Söz sanatçılarda: Kendisini kibarlığa davet ediyoruz

Söz sanatçılarda: Kendisini kibarlığa davet ediyoruz
Söz sanatçılarda: Kendisini kibarlığa davet ediyoruz

Bergüzar Korel, Halit Ergenç, Gonca Vuslateri, Memet Ali Alabora, Pınar Öğün.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'eleştiri oklarını' önceki gün sanatçılara da yöneltmişti. Gezi eylemlerine destek veren sanatçılara "Yazıklar olsun" diye seslenen Erdoğan'ın tavrını başından beri direnişin içinde olan sanatçılara sorduk...

Nejat İşler, oyuncu: İş, Gezi Parkı’nı geçti, biz bu yönetim tavrına karşıyız. Kibar bir insan tarafından yönetilmek istiyoruz, kibarlığa davet ediyoruz kendisini.

Rıza Kocaoğlu, oyuncu: Çok olumlu bir gelişme olduğunu düşündüğüm bir barış süreci yaşıyoruz. Bu barış yelpazesinin toplumun bütün farklı kesimlerine açılmasını talep ediyorum. Şefkate, merhamete ve farklı seslerle uzlaşmaya davet ediyorum herkesi. Sanatçı olup olmadığımı düşünerek hareket etmedim; kişisel ifade özgürlüğüm ve yaşam alanlarımdan ötürü bir yerde olduysam oldum. Ve bütün sanatçı arkadaşlar bunu hep barış çağrısı içinde, sağduyuyla yaptık. 

Erdal Beşikçioğlu, oyuncu: Tabii ki Başbakan’ın sanatçılara karşı saldırısını tasvip etmiyorum. Bir taraftan da Devlet Tiyatroları’na karşı yapılan baskıya çok üzülüyorum. Bizi 10 liraya seyreden seyirci artık daha pahalı seyredecek, bizi onlardan kopardılar. Ben buna üzülüyorum. Kendisinin mazlumlar olarak tarif ettiği halk bizi daha pahalıya seyredecek... DT’yi kapatarak bunu yapıyor. (Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne dair) Binayı yapsa ne olur, içini dolduramadıktan sonra... En son ne zaman zam yapmışlar DT sanatçılarına, bir sormak lazım...

Ezel Akay, yönetmen: Bana babam bile böyle davranmadı. Tayyip Erdoğan dahil, bundan sonra hiç bir politikacıdan zerrece korkmayacağım. Mehmet Ali Alabora’nın güvenliğe ihtiyacı varsa adımı ilk sıraya yazabilir. Başbakan bizi korkutmaya çalışıyor, korkmayacağıma yenim ederim. Diğer politikacılar da öyle. Bu bizde devlet geleneği. Bunun köküne kibrit suyu ekmeden bu dünyayı terk etmeyi düşünmüyorum kendi adıma.

 

Aylin Aslım, müzisyen: Anladığımız dil barış dili. Yuhalatma, hedef gösterme, dayak, cop, gaz, tazyikli su değil. “Neyinizi eksik ettim ha neyinizi” diye el kaldıran baba dili değil!

Derya Alabora, oyuncu: Bir başbakanın ülkeyi bile isteye ikiye bölmesi, diğer yarısına hakaret etmesi, aydınları hedefe koyması, bazı medya organlarının bu söyleme alet olup bazı aydınları hedefe göstermesi kabul edilemez. Yasakların dozunu artırması; kürtaj, içki içme, dışarıda oturma, yeşil alanı elinde bulundurma haklarından başlayarak yasakları arttırması; bunları ülkeyi demokratikleştiriyormuş gibi yapıp baskı rejimi kaygılarını güçlendirmesi insanları ürkütmüştür. Aydınlar ve sanatçılar olarak daha özgür, insan haklarının ön planda tutulduğu, yasakların, ırkçılığın, aşırı uçtaki milliyetçiliğin olmadığı özgür bir ülke istiyoruz.

Güven Kıraç, oyuncu: Başbakana söyleyebileceğimiz her şeyi lisan-ı münasip söyledik, söyleyecek hiçbir şey kalmadı.

Övül Avkıran, oyuncu: Bu korkunç bir şey. Bu bir direniş; biz düşman değiliz ki... Elbette bir takım haklarımızı söyleyeceğiz. “Bu ülkede muhalefet yok” diyen Başbakan şu andaki ciddi muhalefeti görmezden geliyor. Medya bunu destekliyor; haber alma özgürlüğü açıkça kısıtlanıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun buna tepki gelir; biz de sanatçılar olarak tepkimizi gösteriyoruz. Gezi’de olmaya devam edeceğiz, sesimiz duyulana kadar.

