'Şu Twitter belası!'

'Şu Twitter belası!'
'Şu Twitter belası!'
Gezi Parkı eylemleri sırasında Twitter İstanbul, Ankara ve İzmir gibi merkezlerde eylemlerin organize edilmesinde, yaralananlara tıbbi müdahalede bulunulmasında büyük işlev görürken 30 milyonu aşan üye sayısıyla Facebook olup bitenlerin Anadolu'da duyulmasında etkiliydi...
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

@ismet_berkan, cuma gecesi Taksim’de on binlerce insan polisin yoğun saldırısına karşı meydana çıkmaya çalışırken şöyle bir tweet attı: “Twitter’da milyon tane yalanın içinde insan yine de yolunu bulabiliyor, bir biçimde sağlama yapabiliyor.”
Aslında Gezi Parkı’ndaki ağaçların yıkılmasıyla başlayan süreçte Twitter’dan parka çağrı yapan ve bu çağrıyı yayan insanların sayısı çift haneli rakamları geçmiyordu. Parkta sabahlayanlara ikinci gün yapılan saldırının ardından Divan Otel’in önündeki basın açıklamasına çağrı yapan tweet’lerin sayısında artış vardı. Ama bu saldırının ardından Taksim Meydanı’nda basın açıklaması yapmak isteyen gruba yerde oturup sakince dinlerken yapılan sert müdahale bir anda sosyal medyayı patlattı. Medyanın özellikle de televizyonların bu olaya kayıtsız kalmasının ardından başta Sırrı Süreyya Önder’in sedyede hastaneye kaldırılırken ki görüntüleri olmak üzere, birbiri ardına fotoğraf ve video akımı başladı. Esra Arsan’ın da belirttiği gibi ‘Yurttaş Gazeteciliği’ harekete geçmişti. Taksim Meydanı’ndaki insanların can yakan görüntüleri öyle hızlı bir şekilde sanal âlemde yayıldı ki ve öfke bir anda katlandı. Bu etki akşamüzeri yapılan eylem çağrısıyla birleşince öngörülmeyen şey oldu ve bir anda on binlerce insan dört koldan Taksim’i kuşattı. ‘Sanal Kaos’ da o zaman başladı. Uzun gecede fırsat buldukça gelişmeleri takip etmek için ara verip Twitter’da yaşanan gelişmelere baktım. İsmet Berkan’ın o Tweet’i attığı gecenin geç saatlerinde tam bir kaos ortamı yaşanıyordu. Bir yandan eylemi örgütlemeye, yaralıları belirli merkezlere kanalize etmeye yönelik çağrılar yapılırken; diğer yanda bu tür bir şiddet gösterisiyle ilk kez karşılaşmış olanların biraz da dehşet ve paniğe kapılıp attıkları mesajlar yer alıyordu. Öyle ki o gece ‘Arkadaşım ölüyor’... ‘Başında kanama var ne olur yetişin...’ gibi samimi ama panik twittler kitleleri heyecanlandırırken; Esra Arsan’ın ‘profesyoneller’ diye tanımladığı bir kesiminde ‘troll’ mesajlar atmaya başladığına tanıklık ettik. Örneğin “Gece saat üçte özel harekat Taksim’e havadan indirme yapacakmış” mesajı bir anda gerçek olarak algılandı ve tedirginlik yarattı. Ama ‘filanca yerde gerçek kurşunlar atılıyor’, ‘lensi olanlar gitmesin, iki genç kız kör olmuş gazdan’ gibi mesajların bizzat orada bulunanlar tarafından yalanlanması, ortalıkta dolaşan mesajlara kuşkuyla yaklaşılmasını sağladı ve bir süre sonra ‘sağlıklı’ kaynaklar kendilerini diğerlerinden ayırdı. Ama eylemde olanlar ve takip edenler için bu kez yeni bir ‘teknik’ sorun baş gösteriyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde örneğin, “Mis Sokak’ta sıkıştık yardıma gelin” diye bir mesajı düşüyordu telefonlara. Bunun bir Retweet olduğu ve üç saat önce yazıldığına dikkat edilmeden Retweet’lendiği ortaya çıkana kadar yine dalgalanmalar başladı. Ama sistem kendi arızasını yine kendi çözdü ve eski mesajların, Retwett edilmemesi konusunda atılan uyarılarla düzeltti. Eylemin ikinci günü geride kaldığında sağlıklı bir network kurulduğu söylenebilirdi.

