Son zamanbükücü!

Son zamanbükücü!
Son zamanbükücü!
Tom Cruise ve Emily Blunt'lı 'Yarının Sınırında'da yakın bir gelecekte uzaylılar tarafından işgal edilen dünyanın kurtuluşunu izliyoruz. İkinci Dünya Savaşı göndermeli yapımın 'zaman' ayarları biraz sorunlu.
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

Herold Ramis’in 1993 tarihli filmi ‘ Bugün Aslında Dündü/ Groundhog Day’ sinema tarihinin en eğlenceli yapımlarından birisidir. Bill Murray’in canlandırdığı televizyon muhabiri Phill, hiç istemediği halde görevi gereği küçük bir kasabaya gider. Amacı bir an önce işini bitirip geri dönmektir. Ama kar yolları kapar. Ertesi sabah uyandığında bir önceki günü yaşadığını fark eder. Phill, aynı günün içine sıkışıp kalmıştır. Onlarca kez aynı güne uyanır ve her defasında aynı şeyleri yaşar. Zamanla zamana müdahale etmesi gerektiğini anlayacaktır.
Bugün gösterime giren Doug Liman imzalı (‘Geçmişi Olmayan Adam’ ve ‘Bay ve Bayan Smith’ten tanıyoruz) ‘Yarının Sınırında’nın temel esprisi de aynı. Dünya uzaylı istilası altındadır. Uzaylılar bütün Avrupa ’yı ele geçirmiştir, bir tek Londra kalmıştır, ki o da tehdit altındadır. Öte yandan Doğu’da ise Ruslar ve Çinliler uzaylılara karşı amansız bir mücadele vermektedir. Onların elini rahatlatmak için İngilizler ve Amerikalılar, Fransa kıyılarına dev bir çıkarma yapmayı planlarlar. Bu kurgunun İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarını özetlediği dikkatlerden kaçmıyor. Avrupa’nın Nazi işgali altında olduğu, Sovyetler Birliği’nin ilerleyişi karşısında Amerika ve İngiltere’nin Avrupa kıyılarına çıkarma yaptığı dönemin ‘uzaylı istilası’ versiyonu.
Filme dönersek, kahramanımız Bill Cage, medya biriminde çalışan ve insanları uzaylılara karşı savaşmaya davet eden bir subay. Londra’ya geliyor, kendisini bir anda, ertesi gün Fransa kıyılarına çıkarma yapacak ordunun içinde acemi bir er olarak buluyor. Çıkarmada tabii ki ölüyor. Ama bu onu ‘Yarın Aslında Dündü’de olduğu gibi bir döngünün içine sokuyor. Sürekli aynı güne uyanan Bill, birbirini tekrar eden deneyimler sırasında özel ordunun efsanesi haline gelen savaşçı Rita Vrataski ile tanışıyor ve birlikte uzaylıların sonunu getirecek hamleyi yapmaya çalışıyorlar. 
‘Yarının Sınırında’, kostümleri, aksiyonu ve görkemiyle kendisini izlettiriyor. Yalnız Liman, seyircide ‘tekrar’ duygusunun oluşmasının önüne geçemiyor. Buna bir de Bill ile Rita arasındaki ilişkinin duygusal boyutunu derinleştirememiş olmasını da eklediğimizde sıkıntılar artıyor.
Ama bütün bunların ötesinde filmin ‘zamana’ dair neler söylediği de önemli. ‘Bugün Aslında Dündü’ zamanın insanoğlu için verilmiş büyük bir lütuf olduğunu; zamanı kullanırken yaptığımız hoyratlıkları, zamanın içinden akıp giden şeyleri görmeyişimizdeki sıkıntılı yanları gösteriyordu. Zamanı kendimize aitmiş gibi görmenin sakatlıklarını bir yana koyup, aslında ortak bir kullanım alanı olduğunu ve ancak böyle işlev ve anlam kazanabileceğini anlatıyordu. ‘Yarının Sınırında’ ise tersini yapıyor. Zafere ve başarıya giden yolda zamanı iyi planlayamamanın hedefe ulaşmakta nasıl da büyük hatalara yol açacağını vurguluyor ısrarla. Bu bakımdan, neoliberal kariyerciliğin hedef/başarı/kâr/çıkar/zafer odaklı kültürünün bir izdüşümü.  ‘Yarının Sınırında’, kolektif bir mücadelenin yürütüldüğü görüntüsü verse de asıl olarak kolektifin içindeki bireyin zamanı programlama, kendi çıkarına göre tasarımlama ve hedefe ulaşmasını salık veren rekabetçi bir neoliberal dili çıkartıp koyuyor önümüze.
Tom Cruise’un bir kez daha dünyayı kurtarmasını, Emily Blunt’un güzelliğinin ve yeteneğinin harcanışını görkemli efektler eşliğinde izlemek istiyorsanız sinema salonları sizi bekliyor.