Füsun Demirel, tiyatrocu: Başbakan’ı şaşkınlıkla
izliyoruz... Sözün bittiği noktadayız. Bir devletin başı; yargı, asker, polis, medya güçleri elinin altında... Demokratik taleplerini seslenen muhaliflere karşı meydan
mitingleri düzenliyor. Sanatçılar direnişi desteklediğinden onları da hedef alıyor. O sanatçıların ağzını öpeyim. Olayları Karagöz-Hacivat ortaoyununa çeviren iktidarınsa yolu açık olsun...
Orhan Alkaya, tiyatrocu: Gezi Direnişi’nin altında örgüt aradılar, yabancı ajan, faiz lobisi aradılar. Oysa son derece sivil bir halk hareketi. Başbakan’ın kullandığı dil ne toplumsal hayata uyum sağlayabilir ne de Gezi Direnişi’ndeki yeni Türkiye diliyle arasında bir müzakere sağlayabilir. Başbakan dilini düzeltmeli; halkı ‘benimle olanlar’ ve ‘bana karşı olanlar’ diye bölmekten vazgeçmeli... Kamu tiyatrolarına dönük müdahaleler Başbakan’ı doğrular nitelikte değil. 1949’da kurulmuş Devlet Tiyatroları’nın, Opera ve Bale’nin kanunları lağvedileceği yasa tasarısını burnumuzun dibindeyken, daha kabul edilebilir ölçekte konuşmakta, sanat alanlarının önündeki engelleri kaldıracak adımlar atmakta fayda var. Bunu yapacak olan hükümettir.

Özcan Alper, yönetmen: Bu iktidarın; sanatçıların nerede durması gerektiğiyle ilgili bilgisizliğini içeriyor. Sanatçılar tarih boyunca iktidarın değil sokağın, muhalefetin yanında durmuşlardır. Türkiye’de ilk kez bu kadar haklı ve barışçıl bir protesto olurken, sorgulanması gereken sanatçıların burada olmaması olurdu. Sanatçıların duyarlılıklarını gösterip ideolojik tavır gütmeden bu gençlerin yanında durması çok normal. Bu söylenenler bu eylemlerin anlaşılması için yeterince düşünülmediğini gösteriyor. Bu; iktidarın halkı dizayn etme çabasının göstergesi. Bunlar demokrasilerde değil, krallıklarda ve diktatörlüklerde olur.

Berkun Oya, tiyatrocu, yazar: Başbakan, IMF’ye olan borcu kapattığı için değil, içindeki nefreti gizleyemediği için tarihe geçiyor. Yazık. Keşke gizleyebilseydi, sarhoşluğunu ustalıkla gizleyebilen bir alkolik gibi...

Mert Fırat, oyuncu: Sanatçılar kimseyi galeyana getirmek ya da hükümeti düşürmek hedefinde olmaz. Sanatçı dostlarımın kimseyi galeyana getirdiğine şahit olmadım. Amaç provokasyona karşı durmak. Kaldı ki siyasilerin, halkı galeyana getirdiği kadar hiçbir zaman sanatçılar halkı galeyena getirmedi. Sanatçı olmak muhalif olmayı da gerektirir. Ben önceki iktidarlara da muhaliftim. 2001’de Dil Tarih Coğrafya’da okurken, arkadaşlarımızın başörtüsüyle okula girmesi için de imza vermiştik. O zaman Recep Tayyip Erdoğan başbakan değildi. Kimsenin iktidarı alaşağı etmek ya da yüzde 50’yi karşımıza alma derdi yok. Sanata, medyaya, gazeteciye sansür arttıkça halkın içinde bir enerji birikti ve patlak verdi.

Levent Üzümcü, oyuncu: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Sanatçı olarak ne yaptığına bakarım. Sanat kurumları kapatılmakla tehdit ediliyor. Bizi vergi sömürücüsü olarak, alkoliklikle, asalaklıkla suçlayıp yuhalattı. “Tükürüyorum böyle sanatın içine” diyen hangi siyasi partinin başkanıydı? Ömrü hayatımda bu kadar sanata düşman bir hükümet görmedim.

