Siz gülüyorsunuz o para kazanıyor...

Siz gülüyorsunuz o para kazanıyor...
Siz gülüyorsunuz o para kazanıyor...
Penguen'de çizen, işi gücü güldürmek olan Serkan Altuniğne'nin iki kitabı birden çıktı. "Karakterlerim genelde gerzek tipler, onların başlarına gelen saçma olayları anlatıyorum" diyen bu adamla buluştuk, hiç sıkılmadık
Haber: KAAN SEZYUM / Arşivi

Size kaybolan 25 kuruşumun hikâyesini anlattım mı? Ama önce Serkan Altuniğne’yle bir söyleşi yapmam gerekiyormuş. Kendisini tanımayanlar için özet geçeyim: Serkan Altuniğne maxi-kel denecek kadar pürüzsüz bir kafa yapısına, keçi denebilecek sakallara sahip bir insan. Bunun dışında Penguen denen mizah dergisinde bir köşesi var, orada çizer. Karikatürist yani. Ha bunun yanında Serkan’ın adını Recep İvedik 1 ve 2’nin senaryolarında da görebilirsiniz. Adam hayatını mizahtan kazanıyor yani. Siz gülüyorsunuz, paralar Serkan’ın cebine giriyor.
İşi gücü güldürmek olan bir insansanız da iki tipten birisiniz: Birincisi pek konuşmayan, gizli gizli gülen, sessiz insanlar... Diğeri ise konuşan, sürekli bi şeylere laf edip gülen, sinirlenen, tepki gösteren insanlar... Serkan bence bunlar arasında ikinci türe giriyor. Hem de göbekten giriyor.
Kendisiyle birlikte defalarca çeşitli şehirlere, ortamlara gittim, beraber kaldım, içki içtim, diyebilirim ki Serkan’la takıldığınız zaman kolay kolay sıkılmazsınız. Adam hem çocuk gibi oyuncu, hem de en psikopat taksi şoförüyle yürekten memleket muhabbeti yapabilecek kadar da ciğerden ve tabii ki memleket muhabbetini yaparken de g*tünden atmaktadır kendisi. Mesela taksicilere fiks açtığı geyik olan “Almanya’da bu işler böyle değil abi, ben Münşen’deyken...” muhabbetine denk gelirseniz çok eğlenirsiniz. Almanya’ya gitmemiş biri için Alman kültürü hakkında ne kadar güzel salladığını görmeniz lazım... Neyse, sizlere Serkan’ı anlatmaya birazdan devam edeceğim.
...Saat oldu 4, Moda’da iki mal müdürü... Ha bi saniye ondan önce evde Pleysteyşın’da maç yaptık. Serkan’ın İnter’inin 6-2 beynine verdim muzaffer Çelsi’mle. Yani güzel geçti zaman. Ama ne konuştuk, ne de başka bi şey. Zaten Serkan bana kitabını getirmeyi unutmuş. “Lan olum, kitap çıkarttın hakkında röportaj yapacaz, senin yanında kitap yok! Sen ne mal adamsın abi ya!” diyerek haklı isyanımı kelimelere döktüm tabii Serkan’a. Sonra da ‘Nasıl geçirdim altı tane bilezik gibi eheheheheh!’ dedim. Zaferin adı Kaan’dı!
...Saat oldu mu 4? Moda’da demin de belirttiğim üzere iki mal müdürü, çıktıktıktıktık, çıkmamız uzun sürdü. Aldım elime fotoğraf makinemi. Hah tam o sırada dedim ki Serkan’a “Abi gel balkonda çekelim ha” ve başladık topmodel Serkan Altuniğne’yle fotoğrafçılığa. Çekimler sırasında kendimizden geçmişiz. Komşular uzaktan laf etti de uyandık.
Neyse, indik Moda sahile. Orada da iki-üç foto patlattık ve Kadıköy’e doğru inmeye başladık. Bu sırada Serkan bir sigara yaktı, ben de “Var mı bi dalın Serkanım?” dedim. Serkan, süper bir insan olduğu için yaktığı sigarasını (Yani sigarasını iyi bir insan olmak için yakıyor) bana verdi. “Al hoca” dedi. Tam bir metalci bu herif diye bir kez daha düşündüm. Metalci kılıklı bir tip olmasına rağmen çok acı bi metal muhabbeti ettiğini de hiç hatırlamıyorum. Yoksa sahte bi hevi metalci olmasındı bu? Kıllandım ama belli etmedim. Normalde yaptığım gibi mal mal Serkan’a bakarak “Abi demin ateşini yaktığın çakmak benim Atatürklü çakmağım mı?” dedim. Çünkü o, yüzde yüz o çakmaktı. En sevdiğim mavi, ufak, üzerinde de siyah Atatürk silüeti ve imzası olan çakmağımdı. Çakmağımı kimse hacılayamazdı. Canım çakmağımdı o benim, o benimdir o benim.
