yüzölçümü ve 190 milyondan fazla nüfusuyla dünyanın en büyük beşinci, ekonomisiyle dünyanın –hesabınıza göre- sekizinci veya dokuzuncu büyük ülkesi. Ve Brezilya çok renkli bir ülke.
Ama bunu derken samba, karnaval ve capoeira’yı kastetmiyorum. Brezilya’da kimliğiniz, temelde, teninizin rengiyle tanımlanıyor. Tabii biraz da saçınızın kıvırcıklığı, burnuzun ve dudaklarınızın büyüklüğü, duruşunuzun dikliğiyle…
Ve ülke ABD’den de büyük bir ‘melting pot’ olmakla övünüyor.
1930’ların ‘iyi kalpli, fakir babası’ diktatörü Getulia Vargas, bugün pek çok restoranda ‘tipik’ Brezilya yemeği olarak sunulan “feijoada”nın, Brezilya’yı, bu büyük “ırklar potası”nı, anlamanın en iyi yolu olduğunu anlatırmış: “Pirinç beyazları, siyah fasulye Afrikalıları, kırmızı biber yerli halkı, manyok kökünün sarısı, ülkeye 20’nci yüzyılın başında gelen Japon ve Çinlileri, sebzelerin yeşili de bu ülkenin ormanlarını temsil eder.”
Brezilya’da nüfus sayımı yapılırken, insanlar hâlâ, üç aşağı-beş yukarı, Vargas’ın ‘feijoada’ tarifine göre sayılıyor. Son sayıma göre, ülke nüfusunun yüzde 48’i beyaz, yaklaşık yüzde 7’si siyah, ve yüzde 44’ü de “pardo.” Bu sonuncu kategori, ‘pardo’ bir hafta boyunca beni ve birlikte olduğum çok-uluslu gazeteciler grubunu uğraştırıyor. Brezilyalılar, “Pardo ne renk?” diye sorduğunuzda, bir iç geçirip, “Anlatması zor” diyorlar. Sonuçta anlıyoruz ki, pardo’yu bazen ‘renksiz’ anlamında kullanıyorlar, bazen ‘karışık’ bazen de ‘buğday tenli.’ Bu ülkenin simgelediği ilginç kimlik sorunlarının anahtarı da bu ‘pardo’ renginde saklı zaten.
Brezilya bir göç ülkesi. Tabii her göç ülkesi gibi, öncesinde yerliler var. Bunların çoğu Portekizlilerin 16’ncı yüzyılda ülkeyi kolonileştirmesiyle başlayan süreçte yok oluyor. Sonra Afrika ’dan siyahlar geliyor. Hem de çok büyük sayılarla. Biz ‘Tom Amcanın Kulübesi’ni ve Kuzey Amerika’daki ırk sorununu biliyoruz. Oysa Kuzey’e gidenin neredeyse on katı (5 ila 8 milyon arasında değişiyor sayılar) siyah Afrikalı, Brezilya’ya köle olarak getiriliyor. Kölelik 1888’de kaldırılıyor. Özgürlük siyahları, hâlâ içinden çıkamadıkları bir işsizlik, yoksunluk ve yoksulluk sarmalına atıyor. Ucuz işgücü açığını, İtalyan, Alman, Leh, İskoç göçmenler dolduruyor. 19. Yüzyıl’ın başında bütün Güney Amerika’da “Türk” diye bilinen Araplar geliyor. Sonra da Çinliler ve Japonlar. Bugün Sao Paulo, Japonya’dan sonra dünyanın en büyük Japon toplumuna ev sahipliği yapmakla övünüyor. Brezilya ise, dünyanın en büyük ‘ırklar demokrasisi’ olmakla. 

Ronaldinho nasıl “beyaz” oldu?
Ama dikkatle bakınca, bu ‘ırklar potası’ da kaynayan karışımda ilginç iki durum görüyorsunuz: Birincisi, siyahlar giderek azalıyor. (Oysa siyah nüfusun doğurganlığında bir düşüş yok.) İkincisi, o ilginç ve bilmeceli ‘Pardo’ grubu giderek artıyor. Neden?
Bu sorunun cevabını, Brezilya’da ırkların ve ırkçılığın tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan, sosyal antropoloji profesörü Lilia Moritz Schwarcz veriyor: “Brezilya’da, kendinizi nasıl tanımlarsanız öyle kabul edilirsiniz. Resmi olarak, beş farklı renk grubu var: Siyah, beyaz, sarı, yerliler ve pardo. Ama araştırmalar gösteriyor ki, 130’dan fazla renkle tanımlıyor insanlar kendilerini. Brezilyalılar, bu renk yelpazesini ‘gökkuşağı’ diye anlatırlar.” Sonra bitmek-tükenmek bilmeyen merakımızı daha da kışkırtmak için, ülke çapında yapılan iki ankette, “hangi renksiniz” sorusuna verilen cevapları sıralamaya başlıyor: “Beyaz, çok beyaz, kar beyazı, biraz kararmış beyaz, pembe, kestane, tarçın, kahverengi, sütlü kahve, kara kahve, karamela, zenci, koyu kara..” Ve tabii bu ayrımlarla dalga geçenler: “Yeşil, kırmızı, mor, renksiz..”