Berk Hakman, oyuncu: Etraftakiler sevgi, akıl dolu insanlar. Bu taraftan bir adım atıldı. O taraftan da güzel bir adım bekliyorum. Bu siyasi görüş etrafında şekillenen bir hareket değil. İnsani amaçlarla toparlanılıyor. Demokrasi sınavı üzerine 100 yılda bir gelebilecek güzel bir fırsat, iyi değerlendirebiliriz.

Defne Halman, oyuncu: Başbakan’ın “Ne istediniz de yapmadık?” sorusu yönetim biçimini çok iyi anlatıyor. Görevi bu; sanatçısına da kültürel varlıklara da, ağaçlara da sahip çıkacak; sahip çıkmak isteyenleri engellemeyecek. Bir ülkeyi ileriye götürecek ne varsa bunlara destek olmak hepimizin görevi. Emek Sineması için çok şey istendi, yapılmadı. Genco Erkal gibi yıllarını bu ülkenin sanatına vermiş bir isim, Muammer Karaca Tiyatrosu’ndan kapı dışarı edildi. Tabii ki biz sanatçılar korumamız gerekenler için sesimizi yükselteceğiz. Sanatçılar yaşadığı topluma duyarlı olmakla da yükümlüdür. Tehditle bir yere varamaz. Halkın sabrı bir yerden sonra patlak verdi.

Demet Evgar, oyuncu: Sanatın özgürce yapıldığı hiçbir demokratik ülkede heykeller yıkılmaz, kaldı ki işimizi yapabilmenin diyeti yanlışlara susmak olmamalıdır. Park gibi naif bir isteğe karşı uygulanan şiddetin hangi vicdandan çıktığı kaç puanlık uzman sorusudur, merak ederim.

Zerrİn Tekİndor, oyuncu: AKM benim için konumuyla, işleviyle İstanbul’un en değerli sanat merkezlerindendir. Ruhunun güzelliği dışına vurmuştur. İktidarlara değil, halka hizmet vermiş, sanatçılarla halkı buluşturmuş bir semboldür. Yok edilme kararı ne korkutucu. Düşüncelerimin, hislerimin bu kararları alanlarla hiç örtüşmeyeceğini görmek ne kadar üzücü ve utanç verici.

Yavuz Bingöl, müzisyen: Başbakan’ı, çevresindeki insanların doğru yönlendirmediğini düşündüğüm gibi bu saatten sonra biraz ailesinin, yakın dostlarının bir şeyler yapabileceğini düşünüyorum. Bedel ödetecek birilerini arıyorsa, Gezi Parkı ile ilgili halkı bilgilendirmediği için sayın belediye başkanına bağırmalı. İlk gün aşırı şiddet uygulayan polislere bedel ödetmeli. Gezi’ye Başbakan’ın kızı, oğlu gelse yuhalanmaz. Orada öyle bir dil var. Başbakan o dili öğrenip ona göre bir çözüm yöntemi geliştirmeli. Valinin “Bir gönül için bin özür dilerim” sözünü, Başbakan’ın söylemesini beklerdim.

Serra Yılmaz, oyuncu: Başbakanımız son derece haklı; sanatçı milleti çok nankör, Kültür Bakanlığı’nın bütçesi neredeyse Savunma Bakanlığı’nınkini geçecek, çocukluğumda beni annemin babamın her hafta götürdükleri tiyatro salonları yerlerinde duruyor, üstelik hepsi yenilendi, altyapıları mükemmel oldu, bunlara ülkemizin ve dünyanın ünlü mimarlarının inşa ettiği yeni ve gayet modern tiyatro salonları eklendi, sinemalar desen öyle. Yeni Melek, Saray, Emek, Konak, As hepsi yerlerinde duruyor, donanımları bakanlık desteğiyle mükemmel oldu, bakanlık sinema kurumlarımıza sonsuz destek veriyor, tek ölçütleri sanatsal. Tiyatrolarımız, bale ve operamız bakanlık desteğiyle dünyanın dört bir yanında uluslararası festivallere katılıyor. Şehir Tiyatrosu olmayan belediyelere devlet daha az destek oluyor! Sansür mü? Yapmayın ülkemizden ‘s’si dahi teğet geçiyor, en önemlisi sanat eğitimi ilkokuldan başlıyor... Başbakanımızın ellerinden ve eteklerinden öperim.

Devin Özgür Çınar, oyuncu: Gerginiz, hükümetin Taksim Gezi Parkı’ndaki insanların taleplerini kabul etmesini bekliyoruz. Bunun dışında birine bir şey olacak diye ödümüz kopuyor. Endişeliyiz, gerginiz ve artık barış mesajları duymak istiyoruz.