Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?

Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
Kanuni Sultan Süleyman'ın 'at üstünde' geçirdiği süreyi abartanlar fetih ideolojisini yüceltiyorlar. Ecdadının bilimde, sanatta, felsefede başarısı olup olmadığıyla değil, fetihçiliğiyle övünmeyi marifet sayanların yaptığı matematik hatası da işin cabası.
Haber: AYŞE HÜR - hurayse@hotmail.com / Arşivi

Muhteşem Yüzyıl, izleyici karşısına çıktığı 5 Ocak 2011 tarihinden beri tartışılıyor. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Kanuni’yi “harem düşkünü, içki düşkünü, hatta söylemeye dilinin varmadığı ilişkiler içinde” gösterdiğini söyledi ve “tarihimizin önemli şahsiyetlerini olduğundan başka türlü göstererek küçültmeye, aşağılamaya çalışanların, aynen Atatürk ’e yönelik suçlarda olduğu gibi cezalandırılması gerektiğini” belirtti.
RTÜK mesajı hemen alıp diziye uyarı cezası verdi. Ardından akademisyenler, gazeteciler, STK yöneticileri dizinin ‘tarihe’, ‘ecdadımıza’, ‘Osmanlı’ya’, ‘milli gururumuza’ vs. saygısızlık yaptığı yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Öyle ki diziye “Muhteşem Rezalet”, “Muhteşem Çarpıklık” adını takanlar bile oldu. 

Okay polis korumasıyla gezdi 

Eleştiriler kamusal alanda tansiyonu öyle yükseltmişti ki, dizinin senaristi rahmetli Meral Okay, polis korumasında gezer olmuştu. Bir süre sonra eleştirmenler, ortada bir belgesel değil tarihten esinlenmiş bir dizi olduğunu anlamış göründüler ve ortalık yatıştı. Aralık 2011’de Fethullah Gülen, “46 yıllık saltanat hayatında sadece 1.5 yıl sarayda İstanbul ’da kalmış. Bana çok dokundu bu...” diye konuşunca, konu kısa süreliğine yine alevlendi.
Başbakan’ın Kütahya’da söyledikleri de bu itiraza benziyor. Her iki şahsiyet de sanki dizinin belgesel olmadığının, tarihten esinlenen bir kurgu olduğunun farkında değil. Her iki şahsiyet de Kanuni’nin “at üstünde” geçirdiği süreyi abartıyor. Böyle yaparak fetih ideolojisini yüceltiyorlar. Ecdadının bilimde, teknolojide, sanatta, felsefede başarısı olup olmadığıyla değil, fetihçiliğiyle övünmeyi marifet sayıyorlar. Ciddi bir matematik hatası da cabası. Fethullah Gülen’e göre Kanuni, 44,5 yılını, Başbakan’a göre ise 30 yılını at sırtında geçirmiş. Dolayısıyla dizideki Kanuni tiplemesi (sarayda zevk-u sefa içinde yaşayan), gerçeklerle bağdaşmıyormuş! Fethullah Gülen, yargı makamlarını göreve davet etmek yerine izleyicilerini gözyaşlarıyla etkilemeyi yeterli görürken, Başbakan’ın “Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyorum” demesi elbette işin en vahim yanı. 

