Size kötü kadın derler!

Yeşilçam'ın şuh kadınları 'iyi aile kızlarının' bir adım gerisinde oldu hep. Aradan çekilmeleri beklenen şımarık sarışınlardı çoğu kez. Filmmor Kadın Kooperatifi ise tersini yaptı, son belgeseli '70-80-90'la o fettan kadınların gıcıklayıcı kahkahalarının peşine düştü...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

“Evlenilecek kadın, vücudu ve ruhuyla temiz olan kadındır. Yoksa sokaklar kadın dolu, niçin almıyoruz onları? Birimizin değil, hepimizin oldukları için. Onlardan kaçıyoruz üstelik.”
Replik, 1970 tarihli ‘Ölünceye Kadar’ın Nejat’ı Ayhan Işık’tan, nişanlısının kendisini ‘daha önce başka bir erkeğe teslim etmiş olduğu’ gerçeğini öğrenince gelir. Nejat’ın nişanlısı evlenme vaadiyle kandırılmış, esasen ruhu temiz bir kadındır; nitekim terk edilmeye dayanamaz, iffetli bir kadın olarak intiharı seçer.
Tıpkı 60’lı, 70’li yılların erkek hikâyelerine hıçkırıklarıyla, en iyi ihtimalle mutluluk gözyaşlarıyla eşlik eden diğer ‘iyi kadın’lar gibi. Dönemin masum kadınları, sürekli yanlış anlamalara maruz kalır, ‘ancak gözüyle gördüğüne inanan’ Ediz Hun’lar, Ayhan Işık’lar, Kartal Tibet’ler, Cüneyt Arkın’lar tarafından terk edilince de karınlarında bebekleri, sırtlarında dünyanın iftirası, pavyona düştükleri bile olur. Seyircinin özdeşleşmesinin beklendiği de masumlardır, Yeşilçam’ın yine tek taraflı çizilmiş ama masumların aksine dişli, kararlı, aklını kullanan kötü kadınlar, ‘fettanlar’ değil.
‘Fettanlar’; ne vücudu ne de ruhuyla temiz olanlar, ağır makyajlı, ille de sarışın, elinden viskisi, uzun ağızlıklı sigarası düşmeyen, şuh kahkahaları ve sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın deyişiyle ‘çıplaklıkta en önemli aksesuvar, Avrupa’dan ithal’ kombinezonlarıyla masum kıza çelmeyi, baş erkeğe oltayı atan kadınlardı. Yeşilçam’ın ‘kötü kadın’ları durup dururken düşmedi aklımıza, Filmmor Kadın Kooperatifi’nin elinden çıkan ‘70-80-90, Masum, Küstah, Fettan’ belgeseli hatırlattı, ne esaslı kadınlar olduklarını.
Yönetmenliğini Melek Özman’ın, arşiv çalışmalarını Yasemin Temizarabacı’nın üstlendiği, Filmmor kadınlarının ortak üretimi film, önce masumları hatırlatıyor, Taşçıyan’ın akıcı tespitleri eşliğinde. Ardından yönetmen Ülkü Erakalın, sinema yazarı Agah Özgüç, dönemin ‘kötülerinden’ Lale Belkıs ve Arzu Okay’ın yanı sıra sokak röportajlarıyla da ‘fettan kadın’ algısının izini sürüyor.
Özman, “Bu yıl gönlümüze fettanlar düştü” diyor ki aslında gönüllerindeki zaten hep onlarmış: “Gençliğimizde izlerdik. Ben Türkan Şoray’la özdeşleşemiyorum, o Filiz Akın olamıyorum! Repliği yok, bir şeyi yok ama onunla özdeşleşmen gerekiyor. Bir terslik var diyerek başladık.” Ekleyelim; ekip ‘masumların’ maruz kaldığı ‘O tokadı, suratındaki masumluk maskesini düşürmek için vurdumdu’, ‘ Sen niye gebermedin? Niçin kendini de öldürmedin? O iğrenç lekeyi bana ve evladıma bulaştırmak için mi?’ türü repliklerin intikamını da filmin sonunda küçük bir tersyüz etme operasyonuyla alıyor!
‘70-80-90’, her biri yüzlerce filmde rol almış altı fettanın filmlerini hatırlatıyor: Cahide Sonku, Arzu Okay, Sevda Ferdağ, Lale Belkıs, Suzan Avcı ve Neriman Köksal. Film, dün başlayıp 18 Nisan’a kadar sürecek olan 8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali kapsamında, bu akşam 19.00’da Fransız Kültür Merkezi’nde, 18 Mart’ta 15.30’da İstanbul Modern’de izlenebilir. Bir selam da biz gönderdik, kötü kahkahaların asıl sahiplerini hatırladık...

