Sophie'nin İstanbul'dan geçişi

Sophie'nin İstanbul'dan geçişi
Sophie'nin İstanbul'dan geçişi

Son Görüntü 31 Ekim e kadar Sanat Limanı, Antrepo 5 te. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Kafası daha çok mahremiyet ve kamusal alan hudutları üzerine çalışan, üstelik bunu kendisi gibi eksantrik yollarla hayata geçiren 'star' sanatçı Sophie Calle, İstanbul'da hem yaşadı, hem çalıştı. Ortaya çıkan sergi acayip tesirli...
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

Yazar, fotoğrafçı, sanatçı; bir yanıyla gazeteci merakına sahip, bir yanıyla bir çocuk şımarıklığına... Çağın nevi şahsına münhasır figürlerinden Fransız Sophie Calle’in, 2008’den beri ara ara İstanbul ’a yaptığı ziyaretlerin neticesi nihayet kamusal alanda... İstanbul 2010 Kültür Başkenti etkinliklerinden biri olan ‘İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ çerçevesinde, Calle’in hem ‘Son Görüntü’ adlı sergisini görmek mümkün hem de burada bir sanatçı ekibiyle ortak çıkardığı işi... Onun detayları aşağıdaki kutucuklarda
Önce ‘star’ımızı tanıyalım. Sanat eğitimi almamış; girdiği sosyoloji bölümünde de altı ay sonra sıkılıyor. Nasıl bir ışık gördüyse, hocası Baudrillard, başka öğrencilerin ödevleri üzerine onun ismini yazmayı öneriyor; böylece okulu bırakmayacak. Zaten onunla ilişkisi hiç kopmuyor ama okumadığını bildiğinden Baudrillard, Calle’e hep kitaplarının Japonca baskılarını falan hediye ediyor.
İşleri, kafasının nasıl işlediğini anlatabilir. 1979’da bir partide tanıştığı adamı kılık değiştirerek Paris’ten Viyana’ya kadar takip ediyor, fotoğraflıyor. Bir sene sonra 24 kişiyi kendi yatağında sekiz gün boyunca ağırlıyor. En çok konuşulan işi, sokakta bulduğu bir telefon defteriyle alevleniyor. Sahibine iade ediyor ama fotokopileyerek... Daha sonra herkesi arayarak defterin sahibini anlatmalarını istiyor. Birçok faaliyeti gibi mahremiyet sınırında dolandığından bayağı davalık oluyor nihayetinde.
Bir işi için bir otelde çarşaf değiştiriyor, başka bir iş için Eiffel Kulesi’nin tepesinde uyuyor. Başka? Kendisini takip etmesi için annesinden bir özel dedektif tutmasını istiyor. Sonra kiralık katilini Paris’te gezdiriyor. Bir sevgilisinin ‘Kendine iyi bak’la biten ayrılık cep mesajını 100 ayrı kadına yorumlatıyor. Zaten 13 yıl süren özel doğum günü partileri ayrı hadiseler.
Calle, en çok Paul Auster’ın ‘Leviathan’ından bir karakter olarak biliniyor. Anlaşmaları şu: Auster, Sophie Calle’den ilhamla bir karakter yaratacak ama onda olmayan bir özellik daha ekleyecek. Calle’in yükümlülüğü de bir müddet o karakter gibi yaşamak... O yüzden bir dönem Maria gibi, haftanın her günü başka bir renk yiyecekle beslendi, alfabenin bazı harflerine göre yaşadı.
Bu eksantrik kadın İstanbul’a gelir gelmez âdeti olduğu üzere önce bir mezarlığa, Zincirlikuyu’ya gitti. Sonra kimsenin ne yaptığını bilmediği saatler var. Bir ara Çukurcuma eskicilerinde Fransa ’da yeni aldığı ‘şapeline’ saat aradığını biliyoruz ama...