Ansiklopedilerde bile var 

Her iki şahsiyet de, çok saygı duyduklarını söyledikleri tarih konusunda yanlış bilgi vermiş durumda. Özellikle Başbakan’ın geniş bir danışmanlar ordusuyla çalıştığı ve TTK gibi bir kurumdan yardım alabileceği düşünülürse durumu anlayışla karşılamak zor. Fethullah Gülen de, ciddi bir ansiklopediye baksa Kanuni’nin ne zaman sefere çıkıp ne zaman döndüğünü hesaplayabilirdi. Merak edenler için Kanuni’nin seferlerinin listesi yanda. Kaba bir hesaba göre Kanuni’nin “at üstünde” geçirdiği süre 10 yıl civarında. Bu sürenin 19 ayı da Bağdat, Halep ve Amasya’da istirahatle geçmiş. Geri kalan hayatını da Edirne ve İstanbul saraylarında kâh devlet işleriyle uğraşarak, kâh şiir yazarak, kâh çocukları, eşi ve haremindeki hanımlarla ilgilenerek geçirmiş.
Harem meselesine gelince, evet, padişahların çok sayıda kadınlarının olması onları şehvet düşkünü olarak damgalamaya yetmez ama doğrusu padişahların dünyevi zevklerden elini eteğini çekmiş sofular olmadığını biliyoruz. İlk dönemlerde padişahların İslam şeriatına uygun olarak dörtten fazla kadınla ‘nikâh’ yapmadıkları ama sonraları bu eşlerin bazılarının siyasi ittifaklar için saraya gönderilmiş kadınlar olması yüzünden, padişahların ‘gönüllerinin sultanını’ cariyeleri arasında aramanın dine uygun yollarını bulmakta gecikmediklerini kaynaklar yazıyor. Öte yandan harem denilen oluşum, bir yandan padişahın ‘yatak odası’ iken bir yandan da devlet işlerinin görüldüğü, iktidarı elinde tutan çeşidi zümrelerin kadınlar arası güç dengelerini kullanarak siyasetlerini yürüttükleri bir mekanizmaydı. Yani gerçek ne milliyetçi-İslamcı yaklaşımlar içinde olanların iddia ettiği gibi sofuca ne de Osmanlı’yı eleştirmeyi onu yerden yere vurma sanan kesimlerin iddia ettiği gibi süfliceydi. Gerçek bu ikisinin arasında bir yerdeydi. 

Bilgi nasıl kullanılıyor 

Unutmayalım ki, bugün İslamcı-muhafazakâr-milliyetçi çevreleri Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik hassasiyetleri yüzünden eleştirenler arasında bulunan Atatürkçüler de Atatürk’le ilgili benzer hassasiyetleri ile kamuoyunu bolca meşgul etmişlerdi. Sorunun temelinde, resmi ideologların kendi tarihi kafalarındaki toplum ve devlet algısını pekiştirmek için neredeyse bir asırdır itinayla sürdürdükleri sistematik çabalar yatıyor. Ama bilgiye ulaşmanın giderek kolaylaştığı çağımızda, birilerinin doğruyu araştırmak yerine, kendileri ile yüzlerce yıl önce yaşamış soykırımcı paşalar, kardeş ve oğul katili padişahlar veya otoriter siyasi önderler arasında doğrudan bir soyağacı oluşturmaya bu kadar hevesli olmalarının kökleri daha derinlerde olmalı. 

‘Muhteşem Yüzyıl’ ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi 
Tayfun Atay: ‘Muhteşem Yüzyıl’ aslında bakılırsa o kadar da rahatsız olunacak bir yapım değil. Burada Osmanlı’yı bir devlet olarak, bir anlayış olarak ve bir değer olarak küçümseyen, aşağılayan bir durum yok. Aksine dizi, toplumda tarihe olan ilgiyi teşvik etti. Önemli, yararlı tartışmalar açtı. Bu açıdan baktığımız zaman tepki, bayağı aşırı. Burada bir ‘fantezi’ söz konusu, yani bu bir kurmaca. Belgesel değil. Başbakan, muhtemel yeni bir bir dil sürçmesi olsa gerek, ‘belgesel’ dedi. Oysa bu bir hayal. Hayal kurma hakkı yok mu?! Kanuni’yi bir sultan olmaktan ziyade ‘insan’ olarak işliyor ve fantastik çerçevede resmediyor. At sırtında 30 yıl geçiren padişahın sadece ‘Devlet-i Âliyye’ aşkıyla mı ömür tükettiğini düşünüyoruz?! Dünyanın her tarafında buna benzer işler yapılmakta ve bunlar insanın hayal gücüyle ilgili. Buna engel olmak, bunu sınırlamak, yayını durdurmaya gidebilecek girişimler, bir anlamda ‘kurgunun resmileşmesi’ demek. Yani bir ‘resmi tarih’ problemimiz vardı, şimdi buna bir de ‘resmi kurgu’ problemi eklenmekte gibi. Yıllarca Atatürk’ün bazı insani yanlarını işleyen, işlemek isteyen kurguları reddeden dönemlerden geçtik. Şimdi yine aynı durum söz konusu. Sadece ‘kutsal’larımız değişti. Başbakan milletin değerlerini hafife almak, onları küçük düşürmek diyor ama bu reyting rekortmeni diziyi Başbakan’a yüzde elli oy veren milletin büyük bir çoğunluğu beğenerek izliyor. Ondan öte Yunanistan’da da izleniyordu, ama şu işe bakın ki orada da ‘Osmanlı yüceltmesi’ yaptığı gerekçesiyle büyük tepki aldı! Başbakan, ‘Muhteşem Yüzyıl’ rahatsızlığında (tabii ters yönden) bu kesimle buluşmuş oluyor. İlginç bir ortak payda bu. Dizi, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi

İstanbul’da çok az kaldı 
Prof. Dr. Nurhan Atasoy: Kanuni, yalnız askeri dehasıyla anılır halbuki kültürel ve sanat hamisi olarak fevkalade önemli işler yapmış bir padişah. Devrinde birçok yenilikler yapılıyor kültürel açıdan, bu yönünden hiç söz edilmiyor ve haksızlık ediliyor. Tabii çok büyük bir asker, Osmanlı topraklarını en geniş sınırlarına ulaştıran bir asker ve devamlı seferde. Dizide, devamlı haremle ilgili görünüyor, bu tabii kurgu, belgesel değil. Fakat bu çeşit kurgu olan ama tarihsel konular içeren Fransız ve İngiliz filmlerine bakın hiçbir kıyafette, eşyada hata yoktur. Tarihe merak uyandırma bakımından bu bizim için büyük fırsattı ama maalesef çok yanlışlar var. 

Hayat öyküsü değil 
Prof. Dr. Esra Danacıoğlu: Bu bir dizi, belgesel değil ve dizinin gerçekliği birebir temsil etme iddiası olmamalı. Bu noktada dizi yapımcılarına bir serbestlik vermeleri gerekiyor. Tarihin ticarete alet olma meselesi de ayrı bir tartışma konusu. Bir imparatorun hayatında pek çok odak var, bu dizi başka bir odağı gösteriyor. Dizi Kanuni ile başlayan, Kanuni ile sonlanan bir karar mekanizmasının içerisinde nasıl farklı güç odaklarının olabileceğini anlatıyor. Başbakan’ın yaptığının hakkaniyetli bir eleştiri olduğunu düşünmüyorum. Bu dizi Kanuni’nin hayat öyküsünden ibaret değil, amaç o yüzyıla bakmak. Bu bakış açısı insanları neden rahatsız ediyor anlamak çok zor. 

Siyaset düzeyinde tartışılmamalı 
Prof. Dr. Cemal Kafadar:
Hem harem hayatı, hem savaş hayatı olduğu kuşkusuz. Lüzumsuz bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bu konunun siyaset düzeyinde tartışılmaması gerekiyor. Çünkü siyasetçilerin konuşmaları isteyerek ya da istemeyerek bu konu ile ilgili yeni kitap yazacaklara, dizi yapacaklara baskı unsuru oluşturuyor. Bu tartışma sanat ve kültür erbabına bırakılmalı. 

30 yıl tabiri sembolik bir rakam 
Prof. Dr. Feridun Emecen:
“Kanuni Sultan Süleyman ömrünün 30 yılını at sırtında geçirdi” sembolik bir yaklaşım. Gerçekten de 13 büyük Sefer-i Hümayun’u var, 1521’den 1548’e kadar olan süre boyunca iki yılda bir sefere çıkmış. 30 yıldır, 20 yıldır, 10 yıldır demenin bir anlamı yok ama bu büyük bir sefer faaliyeti içinde olduğunu gösteriyor. Başbakan’ın ‘30’ diyerek sembolik bir şey söylediğini düşünüyorum. Yoksa hesaplarsanız en fazla 10 yıl sürer ki o bile büyük rakam. Dizide farklı bir Kanuni portresi çiziliyor, tarihi geçeklerle alakası yok. Sadece bir dizi gibi algılamak gerekir diye düşünüyorum, oradan bir tarih çıkmaz. Kurgu yapmışlar ama sıkıntılı olan şu: Bildiğimiz tarihi bir şahsiyeti olmadığı bir şekilde lanse ediyorlar. Harem sahneleri olsun, olaylar olsun, padişahın yanındaki insanların şahsi dünyaları olsun... 

