Sonuna kadar Jude Law!

Sonuna kadar Jude Law!
Sonuna kadar Jude Law!
Bir kasa hırsızı rehberliğinde gangster dünyasını tersyüz eden 'Dom Hemingway' sonrası kararımız: Sonuna kadar Jude Law!
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Dom Hemingway ***Yönetmen: Richard Shepard
Oyuncular: Jude Law, Richard E. Grant, Demian Bichir, Kerry Condon, Emilia Clarke
Yapım: 2013 / İngiltere
Süre: 93 dakika

Penis üzerine upuzun bir monologla başlayıp olayların düğüm noktasına hadım edilme korkusunu yerleştiren ‘Dom Hemingway’in erkeklikle derdi var. Ancak bu giriş korkutmasın. Richard Shepard (‘Matador’dan tanıdık), yazıp yönettiği suç komedisinde bu derdi, sahnelerin katman katman altına, ‘tam gaz analiz’ motivasyonuyla ulaşılabilecek bir derinliğe değil, hikâyesinin tam ortasına yerleştiriyor. Filmin başında hapisten yeni çıkan ağzı bozuk, mizahi duygusu gelişkin ve hayli ‘sert’ gangster Dom (Jude Law), hikâye boyunca erkeklik halleriyle tatlı ama sert bir hesaplaşma içinde. Hapisteyken kendisine söz verilen paranın peşine düştüğünde ya da iletişimi koparmak zorunda kaldığı kızının gözüne girme çabalarına giriştiğinde hemen karşısındakini ters köşeye yatıracak bol küfürlü bir monolog patlatıveriyor. Artık yöntemleri tedavülden kalkmış, eski kafalı bir kasa hırsızı olarak 12 senelik cezanın ardından bu testosteron yüklü dünyadaki yerini sorguluyor.
Bu noktada da insanın aklına zamanında etrafı ‘Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana’ olmak isteyen filmlerin doldurduğu dönemin mağduru herkesin malumu şu gerçek geliyor: Ağır Brit aksanlı, illaki komik bir tarafı da olan çenebaz gangsterlerin hikâyelerini anlatmak artık hem yönetmenler hem de oyuncular için uçurumun kenarında yürümek gibi bir şey... En ufak bir yanlış adımda demodeliğe düşmek kuvvetle muhtemel. Zira çıkıntı, bilge, küfürbaz suçluların ‘psikopatlıklarıyla’ seyirciyi tavladığı dönemler çok gerilerde kaldı. Ve zaten mizahi suç filmleri uzunca bir süre yalnızca seyircide “amma da karizmatik adam” hissini yaratmanın peşine düşüp (90’lar sonu 2000’ler başında perdeden gelip geçen ‘karizmatik suçluları’ bir hatırlamaya çalışın) kendilerini tükettikleri için arkalarına pek bir miras da bırakmadılar.
Neyse ki Shepard’ın ‘Dom Hemingway’i, bu olmayan mirastan yararlanmak için umutsuz bir çabaya girişmek yerine onunla hesaplaşma yoluna gidiyor. Zekice işlenmiş karikatürize karakterleriyle zamanında Britanya ya da ABD ’den olsun, fırlama suçluların hikâyelerini neden sevdiğimizi bir kez daha hatırlatıyor. Kimilerine aşırı teatral gelebilecek ama sinemada konuşkanlığa alerjisi olmayanların -ki bizi de onlardan sayabilirsiniz- bayılacağı mizansenlerle karakterlerle arasına sağlıklı bir mesafe koyabiliyor. Ve en önemlisi Jude Law, onun üzerine şekillendiği bariz bu hikâyede döktürüyor. Temsilcisi olduğu hınzır Britanya jönü damarının kilo ya da yaş almakla kaybolmadığının kanıtı Jude Law’un performansı. Tükürüklerini saça saça ağız dolusu küfrederken, canlandırdığı karakter olmadık talihsizliklerle uğraşırken Law’un bakışlarındaki yaramazlıkta, seyircisini de hikâyesini tersköşeye yatırmaktan duyduğu keyifte hiçbir eksilme yok. Böyle haşarı bir karakteri canlandırmanın eğlencesinden sonuna kadar faydalanıyor. Tıpkı filmin, sempatiyle yaklaştığı kahramanının eğlencesinin tadına varması gibi...
Ancak şöyle de bir durum söz konusu: Shepard, işin eğlencesini hiç ıskalamıyor belki ama kahramanının maçoluğu içinde de kaybolmuyor. Bu baskın erkek dünyasının erkeklerinin kadınlarla ilişkilerindeki beceriksizlikleri komik bir unsura dönüştürüyor. Bu da filmin sadece siyaseten doğruluk testinden geçmesini değil (hatta ‘Dom Hemingway’in bu gibi taraklarda hiç bezi yok) seyirci için de taze bir alan açmasını sağlıyor. Erkek karakterlerinin dünyasında kaybolup onların monologlarının şehvetiyle kendinden geçerek işi kadın düşmanlığına kadar vardıran yönetmenlere duyurulur!


    ETİKETLER:

    ABD

    ,

    İngiltere

    ,

    YAŞ

    ,

    Jude Law

    ,

    Erkek

    ,

    Kadın

    ,

    Komik

    ,

    suç

    ,

    karakter

    ,

    baskın