Siyasi arenada 44 zorlu yıl

Rahşan hanım, şimdiye kadar sizinle yapılan söyleşilerin çoğunda size Bülent beyle yaşadığınız romantik beraberlik hakkında sorular soruldu.
Haber: MURAT YETKİN / Arşivi

Rahşan hanım, şimdiye kadar sizinle yapılan söyleşilerin çoğunda size Bülent beyle yaşadığınız romantik beraberlik hakkında sorular soruldu. Son günlerde de af nedeniyle gündeme geldiniz. Oysa kırk yılı aşkın bir süredir siyasetin perde arkasındaki başrol oyuncularından biri oldunuz. Kırk yıllık siyaset erbabı olarak sizinle siyaset konuşalım istedik. Sizi siyasete girmeye iten neydi?
55 yıl kadar önce, evliliğimizin ilk yıllarında evimiz bir pazaryerinin yanındaydı. Genellikle hanımlar gelirdi alışverişe. Sırtı küfeli hamallar olurdu.
Çocuklar da hamallık ederdi. Yazın neyse, kışın giyim kuşamı örtünmeye yetmeyen çocuklar vardı. O soğukta kirden kapkara olmuş boyunları açıkta, 'Hamal, hamal' diye bağırarak dolaşırlardı. Onlardan birini tutar, evde bulabildiğim kazak, atkı ne varsa verir, yedirir gönderirdim. Onları tekrar bulduğumda, üstlerinde verdiğim giysiler olmazdı. Paramız ancak yetiyordu geçimimize. Eldeki avuçtaki onlara gider olmuştu. Bunu daha ne kadar devam ettirebilirdim? İşte o zaman siyasetin ne olduğunu idrak ettim. İnsanları tek tek kurtaramayacağımı, ancak siyaset yoluyla, örgütlenme, dayanışma yoluyla kurtulabileceklerini anlamıştım.
Sonra, düşündüğüm siyasetin, siyaset türlerinden biri olduğunu fark ettim. Çünkü bazı kimselerin ya da grupların siyaseti toplumda güç sahibi olmak için yapıklarını, her yolu mübah saydıklarını, bazılarının da kendilerine veya bazı gruplara çıkar sağlamak için yaptıklarını anladım. Bu nedenlerle siyasetin insanımıza faydalı olamadığını düşündüm. Siyaseti sevemedim. Siyaset bir yalandan mı ibaretti?
Siyasete atılmaya Bülent beyle birlikte mi karar verdiniz?
Bu, kararla olacak şey değil. Zamanla kendiliğinden oldu. Eşim siyasete atıldı. Ben de, sol partilerde sosyal etkinliklerin önemini düşünerek Köylü Dernekleri'ni kurdum. Amacım, amatörce, tarım ve hayvancılık uzmanlarıyla çiftçi ve köylüyü buluşturmak, sağlıklı ürünler elde edilmesini sağlamaktı.
Bir örnek: Bir gün bir grup köylü derneğe gelip şeftalilerinin sağlıklı olmadığından şikâyet etti. Tarım Bakanlığı'nın broşürlerinden birini vermiştim onlara. İçinde hastalıklı şeftalilere ne ilaç atılacağı bile yazıyordu. Ertesi yıl geldiler. Çok mutluydular. Şunu görmüştüm: Bakanlık o güzel broşürleri bastırmıştı ama köylüye götürüp onları eğitecek ara elemanı yoktu. Belki de vardı ama kullanmıyorlardı. İşlerimiz bir müddet çok güzel gitmişti.
Ne kadar sürdü gidiş?
12 Eylül'de dernekler de kapatıldı. Sonra, bizimki dahil, bazılarına izin verildi. Ama yeni Dernekler Yasası'na göre, köylerde şube açamıyorduk. Böylece derneği yeniden kuramadık.
Bu arada bir parti kurduk. Geçmişte, siyaset adına gördüklerimizi, duyduklarımızı, öğrendiklerimizi uğradığımız hayal kırıklıklarını göz önünde bulundurarak, bu partiyle insanlarımıza Allah'ın nimetlerinden, onun verdiği bütün güzelliklerden yararlanabilecekleri bir yaşam biçimi sağlamak istedik.
