Soruşturmaya müdahale!

Soruşturmaya müdahale!
Soruşturmaya müdahale!
Calin Peter Netzer'in Berlin'de Altın Ayı kazanan filmi 'Çocuk Pozu', saplantılı bir anne-oğul ilişkisinin yaşanan bir kaza ile yönünü değiştirdiği güçlü bir yapım.

Bence son yılların en iyi senaryosuna sahip filmlerden birisi olan ‘ Çocuk Pozu’nun muhteşem yazılmış ve oynanmış final bölümünde bir sahne var. Oğlunun çarptığı ve ölümüne neden olduğu çocuğun yoksul evine taziye için giden Cornelia ile evladının yasını tutan babanın karşılıklı oturdukları bir sahne bu. 

Bütünüyle neredeyse mükemmel yazılmış ve oynanmış bu sahnenin bir noktasında baba; tek istediğinin adalet olduğunu belirttikten sonra şöyle bitiriyor sözlerini: “Eğer çocuğuma karşıdan karşıya geçmemesi gerektiğini öğretemediğim için beni suçlayacaklarsa, buna da razıyım. Gelip götürsünler beni.”



‘Çocuk Pozu’nun –hiç derdi olmadığı halde- sınıfsal vurgularının en zirve yaptığı an burası. Çünkü o sırada, ünlü bir doktorun karısı, aranan bir mimar olan Corneila’nın tek derdi ‘aşk’ derecesinde bağlı olduğu oğlunun aslında ne kadar mükemmel bir insan olduğunu anlatmak!
Yas içindeki babanın bir parça olsun huzur bulmak için gerekirse kendisini bile cezalandırmayı düşürdüğü bir anda, Cornelia orta sınıfa özgü bütün kibriyle aslında ne kadar iyi insanlar olduklarını anlatmaya çalışıyor karşısındakine. Burjuva, kendisinden hiç taviz vermeden bozulan huzurunu yeniden tesis etmek için çabalarken, yoksul kendini de feda etmeyi göze alarak adaletin tesisini istiyor.

Takıntılı bir anne‘Çocuk Pozu’nu bu çarpıcı sahnenin dışında da çok iyi film yapan özellikleri var. Filmi gözünden takip ettiğimiz Cornelia, orta yaşlarındaki oğlu Barbu’ya takıntılıdır. Oğlunun her şeyini kontrol etmek, sevgilisiyle rekabete girmek, hayatını yeniden organize etmek gibi obsesif davranışları vardır. Film, Cornelia’nın ablası ile Barbu üzerine konuştukları sahneyle açılıyor. Hemen sonrasında ise Cornelia’yı evin hizmetlisinin ağzından Barbu’nun evinde olup bitenlerle ilgili bilgi almaya çalışırken görüyoruz. Bir sonraki sahne ise ‘seçkin’ konukların katıldığı bir doğum günü partisindeyiz. Yönetmen Calin Peter Netzer filmin hemen başında hiç didaktizme kaçmadan ‘nasıl bir aile ve nasıl karakterler’ sorularının yanıtını veriyor bizlere. 

Barbu’nun bir çocuğa çarparak ölümüne neden olmasının ardından bütün ailenin var olan bütün ilişkilerini bağlantıya geçirerek onu kurtarmak için giriştikleri mücadeleyi takip etmeye başlıyoruz sonra. Bir yandan ana-oğul arasındaki ‘aşk-nefret’ ilişkisinin inişli çıkışlı gidişatını takip ederken öte yandan Cornelia’nın ‘hukuku kılıfına uydurmak’ için bürokrasiyle ‘ittifak’larına; oğlunun, nefret ettiği sevgilisi Carmen’den yardım istemeye varacak pragmatizmine tanıklık ediyoruz. Yani içinde bulunduğumuz konjonktüre göre söylersek bir anlamda ‘soruşturmaya müdahale’ ediyor.

Sıradanlaşan güç ilişkileriYazının başındaki girişe rağmen ‘Çocuk Pozu’nun asıl meselesi ‘sorunlu’ bir anne-oğul ilişkisi anlatmak. Tek çocuğunun bütün hayatını kontrol etmek isteyen bir anne ile ‘bağımsız olmak’ istiyormuş gibi görünen ama aslında bunu yapacak yetenekte olmayan oğulun bu ilişkisinin kaza ile birlikte kırılması sonrasında ‘aile’, ‘ahlak’, ‘hukuk’ ve ‘vicdan’ gibi temel olarak sınıfsal karaktere göre biçimlenen/değişebilen kavramlar işin içine giriyor. Calin Peter Netzer’in Razvan Radulescu ile birlikte kaleme aldığı senaryo bütün bu kavramların hikâyenin içinde eritilmesine ve günlük hayatın parçası haline getirilmesine öylesine güçlü hizmet ediyor ki, film boyunca Cornelia’nın oğlunu kurtarmak için uygulamaya koyduğu yöntemler gündelik hayatının sıradan birer parçasıymış gibi görünüyor.
Öte yandan omuz kamerasının hareketliliği ve ‘özgürlüğü’ sizi perdedeki diyaloğun bir parçası haline getiriyor. Bu hareketlilik mekân genişliği yaratırken, aynı zamanda seyirciyi de izleyici olmaktan çıkartıp sürecin parçası haline getiriyor.
Cornelia’yı canlandıran Luminita Gheorghiu olağanüstü performansının bu haftanın diğer güçlü yapıtı ‘Gloria’nın oyuncusu Paulina García’nın tartışılmaz yeteneğine kurban gittiği Berlin Film Festivali’nden en iyi film ve FIBRESCI ödülleri ile dönen ‘Çocuk Pozu’, Romanya sinemasının sinemaya son büyük armağanı.