Stil ikonu Martha Graeff'in olağanüstü hayatı

Stil ikonu Martha Graeff'in olağanüstü hayatı
Stil ikonu Martha Graeff'in olağanüstü hayatı
İstanbul'da yaşadığı dönemde 'Brezilyalı gelin' olarak tanıdığımız ünlü blogger Martha Graeff anlatıyor. Jet-set stil ikonu nasıl olunur?

28 yaşındaki blogger Martha Graeff, New York Moda Haftası’nda Hürriyet gazetesinden Aslı Barış'ın sorularını  yanıtladı.

Blog ’unuz ‘Around In Style’da görüyoruz, sürekli bir şehirden öbürüne hareket halindesiniz. Nerede yaşıyorsunuz aslen?

Son 3 yıldır Miami’de yaşıyorum. Ama işim gereği çoğunlukla New York’tayım burada da bir ev tuttum. Son bir yıldır Brezilya’ya da sıklıkla gidip geliyorum. Nedeni, Brezilyalı olmama rağmen okurlarımın çoğunun bunu fark etmemesi! Anlasınlar artık. Yaz aylarını da İstanbul, İbiza ve Mykonos’ta geçiriyorum.

Bu jet-set hayatın bir maliyeti olmalı. Ulaşım, konaklama, yeme-içme bir yana, saçınız makyajınız, fotoğrafçınız, giydiğiniz giysiler... Blog, bu kadar iyi gelir getiriyor mu?

Markalarla işbirliği yapmak ve stil danışmanlığı iyi gelir sağlıyor. Seyahatlerimi bazen beni çağıran markalar karşılıyor. Ama çoğu zaman cebimden çıkıyor. Ne olursa olsun, New York Moda Haftası’na gitmek zorundasınız. Bu, bir yatırımdır, gerekirse cebinizden karşılarsınız. Hem enteresan tasarımcılarla tanışıyorsunuz hem de göz önünde oluyorsunuz. Paris de eşit derecede önemli tabii.

Fotoğrafçınızın da dünyayı sizinle turladığı doğru mu?

Birlikte iş yapmayı sevdiğim arkadaşlarım var, çoğunlukla aynı anda aynı yerde oluyoruz zaten. Bunlardan biri Timur Emek. İki yıl evvel New York Moda Haftası’nda tanıştık. Berlin’de tanınan bir fotoğrafçı olduğundan ilk önce Alman zannettim ama baktım adı Timur, ona Türkçe sorular sordum, cevap verince olay çözüldü. Zaten ne zaman bir Türkle tanışsam, Türkçe konuşmaya başladığımda şok geçiriyorlar, inanamıyorlar.



Akıcı bir şekilde Türkçe konuşabiliyorsunuz yani...

Evet tabii. Biraz aksanım var ama dili çabuk benimsedim. Gerçi artık pratik imkânım azaldı.

Sizi ‘Brezilyalı manken gelin’ olarak tanıdık. Hâlâ modelliğe devam mı, blogger’lıktan başka ne iş yapıyorsunuz?

Reklam kampanyalarında yer alıyorum ve stil danışmanlığı yapıyorum. Birçok markayla işbirliğine gidiyorum. Hatta bunların içinde bir Türk markası, Lidyana.com da var. Brezilya’dan bir marka için spor kıyafetleri tasarladım. Tasarımcılığı çok seviyorum ama henüz kendi markam yok.

Bu oradan oraya taşınma hali nasıl başladı?

Küçüklükten beri çok özgür bir ruha sahibim. 17 yaşında başladım modelliğe. Oradan oraya gitmeye de öyle alıştım. Bir Türk’e âşık olup Türkiye’ye taşındığımda sadece 19 yaşındaydım. 21 yaşında da evlendim. Modelliği o zaman bıraktım.

O kadar genç yaşta, bu denli dramatik bir kararı nasıl aldınız?