Bir ankette 136, diğerinde 143 farklı renk ve renk bileşimi çıkmış ortaya. Ve bence bütün bu tercihlerin en ilginci: “Güneş yanığı.”
Lilia Schwarcz da ‘güneş yanığı’ tercihini çok seviyor. “Değişken” bir renk bu sonuçta, ve Brezilyalıların ‘renk ayrımında’ vardıkları ilginç noktaya işaret ediyor. “Brezilyalılar için renk, insanları kategorilere ayırmanın ‘esnek’ yöntemi.”
Ve Schwarcz örnekler vererek, Brezilyalıların nasıl renk değiştirebildiklerini anlatıyor: “Yıllardır, Sao Paulo’nun Heliopolis gecekondu mahallesinde yapılan futbol turnuvasını izliyorum. Turnuvanın adı ‘Pretos X Brancos’ yani ‘Beyazlara Karşı Siyahlar.’ Teorik olarak, 11 siyah oyuncuyla 11 beyaz oyuncunun karşı karşıya gelmesi lazım. Ama, her yıl, katılanların gömlek değiştirir gibi renklerini de değiştirdiklerini gözlemliyorum. Bir oyuncu, bir yıl beyazlar takımında, bakıyorum sonraki yıl, siyahlar takımında. ‘Neden, nasıl’ diye sorduğumda ‘Bu sefer daha siyah hissettim kendimi’ deyiveriyor. Ya da tam tersi.” Ama unutmamak lazım, Brezilya’da siyahken beyaz olmak, toplumun büyük çoğunluğu için ‘tek yönlü’ bir dönüşüm. Ve zenginleşmeyle, iktidar basamaklarını tırmanmakla birlikte gidiyor. “İnsanlar zenginleştikçe beyazlaşıyor,” diyor Schwartz, “Siyah bir diş doktoruyla konuşuyordum. Yaşlandıkça, saçları beyazlamış, yıllardır doktorluk yaptığı kasabada iyice tanınmış. Puro içmeye başlamış, kasabanın Rotary kulübüne üye olmuş. Bana dedi ki: ‘Siyahken hayatım gerçekten çok zordu.’”
Böyle bakınca, siyah baba ve melez anneden doğma Ronaldinho’nun 25 yaşında ‘beyaz’ olduğunu keşfetmesini de anlıyorsunuz, Başkan Lula’nın neden bankerleri ‘mavi gözlü’ diye tanımladığını da, ‘negro de alma branca’ (‘beyaz ruhlu zenci’) deyiminin kimleri anlattığını da… 

Brezilya merceğinden bizim memleket
Bütün bunları benimle birlikte dinleyen, aralarında siyahların da olduğu ABD’li meslektaşların biraz dehşete düştüğünü söylemek mümkün. Köleliği Brezilya’dan çok önce kaldırmış ve son yarım yüzyılı ırk ayrımcılığı ile mücadele ederek geçirmiş olmasına rağmen, Kuzey Amerikalılar için insanın derisinin rengini “keyfine göre” değiştirebileceğini kabul etmek hâlâ çok zor.
Bense Brezilya’da ırk ve renk tartışması her açıldığında, “Beyaz Türkler-siyah Türkler meselesini ortaya atıp, işi daha da karıştırsam mı acaba?” diye düşündüm. Kendi ülkemde geldiğimiz noktaya, Brezilya merceğinden bakmaya çalıştım…
Evet, artık Türkiye ’de tek bir millet, tek bir din, tek bir dil olmadığını, -neredeyse- kabul etme noktasına geldik. Ama bırakın bu kimlikleri özgürce ifade etmeyi, hâlâ birine “sen Alevi misin” diye sormaktan, “Türk’üm” demekten çekiniyoruz. Dahası kimlikler farklılaşırken, kendi duvarlarını da örüyorlar. Türkiye’de kaç Kürt, kaç Alevi olduğu, ya da kaç kişinin Zazaca, kaçının Lazca konuştuğu, aşılması zor tartışmalara neden oluyor. Ara kategoriler, gri bölgeler soruna dönüşebiliyor: Radikal sayfalarında Osman Baydemir, “Ben çocuğumla Kürtçe konuşuyorum, o bana Türkçe cevap veriyor” diye yakınıyor. Brezilya’dan şu soruyla döndüm: Acaba zaman gelecek, biz de Türkiye’de, “Bugün kendimi o kadar da Türk hissetmiyorum” ya da “Bu akşam tam da Ermeniliğim üstünde” diyebilecek miyiz?