Mizah hiç eksik olmadı

Sokaklarda eylemler bütün şiddetiyle sürerken, Tweetter’da mizah da
eksik olmadı. Metin Üstündağ’ın ‘Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiyem’ mesajı 17 binden fazla Retwett edildi. İşte eylemler sırasında çok dolaşan Tweetler’den bazıları..
-Portakal gazını yedikten sonra,
‘bunun çileklisi yok mu’ diyen bir nesle çattınız.
-Cop, tazyikli su, biber gazı, isyan etmişsen hepsi havagazı!
-Piknik tüpünü çakmakla kontrol eden bir millete, biber gazı işlemez!
-Alkolden korunalım derken, biber gazı bağımlısı olduk.
-Biber gazı cildi güzelleştirir!
-Milli içkimiz bundan böyle biber gazı.
-Kim derdi ki biber gazı, umut
kokacak.
-Biber sevmem. Ama doğru amaçlar için yiyince biber gazı iyiymiş.
-Biber gazı başta biraz tatsız geliyor ama alışıyorsun. 

Sekiz saatte 2 milyon tweet atıldı


Türkiye’de eylemler sırasındaki Twitter kullanımı New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasi Katılım Laboratuvarı tarafından masaya yatırıldı. Üniversite tarafından yayımlanan rapora göre, 31 Mayıs Cuma günü saat 16.00 ile 00.00 arasında gösterilerle ilgili 2 milyon tweet atıldı. Etiketlerde #direngeziparkı 950 bin tweet’le birinci sıradayken, ardından #occupygezi (170 bin tweet) ve #geziparki (50 bin tweet) geldi. Raporta gece yarısından sonra bile her dakika 3 bin tweet atılmaya atılmaya devam ettiği belirtilirken, atılan tweet’lerin yüzde 90’ının Türkiye kaynaklı olduğu ifade edildi. Bu rakamların gösterilerin düzenlendiği yerlerde 3G bağlantının kesik ya da zayıf olmasına rağmen ortaya çıktığı hatırlatılan raporda, çevredeki iş yerlerinin kablosuz modem şifrelerini kaldırdıkları da belirtildi. Raporda ayrıca bu yoğunluğun medyanın olayları aktarmaktaki eksikliğinden kaynaklandığının altı çizildi.

 

Facebook Anadolu’ya taşıdı

Televizyonların büyük çoğunluğunun cuma tüm gün ve gece sabaha kadar yaşananları yayımlamaması üzerine habercilik görevi üstlenen sosyal medya araçlarından birisi de Facebook oldu. Türkiye’de 30 milyonun üzerinde üyesi bulunan Facebook’a yüklenen resimler ve özellikle videolar hızla paylaşıldı. Twitter kullanımını kolaylaştıran ‘‘akıllı telefon’ kullanımının daha düşük olduğu büyük kentlerin dışında yaşayanlar Facebook üzerinden olup bitenlerden
haberdar oldu. Eylemleri
veren ama uydu ve dijital platformlarda yayın yapan TV’ler
bu platformdan takip edildi.

Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Arsan:
Sansür, ‘yurttaş gazeteciliği’ni doğurdu

‘Sosyal medyayı bu kadar güçlü kılan şey nedir?
Sosyal medya ve özelde Twitter otoriter yönetimlerin, basına sansür ve yayın yasağının yaygın olduğu ülkelerde özellikle toplumsal olayların aktarılmasında önemli bir rol oynuyor. Sokak eylemlerinin ortaya çıktığı otoriter toplumlarda ana akım medyanın gerçekleri halktan gizlediği hissedildiği anda, yurttaş gazeteciliği dediğiniz, özellikle akıllı telefonlarla yönlendirilen bir sivil itaatsizlik eylemi başlıyor. Sokakta insanlar gördükleri olayları durumları, fotoğraf, video ve ses kayıtlarıyla kendi küçük medyalarından aktarmaya başlıyorlar. 

