Sünnet çocuk haklarına aykırı mı?

Sünnet çocuk haklarına aykırı mı?
Sünnet çocuk haklarına aykırı mı?
Yazar Kaan Göktaş, 'Oldu da Bitti Maşallah' isimli kitabında, sünneti hem dini hem hukuki hem de tıbbi ve psikolojik boyutuyla ele alıyor.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Beş yaşındayım. Üzerimde parlak bir pelerin, elimde koca bir asa var. Başımda da süslü, komik bir şapka… Dizi dizi arabaların oluşturduğu konvoylarla, kornalar çala çala kasabayı turluyoruz. Ne var ki, bir süre sonra masal bitiyor, gerçeğe dönüyoruz... Önce kirvelerim kollarımdan tutuyor, sonra elinde neşter bir adam önüme doğru eğiliyor. Ben ‘erkekliğe’ ilk adımı avazım çıkana kadar bağırarak atarken, o hengâmede “oldu da bitti maşallah” sesleri kulaklarımda çınlıyor. Yazar Kaan Göktaş, Türkiye ’de neredeyse bütün erkek çocukların hayatlarında dönüm noktası olan sünneti ele aldı. ‘Oldu da Bitti Maşallah’ ismini verdiği kitabında sünnetin Hz. Muhammed’in ölümünden sonra İslam’a dâhil edildiğini ifade eden Göktaş, kitabında sünneti hem dini hem hukuki, hem de tıbbi ve psikolojik boyutlarıyla ele alıyor.

Türkiye’de sünnete farklı açıdan bakan kaynaklar yok denecek kadar az. Böyle bir araştırmayı kaleme alma fikri nereden çıktı?

Sünnete eğilmemizin asıl amacı bunun bir tabu olması. Şöyle düşünelim, Türkiye’de doğal olarak 35 milyona yakın sünnet edilmiş erkek var. Artı olarak en ateşli ateistlerin bile çocukları sünnetli. Ama ülkemizde bu konu hakkında yayımlanmış kitap yok denecek kadar az. Mesela ABD’de doktorlar sünnet karşıtı makaleler, tezler yayımlar ama Türkiye’de sünnet olgusu pek sorgulanmaz.

Çünkü sünnetin sağlıklı olduğuna dair yaygın bir inanış var.

Sünneti savunan pek çok doktorun tıbbi görüşlerini, gelenekleri ve inançları etkilediğini düşünüyorum. Yani objektif bir tıp adamı gözünden bu kararı veremiyorlar. Daha da deştiğinizde, “Faydası yok ama zararı da yok” görüşünde birleşerek, sonunda “Bu bir gelenektir” noktasına geliyorlar.

Peki sünneti savunan hekimlerin tıbbi gerekçeleri nelerdir?

Sünnet yanlısı doktorların tezleri şu. Bir hijyen, iki ‘ileride çeşitli hastalıklara sebep olabileceği şüphesi’ iddiası… Yani çok karmaşık bir düşünce. “İleride olabilir mi acaba, baştan önlemimizi mi alsak” gibi bir yaklaşım söz konusu. O açıdan bakarsak çocuğun ileride apandisti de patlayabilir, e alalım. Bademcikleri de iltihaplanabilir, temizleyelim. Yani önleyici tıp bu değil.

Hijyen meselesine gelirsek eğer… En büyük argüman hijyen olarak nitelendiriliyor.

Dünyada sünnetsiz yüz milyonlarca erkek var. Bunların içinde hijyen kaynaklı hastalıklara baktığında sünnetle ilgili bir korelasyon kurmak imkansız. Dolayısıyla önleyici tıptan doğan bir ilişki söz konusu değil. Yani bir çocuğu yatırıp kulak memesini kesmekle cinsel organını kesmek arasında bir fark yok. İkisi de işlev gören, alınması tıbben hiçbir gereği olmayan bir organ. Ayrıca tıbbın ilk ilkesi ‘Önce zarar verme’dir. Sen çocuğun gelecekte yerine koyamayacağı bir organı tamamen ortadan kaldırıyorsun. Ve bunu da onun iradesiyle değil, kendi inançların veya toplumun baskısı doğrultusunda yapıyorsun.

Kitabınızda sünnetin tarihsel ve teolojik boyutuna da ağırlık veriyorsunuz. Ortaya çıkması nasıl olmuş? Malum geçtiğimiz aylarda Almanya’da Yahudi ve Müslümanları da bir araya gelmişti...

