Son 125 yılın 'Işık' tuttuğu tarih

Son 125 yılın 'Işık' tuttuğu tarih
Son 125 yılın 'Işık' tuttuğu tarih

11 kuşaktır Işık liseli bir ailenin mensubu olan Sandalcı, araştırmaları sırasında okulun ilk mezunlarının babaannesinin babası ve amcası olduğunu da öğrenmiş. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Feyziye Mektepleri Vakfı 125 yılı geride bırakıyor. Bu vesileyle yıl boyunca çeşitli projeler hayata geçirilecek. Bunlardan biri de koleksiyoner, tarihçi ve eski mezun Mert Sandalcı'nın hazırladığı '125. Yıl' tarih kitabı...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Mezunları arasında İsmail Cem, Attila İlhan, Nuray Mert, Adnan Polat gibi isimler olan Işık Okulları, önümüzdeki yıl 125. yaşını kutlayacak. Okulun Selanik’te başlayan tarihini büyük bir titizlikle inceleyen ve araştırmalarını ‘125. Yıl’ adlı bir kitapta toplamaya hazırlanan koleksiyoner ve mikro tarihçi Mert Sandalcı’yla Feyziye Mektepleri’nden Işık’a, okulun tarihçesini konuştuk.

Neden yazmak istediniz Işık Okulları’nın tarihini?
Bizim aile 11 kuşaktır Işık liseli. Onun etkisi büyük tabii. Ben 70’li yıllarda lisedeydim. Okul da İstanbul’un, belki de Türkiye’nin en disiplinli okullarındandı. Her şey çok sıkıydı. Okul biter bitmez o disiplinden kurtulmak istedim. Belime kadar uzanan saçlar, karnıma kadar uzanan sakallar... Uzun süre okulla ilişkim olmadı. Sonra hiç aklımda yokken tarihçiliğe soyundum, daha doğrusu mikro tarihçiliğe. Koleksiyonlar hazırlamaya başladım. Bu süreçte okuldan şöyle bir haber geldi: Mezunların eserlerini topluyorlardı, ben de yazdığım kitapları okul kütüphanesine bağışladım. Peşi sıra yönetim kurulundan Osman Erberker beni ziyaret etti. Okulun tarihçesini yazmamı istedi. Okul hayatını hiç sevmediğimi söyledim, “Elimde işlerim var, belki seneye olur” dedim. Elindeki not defterine o günün tarihini attı. Ve tam bir sene sonra aradı, “Ne zaman başlıyoruz?” dedi. Baktım iş çok ciddi, tamam dedim ve başlamış olduk.

Araştırma süreci zor muydu?
Elimde üç-beş parça materyalle başladım işe. Aşağı yukarı 10-12 müdür fotoğrafı, birkaç tane de bina fotoğrafı vardı. Bunlarla yola çıktık. Bir sözleşme yapmıştım, kitabı iki yılda bitirecektim ama eğer doğru dürüst malzeme çıktığına inanmazsam bir yıl daha zaman isteyecektim. Araştırma o kadar zordu ki, süre üç seneyi geçti. Fakat bu süreçte hem ben hem de okul o kadar çok şey öğrendik ki... Beyazıt’taki, Selanik’teki binaların yerini tayin etmek çok zordu, yangın haritalarını inceledik. Sonra orada okumuş olan 92 yaşında bir bey bulduk, eliyle koymuş gibi buldu, “Burası benim okulum” dedi. Yunanistan’daki çalışmalar da zor geçti. Okulun tarihi orada başlıyor, Selanik’te. Esas incelemeyi orada yapmam gerekiyordu ama herkes işi zorlaştırıyordu. Hediyeler alarak, yalvararak pek çok kapıyı açtırdım. Başlangıçta zul olan iş, ikinci senenin sonunda bir tutkuya dönüştü. 