Zaten tarih diziden öğrenilmez 

Prof. Dr. Vahdettin Ergin:
Tabii ki dizideki Kanuni ile gerçek Kanuni çok farklıdır. Dizideki harem hayatı ile gerçek harem hayatı da aynı değil. O dönemin harem hayatı ile ilgili çok bilgi yok. Haremde kalanlar sarayın hizmetlileridir. Kanuni’nin bütün hayatını entrikalarla geçirmiş olmasına imkân yok. Başbakan’ın o anda aklına 30 rakamı gelmiş öyle söylemiş ancak gerçekte Kanuni hayatının 10, 15 yılını at üzerinde savaşlarla geçirmiş. Senaristler doğal olarak nasıl insanların ilgisini çekebiliriz, diye düşünüp böyle bir kurgu oluşturmuşlar. Kurgudan oluşmuş bir dizi, tarihi gerçekleri yansıtmaz. Zaten tarih dizilerden öğrenilmez. Tarihi merak eden tarih kitaplarını okuyup öğrenmelidir. 

Osmanlı ailesi: Diziyi ciddiye almıyoruz 
Şehzade Osman Selaheddin Osmanoğlu:
“Diziyi takip ediyorum, fakat ciddiye almıyorum çünkü bu bir film. Öte yandan binlerce kilometre at üzerinde fetihlere gitmiş Kanuni Sultan Süleyman’ın mücevher yontması ve entrikalara karışması hoş değil. Başbakan’ın ecdadıysa, söz konusu olan bizim de dedemiz... Ecdadımızın böyle lanse edilmesini tabii ki ailece beğenmiyoruz. (HDN)

KANUNİ’NİN SEFERLERİ

Belgrad Seferi: 27 Mayıs 1521-19 Ekim 1521 (145 gün)
Rodos Seferi: 16 Haziran 1522-29 Ocak 1523 (227 gün)
Mohaç Seferi: 23 Nisan 1526-13 Ocak 1527 (265 gün)
Avusturya Seferi: 10 Mayıs 1529-29 Ekim 1529 (271 gün)
Alman Seferi: 25 Nisan 1532-22 Kasım 1532 (211 gün)
Irakeyn Seferi (iki bölüm halinde): 11 Haziran 1534-07 Aralık 1534 (Kanuni, kışı Bağdat’ta geçiriyor.)
01 Nisan 1535-08 Ocak 1536 (180+282=462 gün)
Korfu Seferi: 17 Mayıs 1537-22 Ekim 1537 Korfu Seferi (158 gün)
Boğdan Seferi: 08 Temmuz 1538-27 Ekim 1538 (111 gün)
Budin Seferi: 20 Haziran 1541-27 Kasım 1541 (160 gün)
Estergon Seferi: 23 Nisan 1543-16 Kasım 1543 (207 gün)
İran Seferi: 29 Mart 1548-05 Ekim 1548 (190 gün)
Nahçıvan Seferi (iki bölüm halinde): 28 Ağustos 1553-08 Kasım 1553 (Kanuni kışı Halep’te geçirir.)
09 Nisan 1554-31 Temmuz 1555 (Kanuni, bu dönemin 10 ayını Amasya’da geçirir.) (72+478=550 gün)
Zigetvar Seferi: 01 Mayıs 1566-07 Eylül 1566 (Kanuni hayatını bu seferde kaybeder.) (129 gün)
Kanuni’nin fiilen seferde geçirdiği süre: 3086 gün/8 yıl 5 ay.