Soru sorma, çalış, tüket ve öl...

Soru sorma, çalış, tüket ve öl...
Soru sorma, çalış, tüket ve öl...

Mustafa Üstündağ ve Kenan Ece (soldan sağa) oyunları Islah Evi'ni anlattı.

Kenan Ece ve Mustafa Üstündağ, birlikte kurdukları Çamurdan Tiyatro'nun ilk oyunu 'Islah Evi' ile karşımızda...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Önce tiyatronuzun adından başlayalım… Çamurdan Tiyatro… Nedir hikâyesi?

Mustafa Üstündağ: Kenan ve benim arkadaşlığımız için çamur güzel bir isim.

Neden?

Mustafa Üstündağ: Yan yana durduğumuz zaman bir baksana bize (Gülüyor).

Kenan Ece: Astrolojiden bahsediyorduk, ben toprak burcuyum, Mustafa’yı da su burcu zannediyorduk. “Suyla toprak karışırsa, bizden ancak çamur olur” dedi Mustafa. Bu noktadan hareketle, çamurun esprili bir isim olacağını düşündük. Sonradan ortaya çıktı ki Mustafa su değil, hava grubundanmış.

İstanbul ’da özel tiyatroların sayısı artıyor ama seyirci artmıyor. Bu ortamda bir çılgınlık yaptığınızı düşünüyor musunuz? Bir kaygınız var mı?

Kenan E.: Biz böyle şeyleri düşünerek yola çıkmadık açıkçası... ‘İzmir Çetesi’nde başlayan bir dostluğumuz vardı ve o günden beri konuşuyorduk “Tiyatro yapalım” diye. Çünkü oyuncunun asıl işi tiyatrodadır. Neyse dizi bitti, araya başka işler girdi ama biz Mustafa’yla konuşmaya devam ettik. Her bir araya geldiğimizde ne yapacağız, ne edeceğiz diye konuşuyorduk. Oturup bekleyecek miyiz, başkalarının projeleri bize gelecek de biz onları kabul edeceğiz diye dertleşirken, “Kendimiz bir şeyler yapmalıyız” dedik. Ve onun üzerine oyun aramaya başladık.

Mustafa Üstündağ: Bir sürü şey denedik, olmadı. Ama işin en temelinde şu vardı: Biz birbirimize güveniyoruz ve birbirimize sırtımızı dönebildiğimiz için mutluyuz. Neyse, ben bir oyun buldum “Olmaz” dedik, Engin (Alkan) Hoca bir oyun buldu “Olmaz” dedik. Sonra Kenan bir oyun çevirdi.

O da Norman Lock’un ‘Islah Evi’…

Mustafa Ü.: Evet, damla damla gönderdi Kenan oyunu bize.

Nasıl yani bölüm bölüm mü?

Kenan E.: Tadımlık gönderdim. Nedeni de şu: Türkçe bir oyun arıyorduk, yani alayım bir oyunu tercüme edeyim diye başlamamıştık işe. Fakat daha önce Özen Yula bana bir oyun vermişti çevirmem için. Çok uzun zaman aldı onu çevirmek, vaktinde teslim edemedim ama sonunda ortaya çıkan şey güzeldi. O zaman, “Demek ki ben bu işi yapabiliyorum” diye bir kanı gelmişti bana. O sırada da oyunlar ararken hepimiz, internetten ‘Islah Evi’nin İngilizcesini buldum ben. Önce bir sahne çevirdim, onu gönderdim Mustafa’ya. “İyi tamam bakalım” dedi. Sonra oturdum, üç günde oyunu çevirdim, gönderdim. Engin de beğendi, Mustafa da... Ondan sonrası çorap söküğü gibi gitti. Şirketi kurduk, oyunu çıkarmak için kaynak bulduk, kast çalışması yaptık, prova mekânını bulduk ve provalar başladı…

Bazı tiyatro grupları bir tema üzerine yoğunlaşır. Sizin var mı belli bir temanız?