Ve DSP'yi kurdunuz.
Demokratik Sol Parti'yi ben kurdum. Eşim o günlerde yasaklıydı. Sonra yasak kalktı. Eşim siyasete döndü. Ben de her zamanki gibi ona yardımcı olmaya çalıştım. Köylü Dernekleri'nde edindiğim tecrübeden DSP'nin örgütlenmesinde yararlandım.
12 Eylül ile CHP'yi geride bırakmıştınınz. Siyasete sıfırdan başlamak için neye güvendiniz?
İkimizin de siyasi ihtirası olmayışı, güç, maddiyat merakı olmayışı rahat hareket etmemizi sağlıyordu. İş yürümezse yürümez diyebiliyorduk. Sanırım bu yüzden örgütlenme konusunda çok rahat ve titiz davranabiliyordum.
İl, ilçe, belde yöneticilerinin şaibesiz kişilerden oluşmasını, parti ilkelerine bağlı olmalarını hep göz önünde bulundurduk. Bu yüzden çok görevden
alınmalar oldu. Baştan yadırgandı ama doğrusunun bu olduğu kabullenildi.
Hükümet olduktan sonra bürokrat atamalarından veya yer değiştirmelerinden maddi çıkar sağlayanlar çıktı. Onlar fark edildikleri anda dışandılar.
DSP'de, il, ilçe ve belde kiralarını, telefon, mefruşat giderlerini Genel Merkez öder. Devlet yardımını öyle değerlendiririz. Böylece ilkelerimize uymayan menfaatçi kimselere paraları için minnet etmeyiz. Bu şekilde, parti olarak tutarlılığımızdan, dürüstlüğümüzden hiçbir zaman bir şey kaybetmeyiz.
Yolsuzluklara karşı şimdi en büyük mücadeleyi DSP veriyor. Kimse DSP'ye toz konduramıyor. Eskiden seçim öncesi kamuoyu yoklamalarında hep aşağılarda gösterilirdik. Seçimlerde hep aksi çıkardı. Şimdi de anketlerde aşağılarda gösteriliyoruz. Büyük olasılıkla yine birinci parti durumundayız. Neden?
Çünkü yolsuzluklara karşı yaygın mücadele veriliyor. Terörün her türüyle mücadele edildi, artık faili meçhulden söz edilmiyor. İnanç sömürüsü geriletildi. Eğitim reformu yapıldı. Depremzedelere büyük yardım verildi, hâlâ veriliyor. Uzlaşı kültürü gelişti, koalisyonda uyum sağlandı. Ekonomide yapısal değişiklik yasaları çıktı. Güneydoğu'da köye dönüş, 'köykent' ve merkez köyler için atılım başlatıldı. Kamu görevlilerine torpil yolu kapatıldı. Avrupa Birliği'ne üyelik kapısı açıldı. Dış-işlerimizde, özellikle bölgemizde çok olumlu gelişmeler sağlandı.
Sen-ben kavgası yapmıyoruz. Birbirimize hoşgörülü davranıyoruz. Yönetimlerdeki değişiklikler bayrak yarışı sayılıyor. Her şey tek başına iktidara gelip ülkenin en doğru olduğuna inandığımız biçimde yönetilmesi uğruna yapılıyor. Bazı burukluklar yaşanıyor ama her şeyin ülke çıkarına yapıldığı bilindiğinden bunlar çabuk kayboluyor.
DSP'nin kuruluş dönemine gelelim. Büyük umutlarla ama son derece kıt imkânlarla kuruldu. Kimse şans vermiyordu. İlk seçimde başarısız olunca, sayın Ecevit'le istifa ettiniz. O dönemi anlatır mısınız?
Tam hatırlamıyorum ama tabii ki başarısız olunca yapılması gerekeni yaptık. Sonra partililerin ısrarıyla döndük. Eşim kıramadı partilileri.
Bülent beyle işbölümünüz nasıl?
Örgütlenme benim, işin manevi kısmı, fikir kısmı da onun.