  Serkan’ın son sigarası olduğu için kendine bi paket sigara almaya durduk. O sırada şimdilerde çok popüler olan ‘dev çakmak’lardan da satılıyordu. “Ne düşünüyorsun?” dedim. “Abi bende de var” dedi Serkan. “Evde çakmak kayboldu derdi olmasın diye aldım, iyi de oldu” dedi. Atatürklü çakmağımla sigaralarımızı yakıp yola koyulduk. Dünyanın en iyi çakmağıydı o!
Serkan’ın bu ikinci kitabı. Adı çok yaratıcı: ‘Karikatürler 2’... İlk kitabının adını tahmin etmeye çalıştım, bilemedim. ‘Cicişkolata’ doğru bir tahmin değilmiş. Son üç-dört yıllık işlerini toplamış. Toplamda 120-130 sayfa karikatür var kemiksiz. Güzel yani.
Serkan’ın Penguen’deki işlerini bilenler de sanırım Serkan’la aynı fikirdedir: “Karakterlerim genelde gerzek tipler, onların başlarına gelen saçma olayları anlatıyorum. Ulan ne saçma bişeymiş karikatür anlatmak ya puhahahahahah!” diye güldü. Gülünce ben de salıverdim. Tıssssss.
Neyse, ben de bu yüzden kendisini çok iyi anlattığı için yazının başlığını ‘Serkan Altuniğne’ koymayı düşündüm.
Tatile çıkarken yanınıza alabileceğiniz türden bi kitap yapmış Serkan. Gayet net ve komik işleri toplamış. “Her hafta köşedeki işlerden yüzde 20-30’u patates olabiliyor. Ben de güzellerini seçip topladım” diyor.
Doğrudur, karikatür işi zor meslek. Hele bir de meslek gibi olmaya başlayınca, yani yaptığınız işle, yani bileğinizin gücüyle para kazanmaya çalışınca daha da zorlaşıyor. Serkan da bu kötü yola komikaze.net’te, Erdil Yaşaroğlu yüzünden düştü diye biliyorum ben. Hatta Penguen’de ilk çizmeye başladığında köşesinin adı ‘Amatör Serkan’dı. Her çizer gibi o da dergiye amatör çizimleriyle katılmıştı. Bu işler zaten hep böyle.
Evinde bir köpeği, bir de kedisi var. Tabii ki böyle olunca süper bir hayvan dostu olmuş. Zaten hayvanla iletişim çok önemli. İnsan da bir hayvan, ona alışmak için bile iyi olabiliyor.
Serkan’ın bir tane daha kitabı çıktı üstelik, ‘Adım Adım Kılavuzları’, o da Can Yayınları’ndan. Bu kitap, ‘Karikatürler 2’ Penguen’den çıkmış.
İlk okuduğum yıllarda çok da güzel gelmese (Demek ki aklım başka yerlerdeymiş, eski işlerine bakınca onu anladım), sonrasında acayip kafasına girip, gülmeye başladığım karikatürler yapan bir adam Serkan. Karikatürlerindeki durumlar gibi de yaşıyor zaten. Keyfi gerinde insanları görmek güzel bir şey tabii. Bi de tipi aynı Metalika’nın solisti James Hetfıyd’a benziyor. Ama bazen onu sokakta Athena Gökhan’a benzetiyorlarmış. “Abi ne alakası var Allah aşkına? Athena Gökhan’ın hayvan gibi saçları var, hem de kızıl! Bana baksana kelim lan ahahahaha” diye isyan ederken gülmeye başladı. Serkan gibi insanlarla muhabbet hep böyle işte. ‘Karikatürler 2’yi okurken de böyle hissedebilirsiniz.
Kadıköy’de iskelenin önünden bi sosisli ısmarladı bana. O da et dürüm yedi. Para çıkartmaya çalışırken “Çekil la, olur mu öyle şey” dedi. Yani çok centilmen ve cömert bir insan kendisi. Sosisliyi bombaladıktan sonra da iskelenin yanındaki büfeden bi çay söyledi kendine. Çünkü ben vapur gelene kadar o çayı içemem, çok sıcak geliyor... Yok be, para gitmesin diye içmedim tabii ki. Serkan çayı içti. “Abi ne kadar borcumuz?” diye büfeci çocuğa öyle samimi bir biçimde sordu ki sorusunu, büfe çalışanlarının o anda yüzleri değişti, kendilerinden biriyle o çok özel anı paylaşıyorlarmışçasına bakmaya başladılar. Büyülenmiş bir şekilde bize bakan büfedeki çocuk “1.25 abi” dedi. Ben masanın üzerine cepteki bozukluklardan 1.50 lira koydum. Tam para üstü bekliyordum ki, Serkan bana “Bırak abi, bırak” dedi. Kaybolan 25 kuruşumun hikâyesi de bu işte.