Sokak ya da sinema fark etmez

Sokak ya da sinema fark etmez
Sokak ya da sinema fark etmez
Eşcinsellere yönelik önyargıları kırmak amacıyla Ankara'da düzenlenen ve LGBT temalı filmlerin gösterildiği KuirFest yarın başlıyor. Festival programından 10 filmlik seçki yaptık.

Eşcinsel ve trans bireylere yönelik nefret, önyargı ve tahammülsüzlüğün giderek güçlendiği bu ülkede LGBT temalı filmlerin gösterildiği bir festival yapmak cesaret işi! Ama Ankara ’da düzenlenen KuirFest’i festivaller âlemine kazandıran Pembe Hayat ekibi bunu cesur olmakla değil, homofobi ve transfobiye karşı verdikleri mücadelenin bir parçası olarak açıklıyor. 17 Ocak’ta Esmeray’ın ‘Yırtık Bohça’ oyunuyla başlayacak KuirFest’te film gösterimleri Kızılay Büyülü Fener Sineması ve Goethe Institut Ankara’da yapılacak. Sundance’ten Berlin’e, geçen yılın en gözde ve ödüllü LGBT temalı filmlerini bir araya getiren KuirFest programından Radikal okurları için seçtik…
Sağanak (Cloudburst): Olympia Dukakis ve Brenda Fricker’ı bir araya getiren, LGBT festivallerinde seyirci ödüllerinin gediklisi ‘Sağanak’, seyirciyi neşeyle hüznün birbirine karıştığı bir yolculuğa çıkarıyor. 31 yıldır birlikte yaşayan lezbiyen çift Stella ve Dot, Amerika’da evlenemedikleri, dolayısıyla birbirleri için yasal bakıcı olamadıkları için ayrılma tehdidiyle karşı karşıya. Çözümü Kanada’ya gitmekte bulan Stella ve Dot çıktıkları bu yolda eğlenceli ve hüzünlü duraklara uğrayacaktır.
Işık Açık Kalsın (Keep the Lights On): Berlin’den Teddy Ödülü’nü kapan, Time’ın 2012’de değeri yeterince bilinmemiş filmler listesinde ikinci sırada yer alan ‘Işık Açık Kalsın’, kişisel bir eşcinsel aşk hikâyesi olmasının yanı sıra, günümüz ilişkilerine, bağlanma sorunlarıyla yüzleşme fırsatı da tanıyan etkileyici bir film.
Ağır Ablalar (Heavy Girls): Axel Ranisch’in sadece üç hafta içinde çektiği bu küçük ve sevimli film, ömrünü aynı evde annesiyle geçirmiş Sven’le alzheimer olan annesine bakıcı olarak gelen Daniel’in aradıkları şefkati birbirlerinde bulmalarının hikâyesi. Biraz melankoli, biraz mizah, biraz da trajedi…
Ruj izi (Lipstikka): İlk filmi ‘Urban Feel’den 12 yıl sonra kamera arkasına geçen İsrailli yönetmen Jonathan Sagall’ın son filmi, Batı Şeria’dan Londra’ya göç etmiş iki Filistinli genç kadının, geride bıraktıklarını sandıkları korkunç olayla yüzleşmelerini anlatan güçlü bir dram. İlk gösterimini yaptığı Berlin’de Filistin meselesine ve militarizme getirdiği yorumla olay yaratan film, kadın kadına aşkın etkileyici örneklerinden.
Uzaylı Lezbiyen Ruh Eşini Arıyor (Codependent Lesbian Space Alien Seeks Same): Romantik hisler yüzünden gezegenlerinin atmosferi tehdit altına giren Zots gezegeni, çözüm bulsun diye üç uzaylıyı Dünya ’ya gönderir. Ekibin hedeflerinde New York’un eşcinsel mekânları vardır! Bu kadarı bile filmin vaat ettiği çılgın ve eğlenceli dakikaları anlatmaya yeterli!.
Pişman Olanlar (Regretters): İsveçli oyun yazarı ve belgesel sinemacı Marcus Lindeen’in Krakow’da ve İsveç Akademisi Ödülleri’nde en iyi belgesel seçilen filmi, 60’lı yıllarda cinsiyet inşası operasyonu geçiren ve bundan pişmanlık duyan Orlando Fagin ve Mikael Johansson’ı bir araya getiriyor. Bu iki trans erkek üzerinden cinsiyet kimliği, baskı ve pişmanlık konularına etkileyici bir yorum getiren film, pek çok film festivalinin yanı sıra New York ve Moskova’da müzelerde de gösterilmişti. Filmin ardından cinsiyet inşası operasyonlarının konuşulacağı bir söyleşinin yapılacağını hatırlatalım.
Vito: LGBT hareketin en etkileyici figürlerinden Vito Russo’nun hayatını konu alan film, yılın en çok konuşulan belgesellerinden biriydi. 1980’lerin muhafazakâr toplumuna ve Reagan’ın zalim AIDS politikalarına karşı direnen Vito’nun hayatı, zekâ ve mizahın, yaşama gücü ve yaklaşan ölüme rağmen mücadeleyi asla bırakmayışın hikâyesi.
Marina Abramoviç: Sanatçı Aramızda (Marına abramovıc: The artıst Is present): Berlin’in Panorama bölümünde seyirci ödülünü kazanan film, beden performansın divası Marina Abramoviç’in New York MoMA’da sergilediği, 3 ay boyunca haftanın 6 günü bir sandalyede sabit bir şekilde oturduğu son performasını kaydediyor. James Franco, Lou Reed, Björk, Rufus Weinwright gibi isimlerin de izlediği, hatta karşısındaki sandalyeye oturarak dahil oldukları bu performanstan yola çıkan film, sanatçının 40 yıllık sanat hayatından şoke edici işleri de belgeliyor. Bu kadını izlerken büyülenecek, âşık olacak ve gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Tıpkı o sandalyedekiler gibi…
Yüz Karası/Şöhretin Sonu: Bülent Ersoy’un cinsiyet inşa sürecinin bir nevi belgeseli olan ve sinemamızın eşsiz, sıradışı yapıtı, KuirFest’in kaçırılmayacakları arasında. Orhan Aksoy’un darbeden henüz bir yıl sonra çektiği bu kült film, ‘Bülent Ersoy’un Kanunla İmtihanı’ başlıklı bir panele de ilham olacak. 20 Ocak’ta Cer Modern’de gösterimin ardından yapılacak panelde Bülent Ersoy üzerinden bir yakın tarih okuması yapılacak.
Güzel Babam (Lovely Man): Dünyanın en büyük Müslüman ülkesi Endonezya’dan çıkma Güzel Babam (Lovely Man), yıllar sonra arayıp bulduğu babasının transseksüel olduğunu öğrenen Jahaya’nın hikâyesi. Cakarta’nın büyülü atmosferinden sonuna kadar yararlanan film, seyirciyi Jahaya kadar önyargısız kılmayı başarıyor.