‘Vuranı teşhis edemiyorum ki...’
Görme yetisini sonradan kaybetmiş 13 kişi... Calle, hatırladıkları son görüntüyü soruyor. Kimi zaman anlatılanı fotoğraflıyor, kimi zaman anlatanı. Kazalar, gizemli uykular, halı dokurken birden göze inen perdeler... ‘Son Görüntü’, kıskandırıcı tesirde bir iş...
“Gültepe’de iki kadın atlıyor taksime. Yolda, daha hızlı, daha hızlı, diye bağırıyorlar. Farlarımı yakıp söndürüyorum, kornaya basıyorum. Solumdaki madeni gri renkli Megane II’nin sürücüsü buna sinir oluyor. Küfürleşiyoruz. Arabalardan iniliyor. Kimliği meçhul adam yaklaşık 1.75 boyunda ve 100 kilodan fazla olmalı. (...) Önce sol ayağını görüyorum. Sonra da bir tabanca tutan sol elini. Dönüyor. Acele etmeden, sakin ve kararlı bir tavırla bana doğru ilerliyor. O kadar yağlı ki yüz hatlarını gerçekten ayırt edemiyorum. Hiçbir ifade yok. Az önce dondurucudan çıkarılmış adeta. Gömleğinin üst dört düğmesi açık. Kot giymiş. On günlük bir sakalı ve kestane rengi saçları var. Göz göze geliyoruz. Gözleri kahverengi ya da siyah. O gözlerde ne nefret, ne hınç, ne de sevinç görüyorum. Tek kelime etmiyoruz. Başımı kavrıyor, koluyla göğsüne sıkıştırıyor ve ateş etmesiyle birlikte sol gözümün altından giren mermi sağ gözümün üstünden çıkıyor.
O zamandan beri karımın, çocuklarımın yüzlerini unuttum. Her şey silindi. Ama bir adamın sol elinde tabancasıyla arabadan çıkışını hâlâ açık seçik görüyorum. Bir gün bu görüntünün de diğerleri gibi kaybolması mümkün, fakat asla yerine bir şey geçmeyecek, sadece karartı kalacak. Bu arada, kalan yegâne son görüntü o.
Davamı kaybettim. Adam mafyoz bir tipmiş, arabamdaki kadın müşterileri tehdit etmiş. Tanıklık yapmak istemediler. Bana gelince, teşhis edemiyorum ki...”

İşler bayram tebriği olmasın diye...
Sanat Limanı’nda, ‘İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ çerçevesinde Sophie Calle’in kendi işi dışında, elebaşlığını yaptığı sanatçılardan mahsus ekibin de ortak mahsulü sergileniyor. Antrepo 5’in üst katına çıkarken merdivenlerde gözünüze çarpan ilk görüntü, insanda ‘Yine mi neon yazı!’ isyanı yaratırken sonradan hadisenin başka olduğunu anlıyorsunuz. Bir duvarda masa başında bir heyet fotoğrafı görüyoruz. En başta Sophie Calle, iki yanda proje ekibindeki Volkan Aslan, Seda Hepsev, Gözde İlkin, İz Öztat ve Ani Setyan... İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, bu atölyeye katılabilmek için kendilerine bir şart koymuş, nihayetinde üretilecek olan eserin tüm hakları bu ajansa devredilecek. Bir meşhur sanatçıyla çalışmanın zevki size yetsin gibi... Ekip de bu protokolü, dibine Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nu ekleyerek bizatihi işleri haline getirmiş. Sonuçta başka bir şey yapsalar, ileride bir Kurban Bayramı kartpostalında görmek de var. Neonlar kendi imzaları; protokolü sergi mekânından edinebiliyorsunuz da...
Bu tartışmayı hak zemini temelinde uzatmaktan yanalar. Eylemler sürecek: isbusozlesme.blogspot.com...


    ETİKETLER:

    Fransa

    ,

    İstanbul

    ,

    sanat