Kenan E.: İlk başta şu tarz tiyatro yapacağız diye net bir fikrimiz yoktu ama şöyle söyleyeyim: ‘Islah Evi’ni; seyirciye, oyuncu olarak bize, yönetmen olarak Engin’e anlattığı şeyler bizim hayat görüşümüzü, günümüzü algılayışımızda ortak noktalarımızın olduğu bir oyun olduğu için seçtik.

Nedir ortak noktalarınız?

Kenan E.:
Oyundan yola çıkarak anlatayım. Bu oyun eyleme geçemeyen modern insanı anlatıyor ve 1987’de Amerika’da yazılmış. Fakat şu anda Türkiye ’nin bulunduğu zamana da çok uygun... Oyunda bir çiftimiz var ve bu çift her bakımdan mükemmel görünüyor. Bir uydu kentte, şehirden uzakta güvenlik sistemlerinin ardında kendi evlerinde çok uzun süre uğraşılmış bir şekilde dekore edilmiş bir evde yaşıyorlar. Adam işe gidiyor eve geliyor, kadın hayatından gayet mutlu... Fakat bir boşluk var altlarında. Yani bir hayat yaşıyorlar ama bir akvaryumun içerisinde kendilerini dünyadan soyutlamış şekilde bir hayat… Bu hayata bir gün eski bir dost geliyor ve o eski dost, o yüzeysel hayatın altının ne kadar boş olduğunu ortaya çıkartıp çiftimizi başka bir boyuta taşıyor. İnternetin hayatımıza girmesiyle eyleme geçemeyen ama yinede kendini etken hissetmek isteyen modern insanı tanımlamak için yazar oyunu ufak ufal güncellemiş. Mesela bu klavye aktivistliği…

Mustafa Ü.:
İnternet aktivistliği diye bir şey var ya! Memlekette bir takım olaylar oluyor, biz sürekli internet üzerinden aktivistlik yapıyoruz. Ama iş meydana çıkmaya geldiğinde herkes bir duruyor şöyle! Ben Facebook’umdan zaten o konuyu paylaştım ya da tweet attım, geçti gitti. Ama iş elini gerçekten taşın altına sokmaya geldiği zaman işte ‘Islah Evi’ karşımıza çıkıyor.

Kenan E.: Bütün dünyada olan bir şey bence bu. İnsanlar pasifize ediliyorlar ve edilmeyi istiyorlar da... Çünkü o şekilde rahat ediyorlar. Ama kendilerini tatmin etmek için bir şey yapıyormuş gibi de hissetmek istiyorlar. Bir yerde bir doğal afet olduğu veya bir yerde birileri öldüğü zaman Twitter’dan, Facebook’tan bir takım şeyler yazarak olaya tepkilerini gösteriyorlar ve o tepki, sanki bu konu karşısında görevini yerine getirmiş gibi hissettiriyor insanı.

Mustafa Ü.: Aynen öyle... Facebook’tan ‘Hayvan Hakları Yasa tasarısı değiştirilsin’ adlı gruba üye oldum mesela. Üye oldum ama benim baktığım hayvan, sokaktaki kısır edilen, yok sayılan hayvanlar umurumda değil! “Üye olarak yapacağımı yaptım? Daha ne yapayım?!” diye düşünüyor insanlar.