DSP örgütünde neyi model aldınız? Neyi esas aldınız? Neye göre, nasıl bir örgütlenme kurdunuz?
Bülent bana, "Senin Köylü Dernekleri'nden tecrüben var. Örgütlenmeyi sen yürüt" dedi. Zannedersem, bazı illerde dernek üyeleriyle yola çıktık.
Yani partinin nüvesini Köylü Dernekleri'nin üyeleri oluşturdu denilebilir. Peki sonra nasıl gelişti?
Her ilde bir kişiyi bulduktan sonra, onlar da kendi yanlarına birkaç kişiyi alarak örgütleri kurdular. Yeni bir partiye gayet tabii talep olmazdı. Zamanla talep arttı. En aşağı beş-altı yılımızı örgütlenmeyi yaygınlaştırmakla geçirdik.
En çok nerede zorlandınız?
Örgütlenme biraz da paraya bakıyordu, fazla paramız yoktu. Toplantılarımız, "Nereden para bulup bina tutacağız" diye geçerdi. O yüzden örgütlenme işinden geri durulurdu.
Nasıl aştınız o sorunları?
Bir şey anlatayım anlayın nasıl aştık. İşe genel merkez binası aramakla başladık ve küçük, iki minik odalı bir bodrum katı bulduk, Akay'ın başında. Yazın bile buz gibiydi, ağustosta hırkayla otururduk. Baktık, hasta olacağız, yeni yer aradık. 1985 filan. Bugünkü Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'ndeki binayı bulduk. 1 milyon 200 bin liraydı. Ben, "Tamam bunu tutalım" dedim ama kuruş yoktu, kendi geçimimizin dışında.
Nasıl buldunuz peki?
Buldum ama nasıl yaptım, hiç hatırlamıyorum. Bülent bana der ki, "Rahşan, sen çok cesursun, bazı kararlar alır ve uygularsın hemen. Sonra onun altından kalkmaya çalışır ve kalkarsın." Bunun da altından kalktım. Şimdi o binayı satın almış bulunuyoruz. Her yerde sorunlar oldu. 3 binden çok birim var, hepsini örgütleme durumundaydım ve işte onu 15 yılda başarabildik.
Ne zaman düze çıktınız? 1999 seçimlerinden önce mi, sonra mı?
1995 seçimlerinde düze çıkmıştık. Şimdi rahatız. Neden derseniz... Bizim partililerimiz diğer partililere benzemez, çoğu dar gelirli. Milletvekillerimiz çoğalınca Hazine yardımı da çoğaldı ya. Şimdi artık her il, ilçe ve belde binasının kirasını Genel Merkez karşılıyor.
İlk seçim gezilerinizi ben hatırlıyorum da...
Evet çok acıklı bir halimiz vardı...
Sayın Ecevit bir kamyonetin arkasına çıkıp konuşurdu... Ne hissederdiniz o zaman?
Basın bize pek ilgi göstermezdi o zaman. Bülent, o kamyonetin üzerine çıkıp da basından kimseyi göremeyince çok üzülürdü, ben de çok üzülürdüm.
Sonra bir minibüs yaptırdık, onu hala kullanıyoruz. Sonra üç otobüs yaptırdık. İlk yaptırdığımızı 'buçuk' saydığımız için, üç buçuk otobüsümüz var diyoruz. Kamyon kasaları üstünde konuşmak kâbus gibiydi. Eğreti mikrofonlarla sesimizi duyurmaya çalışırdık. Sesimiz insanlara yeterince ulaşmadığı gibi bazen tamamen kesilirdi.
Pes etmediniz. Nasıl bir duygu o?
İnsan çok üzülüyor. Ama inatçı bir ruha sahip olduğumuz için sanırım, bütün o üzüntülere, yokluklara, sıkıntılara insan katlanıyor. Durumu düzeltmek, eksiklikleri tamamlayabilmek için kendimizi parçalıyorduk. Sonunda da oluyordu. Ama aradan yıllar geçiyordu. Bu bizi ayrıca üzüyordu...