Çılgınlıktı ama her anını sevmiştim. Özellikle de İstanbul’da yaşamayı... Beni mesleki anlamda da geliştirdi. Modellikten sıkılmıştım ve farklı bir şey yapmak istiyordum. İstanbul’dayken İMA’da (İstanbul Moda Akademisi), sonrasında da Londra Central Saint Martins’te moda yönetimiyle ilgili eğitim aldım. Ardından da Harvey Nichols’ın satın alma bölümünde çalıştım. O da zevkliydi çünkü işim gereği yine moda haftalarına, Paris’e, Milano’ya, New York’a gidiyordum. Şimdi de blog yüzünden dünyayı turluyorum. Aslında bu sadece iş de değil, benim içimde olan bir şey. Moda haftalarını turlamasam da sürekli farklı müzik festivallerine gidiyorum. İçimde bir hippi var.

‘Burning Man’ festivalindeki fotoğraflarınız güzel ve farklıydı...

İnsanlar hep bunun çok manyakça bir şey olduğunu düşünüyorlar ama durum şu: Siz çılgınsanız orada çılgınlar gibi takılabilirsiniz. Değilseniz, gayet normal standartlarda da eğlenebilirsiniz. Yani orası bir ‘dağıtma merkezi’ değil. Festivallerde özgür ruhlu olmanız, ona göre davranmanız gerekiyor. Türkiye’deyken kendim gibi davranamamıştım. İnsanların beni yargılamasından korkmuştum.

Arkadaşlarınız mı yargılıyordu?

Yanlış anlaşılmasın; İstanbul’da çok cool insanlar da var ama hayat biraz daha kontrollü. İnsanlar “Hakkımda ne düşünürler” diyerek gereğinden çok kasıyor. Fotoğraf çektirirken bile rahatça, gülerek poz veremeyenler var. Ama benim bu tavrımı istismar edenler de oldu. Bir dergiye kapak çekimine gitmiştim. Dekoltesi derin bir ceket vardı üstümde, poz verirken sağa sola dönüyordum. O sırada göğsüm açılmış, tutup kapağa onu koymuşlar. Kocamın ailesi haklı olarak kızdı. Rahatlıktan kastım memelerimi açmak değil elbettte.

İstanbul’da mutlu değil miydiniz yani?

Mutlu olmasaydım 6 yıl kalmazdım. Dili öğrendikten sonra her şey daha kolay oldu. Brezilya’ya çok benzediği için de rahattı. Herkes saygılı, çok sahiplenici, sıcak ve akıllı. Avrupalı gibi donuk değil. Hep çok yüksek sesli, çok kalabalık bir ailede olmak gibi. Mesela Türkiye’deyken en çok sevdiğim şeylerden biri iftara gitmekti.



BANA HALA 'GELİN' DİYORLAR

Sahiplenmek demişken, eski kocanız Aytek Şavkan’dan ayrıldıktan sonra da sizi sevenler sahiplenmeye devam etti mi?
Çok iyi arkadaşlıklar kurdum. Ama bazıları ben boşandıktan sonra, benimle boşanmayı seçti, dostluklarımız koptu. Neyse ki Türkiye’deki takipçilerim bana çok sadık, Brezilyalılardan sonra en fazla takipçim Türkiye’den. Türkiye’deki meseleleri çok sıkı takip ediyorum, yalakalık olsun diye değil, ilgilendiğim için. Türkler bana hâlâ ‘gelin’ diye hitap ediyor. Artık bir Türkle evli değilim, başkasıyla nişanlıyım ama olsun...

Yeni aşkınız kim?
Nişanlım Rony Seikaly ile 3 yıldır birlikteyiz. Eskiden bir NBA oyuncusuydu, şimdiyse DJ’lik yapıyor.

Sizi ‘ağır’ cemiyet sayfalarında tanıyorduk, şimdi karşımızda stil sahibi bir festival kızı var. Âşık olduğu erkeğe göre hayat değiştiren kadınlardan mısınız?
Cemiyet sayfası kızı hiçbir zaman değildim ve böyle hatırladığınız için moralim bozuldu. Âşık olduğum insanla tabii ki hayatı paylaşırım ama karakterim, zevklerim bellidir ve aynı zevkleri paylaşan insanları seçerim.