Ama bir yandan da bilgi kirliliği de ortaya çıkmıyor mu?
Sosyal medyadaki bilgi kirliği bazen, halkın yanlış duyduğu şeyleri aktarmasıyla, bazen de siyasal iletişim sürecini kirletmek isteyen ‘profesyoneller’ eliyle yapıyor. Ama şunu unutmamak lazım, otoriter toplumlarda en büyük bilgi kirliliği ana akım medyada yapılıyor. Ana akım medya görevini düzgün yapsa, olaylar gazeteciliği iyi bilen editörler tarafından yansıtılsa bilgi kirliliği daha aza düşer. Yaygın medya görevini yeterince yapmadığı için bilgi kirliliği olabiliyor. Ama yaşadığımız süreçte gerçekler yer bulabildi. Doğru adresleri bilen insanlar sayesinde bizde olan biteni sosyal medyadan öğrendik izledik. 

Bir yandan da bir tür örgütlenme aracına da dönüştü?
Van depreminde de yardımların örgütlenmesinde twitter etkin kullanılmıştı. Bu arada Türkiye’de sosyal medya üzerinden bir aktivizm gelişti. 2007 seçimlerinden sonra halkın taleplerinin büyük medyada aktarılmaması nedeniyle sivil toplum twitter üzerinden bir aktivizm geliştirdi. Bu örneğin; polis baskısına karşı direnişte gelişti. Deneyimli bir kitle, (1 Mayıs, Newroz gibi eylemlerde aktif kullanan) halkı bir şekilde bu eylemler sırasında da koruyucu önlemler konusunda yönlendirdi. Yanlış kullanılan şeyler olmuş dün. Ölü ve yaralı sayısıyla ilgili. Yanlış adresler verilip kitle polise yönlendirilmiş. Farklı isimlerle sosyal medyada yer alanlar da var. 

Başbakan’ın ‘Twetter diye bir bela var’ sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başbakan kendi yönetemediği her şeyi bela olarak görüyor. Bu anti demokratik bir yaklaşım. Beğenmediği militer ve darbecilerin düşüncesi gibi bu. Otoriteryan bir tutum. Sosyal medyada insanlar çığlık atıyorlar, “Bizi kurtarın” diye. Bir ülkenin başbakanı buna kulak asmıyorsa ciddi bir sorun var demektir. Halkın şiddet gördüğünü duyup işitip onlara “palavra, bela” diyecek bir başbakanı totaliter ülkelerde görüyoruz. Bu anlamda başbakanın bu kontrol takıntısının yansıması olarak görüyorum. Kendisiyle ilgili sosyal medyada yapılan baba eleştirilere kırılabilir. Normal bir şey bu. İnsani bir şeydir. Baskı uyguladığı medyaya alıştığı için özgürce ifade edilen medyaları bela ve problem olarak görüyor. 

Peki medyanın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz son süreçte?
Ben bir gazetecilik akademisyeni olarak yıllarımı toplumsal olaylarda, medyanın gerçeği yansıtmadığını, yanlı olduğunu, görmezden geldiğini anlatmakla geçirdim. Ama inandırıcılık gücümüz zayıftı. Bugün insanlar polis şiddetini gördüğünde kafalarına dank etti. Aynı şey Güneydoğu’da yıllardır vardı. İnsanlar uzaktaki acıyı görmeyince medyaya inanma eğilimi gösterdiler. Ama iş İstanbul’a geldiğinde durumun farkına vardılar. Büyük medya kurumlarına karşı sosyal medyada eylemsellik başladı. Bu şerden bir hayır çıkar ve medya kendisine çeki düzen verir umarım. Halkın yanında olmalı, iktidarların dümen suyuna girerek yayın yapılamayacağını anlaması gerekiyor. Basının da ciddi öz eleştiri yapması gerekiyor.