Milletvekillerinin belirlenmesinde yetkili siz misiniz Bülent bey mi? Yoksa ortak mı? Şuna geleceğim, DSP milletvekillerinden çok ilginç kişilikler de çıkıyor. Siyaseten yolunu ayıranları söylemiyorum. İnsan siyaseten ayrı düşebilir. Ama mesela Mail Büyükerman, daha önce de Kubilay Uygun... Bu kişiler nasıl giriyor DSP'ye?
Her seçimde 550 milletvekili adayı ve binlerce yerel yönetici belirlemek durumundaydık. Geçmişte örgütlerden kim isterse, uygun görüldüğü takdirde onları gösteriyorduk. Sonra örgüt dışından talepler başladı. Özgeçmişleriyle birlikte başvuruyorlardı, inceliyorduk. Son seçimlerde eski milletvekillerine yeni müracaatlardan ekler yaptık. Mesela Eskişehir'den bir başvuru geldi, müthiş yardımsever bir adammış...
Mail bey değil mi?
Eskişehir'i o abat etmiş. Öyle bir durum vardı. Biz de "Böyle bir adamı kim tutmaz ki" diye düşünmüştük.
Yüz yüze görüşme yapılmadı mı?
Yetişebildiğimiz kadarıyla yapıldı.
Milletvekilleriyle parti örgütlenmesinin ilişkisine de değinmek istiyorum. DSP'de, diğer partilerde görmediğimiz bir özellik var: Milletvekili seçilenin partiyle ilişkisi bitiyor. Binaya randevuyla geliyor...
Biz 'milletvekilinin görevi Meclis'te, yöneticilerin görevi illerinde' diyoruz. Bir milletvekili Genel Merkez'e, beni görmeye geliyorsa, tabii ki orada olup olmadığımı soruyor, ona göre geliyor.
Bunu neden net bir şekilde ayırma ihtiyacı duydunuz?
Kuruluştan sonra uzun süre zaman deneme ve hata yoluyla çalışarak inancımız doğrultusunda bir sistem geliştirdik. Örgütlerimiz bu sistemle çalışır. Sisteme alışmayanlar sorun yaratıyor.
1957 değil mi siyasete atılışınız?
Evet, 57'de milletvekili oldu Bülent. Ben de ona yardımcı olmaya çalıştım.
Dile kolay, 44 sene... Türk siyasetinde gördüğünüz zaaflar neler?
Bazıları toplum yararı için değil, çıkarı için politikaya girer. Böyleleri önce bir yolunu bulup bir yerlere geliyor, sonra muazzam bir servet elde ediyor. Bir il, ilçe yöneticisi bürokrat atamalarından veya yer değiştirmelerinden büyük kazanç sağlıyor. Aldığı veya sattığı ihalelerle önemli bir işadamı seviyesine gelebiliyor. Birisine okul kantini ayarlıyor. O sayede bir daire sahibi olabiliyor. Buna benzer insanın aklına gelmeyecek çıkar şekilleri var.
Onu kastetmedim. Yolsuzluk ve skandallardan, siyasetin ülke yaşamına gereğince ağırlık koyamamasından söz ediyorum. Siyasetin işlemesindeki zaafiyet sizce nerede?
Bazıları siyaseti ya bir güç elde etmek için yapmak istiyor ya da şahsi çıkar için istiyor. Böylece siyaset, ülke yaşamına ulaşamadan şahısların ellerinde kalıyor. Yolsuzluklar ve skandallar bu nedenle artmış.
Ancak 57'nci hükümet yolsuzlukların üzerine gittikçe yeni yolsuzluk ihtimalleri de azalmış oluyor ve siyaset yavaş yavaş açılıyor. Eskiden birçok çirkinlikler hasır altı edilebiliyordu. Şimdi halkı arkasına almış bir hükümet var. Bu nedenle yolsuzluklar tek tek ortaya çıkarılabiliyor. Halkın çalınan paraları geri alınamıyorsa da, en azından geleceği sağlama bağlanıyor.
Türkiye'de demokrasinin tam işlediğine inanıyor musunuz? Örneğin, bütün görüşler gerçekten Meclis'e yansıyabiliyor mu?