Kenan E.: Evet, genel olarak modern insan pasif, dünyaya yabancılaşmış ve yalnız kalıyor, eyleme geçmek istemiyor ve bu şekilde yaşamaktan da gayet mutlu. Daha fazlasını istemiyor, sorgulamak, yorulmak istemiyor. Kişiselliğin söz konusu olduğu konularda mesela ev dekorasyonunda bile gidiyoruz, hazır yapılmışını alıyoruz. Artık bütün evler neredeyse aynı görünüyor. Diğer bir konu da uydu kentler... İnsanlar gitgide şehirlerden uzaklaşıyor, tarihin yazacağı projelerden filan bahsediliyor televizyonlarda. Çılgın, enteresan projeler yapılıyor, bunlar tabii bir yerde ev bulmak açısından başını bir yere sokmak isteyenlere iyi ama binalar çok çirkin, çok tekdüze ve bir akvaryum gibi! Bir kent yapılmış, insanlar oraya konmuş, hatta tiyatro, shopping center’lar, cafe’ler, spor salonları, her şey orada ve senin oradan çıkmana gerek yok. Ormanın ortasına yapıyorlar bir de şimdi bunları, ormanı da talan ederek. Yani doğaya da gitmene gerek yok, zaten doğanın ortasındasın! Bu da bir paradoks aslında... Sen gidip ormanın ortasında bir yer yaparsan evet doğadan kopmazsın ama sözde kopmazsın… TRT3’te eskiden çocuklar için bir elişi programı vardı: “Böyle yapıyorsunuz ama bakın burada yapılmışı var”! Her şey hazır olarak insanlara sunuluyor, o yüzden insanlar eylemsiz kalıyorlar, aktif olmak istemiyorlar. Bir takım şeyleri kendileri yapmak istemiyorlar. O yüzden böyle güdülmüş bir insan ordusu yaratılıyor. Çünkü o insanları yönetmek daha kolay; çok fazla tehlike de arz etmiyorlar yönetenler açısından. Gitgide böyle bir dünyada yaşamaya başlıyoruz ve bu sadece Türkiye’yle alakalı değil. Dünyanın gittiği yer bu: Soru sorma, çalış, tüket ve öl...

Mustafa Ü.: Bir de şu var: Hiçbir zaman sitenin içine dâhil olmayan insanlar da var, tercih meselesi ya da olamamış. Ve diyorlar ki; “Merhaba, biz de varız. Ve bir gece ansızın gelebiliriz”...

Peki, bu anlattıklarınız sahneye nasıl yansıyor?


Kenan E.: Oyun komedi ve gerilim hattında gidip geliyor. Oynadığımız karakterler psikolojikten çok sosyolojik ve bazen gerçek hayatta olmayacak kadar absürt veya bilinçsiz veya şuursuz olabiliyor. İçinde birçok fikri barındıran üç tane karakterimiz var ve bu karakterler belli şeyleri temsil ediyor. Alegorik bir yanı da var oyunun. Bu arada az önce bahsettiğim o akvaryum hayatından kendimizi soyutlamıyoruz, biz de bu çemberin içindeyiz, hep beraber yaşıyoruz. Biz sadece bir farkındalık yaratmak istiyoruz. Evinde ayağını uzatmış, televizyon izlerken “Aa insanlar ölüyor, çok üzüldüm” demekle olmuyor, ne yapmak lazım onun da cevabı bizde yok aslında ama…

Tam onu soracaktım. Uyuşmuş haldeyiz kim atacak bizde o tokadı?

Kenan E.:
Oyunda biri o tokadı atıyor işte.

Mustafa Ü.: Shakespeare seneler evvel yazmış. Hamlet, bir tiradında der ki: “Yok mu sakalımdan tutup yüzüme tükürecek biri?” Galiba biz sürekli sakalımızdan tutup yüzümüze tükürecek birini arıyoruz. İşte o eve gelen misafir benim sakalımdan tutup yüzüme tükürecek.

Son olarak, ıslah evi kelimesi, çocukları akla getirir oldu ağırlıkla. Oyunda var mı bir kesişme noktası?
Kenan E.: Oyunda belki metaforik olarak bir hapishaneden bahsedebiliriz. Ama burada daha çok ıslah etmek üzerinden yola çıkıyoruz. Modern insanın ıslah edilmesi ama ne şekilde, kime göre neye göre ıslah edilmesi? Ne demek ıslah etmek, kim kimi neye göre ıslah ediyor? Belki de bu kentsel dönüşümde bir takım insanlar bir takım insanlar tarafından ıslah ediliyor. Temiz, derli toplu yaşam aşanlarına yerleştiriliyorlar, bir site yaratılıyor oradan. Ve onlar topluma kazandırılmak için ıslah ediliyorlar aynı zamanda. Ama bu oyun belki de ters köşe yapacak bu bakımdan. Bizde ıslah eden de ıslah oluyor aslında. Kendi kendini ıslah ediyor.

Islahevi, 24 Aralık pazartesi günü 20.30’da Garajistanbul’da