Sizinki dük de, bizimki reis mi?

Sizinki dük de, bizimki reis mi?
Sizinki dük de, bizimki reis mi?
Siyasi yetkilerini 1963'te kaybetmiş olmalarına karşın 'halktan kopmayan' ve hükümetle 'arabuluculuk' görevini üstlenen 'Nijerya kralları' monarşinin yalnızca bir Avrupa gerçeği olmadığını haykırıyor.
Haber: GÖKÇE ÇALIŞKAN / Arşivi

Malcolm X’in siyahları kendilerine getirmesinin hemen öncesinde, benzer bir atak Jamaikalı Marcus Garvey’den gelmişti. ‘Anavatana dönüş’ için ikna çabaları ABD sınırları dışına taşamamış olsa da fikirleri bugüne ulaştı: “Geçmişini, nereden geldiğini ve kültürünü bilmeyen bir halk köksüz ağaca benzer.” Fotoğrafçı George Osodi’nin ekimde Britanya’nın başkenti Londra’da açacağı ‘Nijerya Kralları’ adlı sergisi için kaleme aldığı yazı da bu alıntıyla başlıyor. Ülkedeki ‘yerel liderleri’ tek tek ‘makamlarında’ ziyaret eden Osodi’ye göre, aynı sınırlar içinde yaşayan farklı topluluklar, o ülkenin yumuşak karnı değil aksine zenginlik kaynağı. Osodi, bunu bir de kendi gözleriyle görmenin en iyi yolunun monarşi yapısını incelemek olduğunu düşünmüş, nitekim ‘krallar’ halka ‘resmi yöneticilerden’ daha yakın. Nijerya’da vatandaş ile hükümet arasında ‘arabuluculuk’ rolü üstlenen bu krallar ‘yetkisiz güç güç değildir’ savını da geçersiz kılıyor. 

Medeniyet değil gelenek...
Söz konusu coğrafyadaki birbirinden farklı topluluklara ‘alt kültür’ demek yanlış olur, zira Britanya’nın emperyalist kollarıyla sarılmadan önce Nijerya diye bir ülke yoktu. 1539’da bu topraklara ‘ayak basan’ Britanya, sınırlarını ‘rastgele’ çizdiği yeni ‘oyuncak evinin’ hem isim babası oldu hem de 1800’lerde ipleri iyiden iyiye ele aldı. Britanya’dan önce de bölgede pek çok krallık vardı. Bunların başındaki krallar da, diğer krallıklarla olan ilişkileri düzenler, halkın iradesine uygun hareket eder ve tiranlığa özenmezlerdi. Britanya’nın ‘işlere el atmasından’ sonra da var olan krallıklara yenileri eklendi. Nitekim bu, ‘dolaylı yoldan hakimiyet kurma’ politikasının bir parçasıydı. Nedeni ise o kralı, halkının yanında değil üstünde bir yerlere oturtmaktı. Bunun da en iyi sıkıca bağlı oldukları gelenekler üzerinden yapılacağına inanıyorlardı. Zira onlar ‘yerliydi’ ve medeniyetten değil gelenekten anlarlardı. Bunun için krallarla işbirliği yapmak istediler. Haliyle onlarla ‘iyi geçinenler’ hem maddi hem manevi olarak refaha erdi; kurulan siyasi partilerde de yerini garantilemiş oldu. Ancak 1960’ta Nijerya’nın sözde bağımsızlığını geri almasından 3 yıl sonra, monarşi düzenine son verildi. Yine de krallar, halklarının ‘göz bebeği’ olarak kaldılar. 

İyi siyasetçiyi krala sor

Uzun yıllar ‘iç savaşlarla’ boğuşan ülkede tam 371 tane topluluk var. Kralları artık eski güçlerini yitirmiş de olsalar, hâlâ siyasi ve toplumsal algıyı perde arkasından yönetiyorlar. Bir Nijeryalı “Onlara güveniyorum çünkü bizim paramızı ceplerine indirmiyorlar” diyor. Bir diğeri ise “Kaliteli siyasetçiler seçmemize yardımcı oluyorlar. Seçimlerde onların tavsiye ettiği adaylara oy veriyorum” diyerek aslında onların gerçek gücünü ortaya koyuyor. Zazzau bölgesinin lideri Shehu Idris ise işlevlerinin oldukça ‘naif’ olduğunu anlatıyor: “Anlaşmazlıklar çıktığında biz araya giriyoruz. Ayrıca asla belli bir siyasetçiyi desteklemeyiz. Yalnızca saygı duyulması gereken ve halkına hizmet etmeye hazır kişiler olup olmadıkları konusunda onay veririz.”
Tabii kral denince ister istemez akıllara Britanya’nın başını çektiği Avrupa monarkları geliyor. Yine de Nijerya’nın kralları kafalardaki imajla hiç örtüşmüyor. Zira Avrupa’dakiler soyludur ve tabir yerindeyse halktan aldıkları vergilerle geçinirler, Arap kralları ise para içinde yüzer; ancak Afrika kralı denince hep ‘orman-çadır-vahşi’ görüntüsü canlanır. Sanılanın aksine bu rengârenk ve gösterişli kıyafetlerle dolaşan adamlar, Nijerya’nın en önde gelen üniversitelerinde veya yurt dışında iyi bir eğitim almışlar, ardından köylerine dönüp koltuğu devralmışlar. 

Kabile nitelemesi ırkçılık
“Yıl olmuş 2013, orada hâlâ niye kral var?” sorusu ise Nijeryalıları çileden çıkarıyor. Elbette ülkeyi gerilettiklerini düşünenler mevcut ama çoğunluk ‘ulusal aile kavramını’ ve geleneklerini kralları sayesinde yaşattıklarına inanıyor. Pek çoğu ise Britanya kraliyet ailesini kimseler sorgulamazken kendi krallarının ‘dert olmasını’ bir çeşit ırkçılık olarak nitelendiriyor. Öte yandan ilkelliği çağrıştırdığı için ‘kabile’ lafından da hoşnutsuzlar, “Britanya’daki dük de bizimki reis mi-” diye soruyorlar.


    ETİKETLER:

    ABD

    ,

    Londra

    ,

    Afrika

    ,

    Hükümet

    ,

    Aile

    ,

    Avrupa

    ,

    Para

    ,

    Kral

    ,

    ülke

    ,

    orman

    ,

    eğitim

    ,

    kültür

    ,

    Resmi

    ,

    siyasi

    ,

    perde

    ,

    oy

    ,

    hizmet