İlginç bulgulara rastladınız mı?
Okulun ilk mezunlarının babaannemin babası ve amcası olduğunu öğrendim, bu benim için çok şaşırtıcıydı. Her iki dedemin okuldan mezun olduklarını da orada öğrendim. Hatta çok enteresan bir şekilde dedemin diplomasını da buldum, bu arada bence çok önemli bir koleksiyonculuk hikâyesi de yaşadım. Dedemin de, büyük amcamın da diplomaları inanılmaz belgeler; tuğralı muğralı, Feyziye Mektepleri’nin padişah tuğrası taşıdığı dönemlerden. Diplomalar bazı dönemlerde tuğra taşımaz, bazı dönemlerde taşır. Bu iki diploma annem tarafından çatı temizliği sırasında çöpe atılmış. Nişantaşı’ndan çöpe atıldıktan yaklaşık dört saat sonra Kadıköy’den bir eskici telefon edip, “Kudret Bey, Asil Bey, Emil Galip Bey neyin olur?” diye sormaya başladı. “Niye soruyorsun bunları?” dedim. “Bunların diplomaları Nişantaşı’nda bir çöpten çıkmış” dedi. Ve ben bu diplomaları tekrar satın aldım. Mucizevi bir şekilde bana döndüler. Bizim dönem koleksiyoncularının eskicileri, hurdacıları ne derece örgütlediğinin inanılmaz bir ispatı oldu bu benim için. 

Bu kitabın içeriğinin, daha önce yazdığınız ‘Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri Tarihi’ adlı kitaptan farkı nedir?
O kitapta oldukça eskiye gitmiştik. Burada daha günümüz odaklı bir araştırma yapıyoruz. Mezun olanların bilgilerinden faydalanıyoruz. Biraz, ‘Son dönemlerde nereye geldik?’ sorusunun cevabını arıyoruz.

Nereye gelmişsiniz?
Ben bu araştırmayı yaparken başka hiçbir vakfın yapamadığı bir şeyi Feyziye Mektepleri Vakfı’nın yaptığını gördüm. Sürekli yeni okullar yapıyorlar, inşaat sürekli devam ediyor. Kendisini hep geliştirip döndürüyor. Bir bina daha yapalım, bir spor kompleksi, bir sinema salonu daha yapalım, bir kampüs açalım, sınıf mevcudunu nasıl düşürebiliriz, öğrencilere nasıl daha iyi imkânlar sunabiliriz?.. Hep bu anlayışla hareket ediyorlar. 

Işık öğrencisi nasıldır? Hani bir hareketten ‘Kesin bilmem ne liseli’ dersiniz, çoğunlukla da bilirsiniz ya...
Işık Lisesi’nde öğrencilere her zaman her şeyi ‘tek başlarına’ yapmaları öğretilir. Davranışlarınızın sorumluluğu size aittir, ona göre davranmalısınız. Başarınızın da, başarısızlığınızın da müsebbibi bir başkası olamaz. En çok bu ve disiplin öğretilir sanırım. Bunu öğrenen çocuk hayatta her şeyi kendi başına yapabilecek hale gelir. Okulun sloganı da zaten ‘Bu okul iyi insan yetiştirir!’dir. Benim açımdansa okulun bana verdiği en büyük formasyon, demokrasidir.

İlklerin okulu: Karma eğitim, felsefe, mantık
Feyziye Mektepleri Vakfı, Feyz-i Sıbyan Mektebi adıyla, 1885 yılında Selanik’te kurulan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan döneme tanıklık eden bir kurum. Vakfa ait Işık Okulları ise Cumhuriyet’in ilanıyla ilk kez hazırlık sınıflarından itibaren yabancı dil öğreten, henüz resmi okullarda uygulanmadan Arapça ve Farsça’yı programdan çıkaran ve yerine felsefe, sosyoloji, mantık, ticaret gibi dersleri koyan, ilk defa cinsiyet farkı gözetmeden karma eğitim yapan ve Socrates Comenius programını Türkiye’ye getiren ilk okullardan biri olma özelliğini taşıyor.
Okulun 125 yılını araştıran Mert Sandalcı ise Türkiye’nin en büyük üç koleksiyonerinden biri. 1958’de, İstanbul’da doğmuş. Lise eğitimini Işık Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi Galatasaray İnşaat Fakültesi’nden mezun olmuş. Bilimsel olarak koleksiyonerlikle ve araştırmacı yazarlıkla ilgilenmek amacıyla 1988 yılında profesyonel meslek yaşamını bırakarak üzerinde çalıştığı koleksiyon ve araştırmaları kitaplaştırmaya başlamış. Bir süre ‘Tombak’ dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapmış. Ardından da sekiz ciltlik ‘Belgelerle Türk Eczacılığı’, üç ciltlik ‘Max Fruchtermann Kartpostalları’, ‘Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri Tarihi’ ve Prof. Emre Dölen’le birlikte ‘Kâğıthane-Kemerburgaz-Ağaçlı-Çiftalan Demiryolu’ adlı kitapları yayımlanmış.