Keşke Müslümanlar ve Yahudiler çocuk gelinler için, kadın haklarını savunmak için, dünya barışı için bir araya gelseler. Ama onlar kalkıp da çocuklarının pipisi için birlik oldular. Olayın teolojik ve tarihsel boyutu ise şu: Sünnet ilk olarak farklı coğrafyalarda, Afrika’da ve Hititlerde ortaya çıkmış. Kadınların sosyal hayatta daha fazla söz sahibi olduğu, kadın tanrıça figürlerinin öne çıktığı anaerkil bir dönemde ortaya çıkıyor. O zamanki tanrıçaya tapan din adamları da kendi cinsel organlarını kökünden keserek sunaklarda kurban ediyor.

Peki, tek tanrılı dinlere yansıması nasıl olmuş?

Sümerlerden sonra sünnet Eski Mısır’da evrime uğrayarak, hafifleşiyor. Burada artık organın tamamı değil, ufak bir parçası alınmaya başlanıyor. İlk olarak da toplumsal statü işaretlemesi için mahkûmlara ve kölelere uygulanıyor. Bildiğiniz gibi Hz. Musa, Mısır’dan köleleri ve mahkûmları çıkarıyor. Ve çıkardığı kölelerin ve mahkûmların da hepsi sünnetliydi. Ne var ki, Hz. Musa sünnetsizdi. Çünkü firavunun sarayında doğmuştu ve bir asilzadeydi.

Müslüman geleneklerine yerleşmesi oluyor?

Müslümanlıkta olay biraz daha komplike. Hadis ve sayir kaynaklarda Hz. Muhammed’in sünnet edildiğine dair bir emare yok. Hatta onun hayatındaki en abuk sabuk ayrıntılara girilmesine, peygambere her türlü çirkin iftira atılmasına rağmen, onun sünnet edildiğine dair bir ayrıntıya rastlamıyoruz. Çünkü yok. Şöyle bir iddia var: O doğuştan sünnetliydi… Ancak doğuştan sünnet dediğiniz şey, aslında bir anomali, yani cinsel işlev bozukluğuna yol açan bir rahatsızlık. Bu iddiayı da şöyle çürütüyoruz: Hz. Muhammed’in eşleri ve çocukları vardı.

Peki ya ilk Müslümanlar, Halifeler?

İlk Halifelerin hayatı da çok ayrıntılı anlatılmasına rağmen, onlarda da sünnete rastlamıyoruz. Mesela Hz. Ömer, 55 yaşında Müslüman olan bir adam, sünnet olmuyor. Hz. Ali çocuk yaşta Müslüman olduğu halde sünnet edilmedi. Evlatlığı Zeyd ve ilk ezanı okuyan Bilal Habeşi de öyle. Bunun dışında peygamberin torunlarının sünnet edildiğine dair de hiçbir bilgi yok.

Peki o zaman sünnet nasıl bu kadar katı bir şekilde İslam’a girdi?

Uydurulmuş hadisler sayesinde… Hz. Muhammed’in ölümünden sonra iktidar ve siyasi kavgalar başladı. Gücü elde edebilmek için uydurulmuş hadisler ortaya çıkmaya başlıyor. Ve Hz. Muhammed’in ölümünden 200 – 250 yıl sonra bu uydurulmuş hadisler kitaplaştırılarak bir yalan külliyatı oluşturuldu. O zamanlar toplumda Müslümanlar kadar Müslüman gibi davranan Yahudiler de vardı. Bunların Müslüman gibi davranmasının sebebi de şuydu: Toplum baskısından uzak kalabilmek, kelle vergisi ödememek ve savaşlardan ganimet alabilmekti. Ancak her ne kadar Müslüman gibi görünseler de, yerine koyamadıkları tek bir şey vardı: sünnet. Bu eksikliği bir şekilde telafi etmenin imkânı da yoktu. Bu yüzden toplumun normalleştirmesi gerekti. Hadis uydurucular sayesinde onların normları toplumun geneline uyduruldu ve bu şekilde İslam’a yayıldı.

Kuran’da zaten yer almıyor bildiğim kadarıyla…

Olmadığı gibi, çelişiyor da… Bakın, tanrı en mükemmel şekilde insanı yaratmıştır. Bu gözle bakarsak eğer, tanrının yarattığı bir varlığı da “bu olmamış” denilerek yatırıp kesmek Kuran mantığıyla çelişir.