Evet. Hiç sandalyesi olmadan da, açık veya örtülü, bütün görüşler Meclis'e yansıyabiliyor.
Yaz boyunca DSP milletvekilleri Türkiye'yi dolaştı. Raporlar gelmiştir size herhalde. Aldığınız Türkiye nabzı ne? Ülke, kriz ortamında bu yazı nasıl geçirdi, nasıl gördünüz?
Büyük şehirlerin merkezlerinde sıkıntı var. Sanayi bölgelerinde, fabrikaların olduğu merkezlerde, kapanan fabrikaların işsizliğe ittiği insanların sıkıntısı var. Kırsal alanda fazla şikâyet yok. Ne de olsa köylü krize rağmen geçimini sağlayabiliyor. Ama bazıları banka borcunun altından kalkamıyor.
Peki milletvekillerinin aktardığı ve sizin değerlendirdiğiniz kadarıyla Türkiye'de şu anda seçim ortamı var mı? Nasıl görüyorsunuz?
Milletvekillerine öyle bir istek gelmemiş. Ben de duymadım. Seçimi bir tek DYP istiyor galiba. Şu anda seçim yapmanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Ekonomik açıdan belimizi yavaş yavaş doğrultamaya başladığı bir sırada seçime gidilmesi ekonomiyi büsbütün sarsar, başlanan işler bitirilmez.
Parti örgütlenmesi için çok titiz davrandığınızı söylüyorsunuz. Bu yüzden çok görevden almalar oldu diyorsunuz. DSP'nin örgütlenmesine yönelik eleştirilerden biri de il ve ilçe örgütlenmelerinde seçime izin pek verilmemesi ve merkez yoklama yoluyla yürütülmesi. O sistemi aktarabilir misiniz?
Tabii ilk yıllarda örgütlenme bakımından bocaladığımızı söylemiştim. Bir ilçede kongre yapmak için hep örgütlerin yerine oturmasını bekledik. Sağlıklı bir yapıya kavuşmadan kongre yapmadık. Ama Siyasi Partiler Yasası'na uyarak, il ve ilçe kongrelerini ve büyük kongremizi hiç aksatmadık. Aksi halde kapatılırdık. İl ve ilçe kongrelerinde sorun çıkmaması yadırganıyor.
Son kongrede Sema (Pişkinsüt) hanımın konuşmasının engellenmesi sorun sayılmaz mı?
Geçirdiğimiz kurultaylarda da buna benzer durumlar oldu. Bazen birisi çıkıp sırf şahsi çıkar için yerine oturmuş, yıllanmış bir partiyi ele geçirmek gibi bir meraka kapılıyor. 80 öncesi CHP döneminde bir gence demiştim ki, "Düşüncelerimiz hiç uyuşmuyor. Siz bizden çok soldasınız. Ne diye gidip kendi düşüncelerinize uygun bir parti kurmuyorsunuz?"
Şöyle cevap vermişti: "Ortada hazır koskoca bir parti varken, ne diye gidip bir başka parti kurmak zahmetine katlanayım? Onu ele geçirmek çok daha kolay." Bu tür politika yapmaya çalışanlar hâlâ pek çok.
Kurultayımızdan kısa bir süre önce sayın Sema Pişkinsüt birçok toplum kesimlerini ve milletvekillerini kızdıran ve gücendiren bir konuşma yapmıştı. O nedenle Kurultayda kendisine tepki vardı. Nitekim konuşma isteği oylandı, bir delege dışında bütün delegeler olumsuz oy kullandı.
Geleceğe baktığınızda nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
Söyleşimizin başında sözünü ettiğim boynu kirden kapkara olmuş hamal çocuğu, gene bir işgününde tertemiz olarak, boynunda bir atkı ile okul üniforması içinde görebilmeyi hayal ediyorum. Hem de bugünkü gibi yoksul ailelere verilen yardım ve sosyal hizmetler biçiminde değil, doğrudan ailesinin kendi olanaklarıyla elde edilmiş olmasını hayal ediyorum.