Arzu Okay: ‘Biz neden affedilmedik?’
“Ben soyunana kadar kızlar Bakire Meryem gibi hamile kalıyorlardı” diye gülerek başlıyor filmde, devamı üzüyor: “Yıllarca duvara karşı oturdum, insanlar bakıyor diye. Sinemayı bıraktıktan sonra bile fark ettim ki hâlâ yüzümü insanlara dönemiyorum.”
1954’te geldi dünyaya; 17’sinde evi terk ettikten sonra hep çalıştı. İlk başrolü, repliklerini alıntıladığımız ‘Ölünceye Kadar’da. Nejat’a (Ayhan Işık) âşık. Kovboy, macera ve seks filmleri var devamında. “Bugün olsa, gene oynarım. O filmlerden sonra, ‘Bacağı, göğsü nasıl?’ diye baktılar. Kimse gözümdeki ışığa bakmadı. Talep vardı, cevap verdim. Aç kaldım, yaptım. Sahneden inince makyajımı silip jean’imi giyiyor, üniversitedeki arkadaşlarla buluşup kitap okuyordum” diyor. ‘Solcu’ diye tarif ediyor kendini. Jack London ve Nâzım Hikmet favorileri. 12 Eylül’e doğru sahneyi de bırakıyor. 80’lerden beri ticaret yapıyor, kızı Eda ile yurt dışında yaşıyor. Haklı olarak soruyor: “Bu filmleri tek başıma çekmedim. Bir yığın prodüktör arkadaşım para kazandı. Erkek oyunculardan İsmail Dümbüllü’nün kavuğunu alanlar oldu.
Ali Poyrazoğlu, Bülent Kayabaş, Hadi Çaman, Mete İnselel... Herkes çok saygın. Kabak kadınlara patladı. Memem gözüktüyse, erkek oyuncunun da poposu gözüktü. O affedildi de biz neden affedilmedik?”

Fildişi tenli kadın: Cahide Sonku
‘Buğulu sesli, fildişi tenli, altın tabakalı, zümrüt çakmaklı, düşsel bir kadın.’ Böyle tarif ediyor onu sinema kitapları; asıl adı Cahide Serap. Yemen’de açtı gözlerini dünyaya, gözlerin onun üzerinde toplanmaya başlaması 16 yıl sonra. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın gözde oyuncularındandı. 1933’te ilk filmi, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Söz Bir Allah Bir’ oldu. Yıldızlaşması 1934’te ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’i sayesindeydi. 1950’de Sonku Film’i kurdu; kendi şirketini kuran ilk aktristti o. ‘Fedâkar Ana’ ile yönetmenliği de denedi. Filmlerde ve hayatta erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadının başından iki evlilik geçti. 1958’de film şirketi yandı, 1963’te de ‘yeni başlangıcı’ Cahit Irgat ile kurduğu tiyatro battı. Selim İleri’nin deyişiyle ‘en soylu çöküş’, alkollü yıllar böyle başladı. 1981’de, 64 yaşında öldü.

Suzan Avcı: ‘Ağla ağla nereye kadar’
Sinema aşkı içine düştüğünde henüz dokuz yaşındaydı. Aile İstanbul’a yerleşince, tekstil atölyesinde çalışmaya başladı. 13’ünde Metin Erksan’ın filmi için başvuruda bulundu ama annesinden izin çıkmayınca ilk heves yarım kaldı. 15’inde tanıştığı Alp Akşiray’la 18’inde evlendi. İzmir’e yerleştiler ama Avcı’nın sinema merakı dinmedi. Oğluyla İstanbul’a gelip Yıldız Mecmuası’nın ‘sinema güzeli’ yarışmasına katıldı, üçüncü oldu. Oyunculuğa tiyatro sahnesinde başladı. Ama zaman siyah saçlarını sarıya boyadı, film teklifleri birbirini kovalamaya başladı. 1962 tarihli ‘Şehvet Uçurumları’yla da patlama yaptı. Kendi deyişiyle, sadece beş defa iyi kadını oynadı; çoklukla baştan çıkaran kadın oldu. 1960’larda şarkıcılık da yaptı. Bir söyleşisinde, neden hiç mağdur kadını oynamadığı sorusunu, “Aman iyi kadını hiç sevmedim. Ağla, ağla nereye kadar. Gözüne bir damla damlatıyorlar, saatlerce gözünden yaş akıyor. Oysa ben bir bakış atıyorum, bir kadeh tutuyorum, bir sigara dumanı üflüyorum, herkesin ağzı açık kalıyor” diye yanıtlıyordu.  