Olayın hukuki boyutunu da ele aldınız. Ama çocuklarını sünnet ettiren aileler ebeveyn hakkından bahseder…

Bir insanın bedeninde kalıcı bir hasar bırakmak söz konusu olduğunda ebeveyn hakkından bahsedilemez. Hayati müdahale olmadığı sürece bir kere hasta haklarında ‘tedaviyi reddetmek’ vardır. Ama sünnette herhangi bir sağlık gerekçesi yok. Burada bir çocuğun rızasını almadan, tamamen kendi inançları referans alarak sünnet etmek istiyorsun. Nüfus kâğıdına Müslüman yazdırıyorsun. Tamam, onu sildirebilir. Ama sünneti geri getiremezsin. Ben Sağlık Bakanlığı’na dilekçe yazdım “bu hasta haklarına aykırı değil midir” diye sordum. Tek bir cümleyle cevap geldi: “Hayır değildir” dediler.

Sünnetin psikolojik etkileriyle ilgili yaptığınız araştırmalarda ulaştığınız sonuçlar nedir?

Hem psikologların hem de hekimlerin bu konu hakkında görüşleri var. Bir kere çocuğa karşı zor kullanıyorsun, ona acı çektiriyorsun. Yaptığın yaşa bağlı olarak da bir travmaya neden oluyorsun. Çocuk için o yaşlarda cinsel organ çok önemlidir. Ancak sen onu cezalandırır gibi kesiyorsun.

Peki, hekimlerin bu görüşüne göre sünnetin cinsel hayatı nasıl etkiliyor?

Pek çok doktorun görüşü olumsuz olarak etkilediği yönünde. Sünnetin cinsel ilişkiden alınan hissi azalttığı, körelttiği yönünde bir düşünce söz konusu. Ayrıca psikolojik travmanın etkisiyle ileride cinsel bozukluklara yol açıldığı da savunuluyor.

Hekim görüşlerinde sünnetin alınan hissi azalttığına yönelik bir sonuca ulaşıyoruz...

Kadın sünnetinde daha yaygın olmak üzere, sünnette aslında cinsellik tabusu vardır. Zevki minimuma indirmek, cinselliği zevk alınacak bir olgu yerine, üreme görevi olarak gösterme niyeti vardır. Uzmanların görüşleri, sünnetin hissizleştirmeden ötürü alınan zevki azalttığını ortaya koyuyor.

Uluslararası kamuoyu kadın sünnetine gerekli tepkiyi koyuyor. Ancak söz konusu erkek sünneti olduğunda eleştiriler seyrekleşiyor…

Çünkü kadın sünnetinin hiçbir şekilde dini temeli yok. Sonradan kadınların cinsellikten zevk almasını engellemek, onları doğuran bir meta haline getirebilmek amacıyla ortaya atılmış bir uygulama. Ancak uluslar arası toplum buna gösterdiği tepkinin binde birini erkek sünneti için göstermiyor. Ben bunda hem Müslüman hem Yahudi lobilerinin bir parmağının olduğunu düşünüyorum. Ki zaten Almanya’da da örneğini gördük.

Peki, ne yapılması gerekiyor size göre?

Tartışılmalı. Bu, din adamları, hukukçular, hekimler ve psikologlar tarafından konuşulmalı. Din adamları sünnet için “bu kesin İslam’ın emridir” diyemezken, bu işi sadece geleneğe dayandırırken, bunun dışında ortada hukuki, sağlık ve psikolojik açıdan bir tartışma söz konusuyken, sünnetin geleceği hakkında oturup konuşulmalı.

‘Kuran’a dayanır’

İlahiyat profesörü Ahmet Yaman: Erkeklerin sünnet olması İslam’ın önemli şiarlarındandır. İslam kaynakları sünnet uygulamasını Hz. İbrahim’e dayandırır. Peygamberimiz de Hadis-i Şerif’lerinde erkeklerin sünnet olması gerektiği hükmü vermiştir. Müslümanlar sünneti vazgeçilmez dini ve fıtri bir gereklilik olarak telakki etmişlerdir. Hz. Muhammed’in doğuştan sünnetli olduğu belirtilse de sonradan sünnet edildiğine dair kaynaklar da var.