'Size yalan söylediğim için affedin'

'Size yalan söylediğim için affedin'
'Size yalan söylediğim için affedin'
Kitabında kadınların örselendiğini yazarken, ekranda en maço tavrını kuşanıp, karşı cinsi cahillikle suçladı. Peki hangi Cemil İpekçi'ye inanalım?
Haber: ASLI BARIŞ - asli.baris@radikal.com.tr / Arşivi

Birkaç gün öncesine dair güzide bir anekdot; ekranın en ‘delikanlı’ kadını Seda Sayan, Mor Çatı Avukatı Funda Ekin ve İstanbul Feminist Kolektif’ten Hasbiye Günatçı’yı almış, sıkı bir şekilde fırça atıyor.
Kadırgalı Aysel, karısını balkondan attığı ileri sürülen Çetin Şen’i programına konuk ettiği için aleyhinde ortak bildiri yayımlayan feminist kadın örgütlerine karşı köpürürken “Ne demek kadına şiddeti destekliyor muşum? 20 yıldır kadın programı yapıyorum. Siz kim oluyorsunuz da bana ‘Kadın cinayetlerinden haberiniz var mı’ diyorsunuz? Neymiş, Fatma’ya ‘Kocana bir şans daha verir misin’ demişim. Demeyecek miyim? Hem siz ne işe yarıyorsunuz?” gibi cümleleri saydırıyor.
Konuk edildikleri programda mağdur olan Günatçı ve Ekin, her şeye rağmen kadınları savunmak için seslerini çıkarmaya çalıştığında, Sayan’ın imdadına, diğer konuk Cemil İpekçi yetişiyor. Hem de ne yetişmek...
Kitabı ‘Affedin Beni’yi tanıtmak için programa katılan tasarımcı, kendisini Günatçı ve Ekin ikilisini sindirmeye adıyor. 42 yıldır kadın haklarını savunduğunu iddia eden İpekçi, ne denli yetkin bir mecra olduğunu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in program öncesi kendisini arayarak ‘Ne yapabiliriz?’ diye konuştuklarını belirterek başlıyor işe. Daha sonra da başlıyor incilerini saçmaya... Kadına yönelik şiddetin kaynağının annelik olduğuna dikkat çekiyor İpekçi; Doğu illerine pek gitmediğini söylese de oradaki ‘cahil’ annelerin, çocuklarını şiddet eğilimli yetiştirdiklerinden emin. ‘Cehaletten kurtulmak için, cahil anneden kurtulmak şart’ diyen modacıya göre metropollerde şiddetin olmasının nedeni yine kadın. Örneğin İpekçi’nin müşteri portföyünü oluşturan ‘Nişantaş’lı kadınlar “Kocası çok pırlanta alıyordu, çok şımarıktı, iyi ki dayak yedi, oh!” düşüncesi içinde fitneci, dedikoducu ve hasut tipler olduğu için, şiddet sürüyor.
Günatçı ve Ekin’in isyanlarını “Kadın olduğunuz için lafı da kesiyorsunuz, bir susun beş dakika!” ayarıyla bastıran İpekçi, çözüm önerilerini sıralıyor: Şiddet ve dayağa karşı kızlar için tekvando dersleri. Muhtelif protesto gerektiğinde eylemcilerin 1950’de Boston’da 50 kadının yaptığı gibi, kendilerini yakmaları. Siyasi platformda da, meclisteki kadın milletvekillerinin, ‘erkek’ gibi kendi partilerini desteklemek yerine, ideolojik görüşlerinden sıyrılarak toplaşıp, kadın haklarını savunmaları.
Kitabına Hemingway ve Tolstoy başyapıtı muamelesi çeken Sayan, huşu içinde İpekçi’nin sözlerini onaylarken, tasarımcıdan son bomba geliyor: “Kadınlar barlara gidiyor, alkol alıyor, orasını burasını açıyor, sonra tecavüz oldu... Amerika’da bu kadın haklarının suyunu çıkardılar artık.” Diğer konuklar cinnet moduna geçedursun, İpekçi’nin kitap lansmanını hatırlıyorum ister istemez. Planları arasında dört kitap daha yazmak istediğini açıklayan modacı, eserinin muhtelif yerlerine rendelediği ‘Affedin Beni’ adlı şiirini okuyor: “Sizlerin bitmek bilmeyen yargılarınız karşınızda dimdik durabildiğim için... Ayağımı kaydırmak istediğinizde aptalca size güvenip düştüğüm için, yerden bir avuç toprakla kalkıp tekrar umutlarımı yeşermek üzere diktiğim için...Sizin tek kimliğe mahkum olduğunuz hayatta çift kimlikler yaşadığım için affedin beni.” ‘Siz’ dediği gruba karşı öfke besleyen İpekçi’nin sözcükleri, Türkiye ’de eşcinsel olmanın ödettiği bedel aslında.
Özellikle seksenler gibi bir dönemde cinsel kimliğini açıklama cesaretini gösteren tasarımcının, bu bedelleri de faiziyle ödediği anlaşılıyor. Kitabın her sayfasında insanın özüne düş kırıklıkları batıyor. İpekçi’nin iç hesaplaşmalarından, ailesi ve toplumla başa çıkmasına, ne ararsanız var. Tasarımcı kadın olmayı ne kadar kıskandığının, ancak çektiklerini görünce bu hislerini bir kenara koyduğunu, kadınlara aptal muamelesi yapıldığını da uzun uzun yazmış.
Peki kadınların yaşadıklarını bu kadar iyi anladığını iddia eden birinin, karşı cinse saydırmasını nasıl açıklarız? Ya da ‘Arkamdan ‘aptal’ diye baktıkları zaman bile haklarım için yürüdüm’ diyen, cinsel kimliğini saklamama cesaretini gösteren birinin, hiçbir örgüte üye olmadığını, LGBTT eylemlerine de zinhar katılmadığını söylemesini nasıl izah ederiz?
Bir tasarımcı olarak başarı grafiğini Yıldırım Mayruk örneğinde olduğu gibi istikrarlı bir şekilde sürdürmeden İpekçi’nin ‘ne olursa olsun gündeme geleyim’ çalışmaları mı bu sözler? Cevabı yine kitapta gizli: “Sizlere bazen yalan söyleyip, kendime hiç yalan söylemediğim için affedin beni.”