En meşhur vamp: Sevda Ferdağ
1942’de, Lütfiye Dumrul adıyla başladı hayata. 1958’deki ilk filmi başarılı olmadı, 1963’te yeniden setlerde... İyi kadın rolleri oynasa da asıl şöhretini ‘kötü kadın’ olarak kazanan Sevda Ferdağ, Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘Azrailin Habercisi’ ile beklemediği bir ilgiyle karşılaştı. 60’lar basınına göre sinemanın meşhur vampların-dan biriydi. Gerçek hayattaysa futbolcularla yaşadığı aşklarla anıldı. Seks filmleri furyasıyla, ona da sahne yolu açıldı, 1968’de ilk kez sahneye çıktı. 80’lerde “Paylaşmayı öğreniyorsun” diye tarif ettiği tiyatro sahnesine çıktı. 90’lardan beri de dizilerde görünüyor. Kendisi ‘fettanlara’ bakışı zamanında güzel özetlemiş: “20 kişi ırzlarına geçtiği halde kıllarına halel gelmeyen Türkan (Şoray), Hülya (Koçyiğit) ve Fatma (Girik) gibi kadınlar vardı. Bir de onların yerine soyunan bizler. Ben esmer olduğum halde soyunduğum için kaybettim. Çünkü o zaman soyunan ikinci kadınlığa mahkûmdu.” 

Fettan kabadayı: Neriman Köksal
1959’da ortalığı ‘Fosforlu Cevriye’yle inleten, dişiliği de eksik olmayan kabadayı kadın tiplemeleriyle tanınan Neriman Köksal, 200’e yakın filmde rol aldı. ‘Renkli dünyaya’ girişi filmlerdeki gibi: 22’sinde İstiklal Caddesi’nde yürürken Metin Erksan’ın dikkatini çeker ve olaylar gelişir... İlk filmi ‘Çete’de bir Rus prensesini oynadı. Bu arada evli olduğunu sonradan öğrendiği yönetmen Nevzat Pesen’e aşık oldu. Ne Pesen’den vazgeçti, ne de onun eşinden vazgeçmesini istedi. Oynadığı fettanların aksine Pesen’le, onun eşiyle yaşayacağı evi bile birlikte aradı. Köksal, hem ‘erkek gibi kadın’ tiplemelerinin öncüsü, hem de Yeşilçam’ın ilk vamplarından, cinselllik sembolü bir kadındı. Bir dönem gazino-larda şarkı da söyledi, 90’larda dizilerde göründü. 1999’da kansere yenildi.  

Lale Belkıs: ‘Zor olan haini oynamak’
‘Meşum kadın’ olmayı en güzel o anlatıyor: “İyiler ve masumlar, karşı cephede kötüler vardı. Güzeller sonuna kadar masum ve aseksüel, kötülerse ölümüne acımasız. Ayağı yere basmayan karton tiplemeler yerine karekter rollerinde buldum kendimi. Zor olan haini, meşumu, sosyopat kimlikleri canlandırmaktı.” 1940’ta Belkıs Durmaz adıyla doğdu; iyi bir öğrenci değildi ama Dostoyevski, Stendhal  okurdu. Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’nde diktiği elbiseleri sunarken, modellik girdi hayatına. 1960’ta tiyatro başladı, birçok plak doldurdu. İlk filmi çarşaflı bir kadını oynadığı, 1966 yapımı ‘Ölüm Tarlası’. Sonrasında çoklukla şuh kadın olarak gösterdi kendini. Bİr dolu filmde kötü üvey anne, esas adamın şımarık eşi, nişanlısı ya da katiyen fedakar olmayan kötü kadın oldu. Hİçbir filminden pişman değil.