Süper Mario gibiyim!

Süper Mario gibiyim!
Süper Mario gibiyim!

Fotoğraf: Tolga AKTAŞ

'Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de akan gözyaşlarının en büyük müsebbibi Caroline karakterine hayat veren Wilma Elles, şimdilerde 'Kahireli Palas'ın konuk oyuncusu. Elles ile sohbete oturduk...
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Birkaç ay öncesine dönelim. Ekran başında gözü yaşlı anneler, teyzeler… Biri “Tüüüüh” diyor, diğeri beddua patlatıyor ardından. Cık cık’lar, homurdanmalar… O, kırık Türkçesiyle ‘yuva yıkan kadın ’ karakterini öylesine canlandırıyor ki, yediden yetmişe herkes, çocuklarıyla baş başa kalan Cemile’ye ağlıyor.

‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ bitti bitmesine ama ne zaman Wilma Elles’i görsek, gözümüzün önünde ister istemez canlanan, hayat verdiği o Caroline karakteri.
Aradan zaman geçiyor, Wilma başka projelerde karşımıza çıkıyor. Sonuncusu ise FOX TV’de ekrana gelen Kahireli Palas dizisi… 
                                                            
Sette bir telaş var


Dizide konuk oyuncu olarak karşımıza çıkan Wilma Elles’i zorlu bir sınav bekliyor. Niye mi? Dile kolay aynı anda üç farklı karakteri canlandıracak: Marta’yı, Marta’nın gençliği ve onun kızı Emily’yi! Yani bir gün makyajla yaşlanacak, ertesi gün gençleşecek. Farklı farklı ruh haline bürünecek.

Biz de Beykoz’un küçük bir köyünde çekilen dizinin setine konuk oluyoruz. Karşılaştığımız manzara tam bir koşuşturmaca. Zira dizi haftanın her günü yayımlanıyor ve haklı olarak sette inanılmaz bir tempo var. Öyle ki Wilma ile ancak yemek arasında buluşabiliyoruz. 

Yerinde duramıyor!


Wilma Elles’in mistik bir dünyası olduğunu biliyorduk. Şimdi ise kendi gözlerimizle şahit olduk. Belki enerjiye bu kadar önem verdiğinden dolayı bu kadar hareketli. O kadar enerjik ki, yerinde duramıyor. Ben, Wilma ve fotoğrafçımız Tolga Aktaş ile birlikte Beykoz sırtlarındaki sık ormana dalıyoruz.

Biz ikimiz dikenli yamaçta ceylan gibi sekerek ilerlerken, o hiç istifini bozmuyor. Hatta az ötede dişlerini göstere göstere havlayan köpeklere dahi aldırmıyor. Sonunda bir yere karar veriyor, “Buranın enerjisini sevdim” diyor. Akabinde başlıyoruz çekime. Ha dönüşte de bir buçuk metre yükseklikteki bir duvardan tereddütsüz atlıyor!

HER ŞEYİN BAŞI BESLENME


Dedik ya, yemek arasında yakaladık Wilma Elles’i… O kısacık zaman diliminde başlıyoruz sohbete. “Çocukluğumda da hiperaktif olduğumu söylerlerdi hep. Her gece beş saat uyumama rağmen enerjime de çok dikkat ediyorum. İyi besleniyorum. Sanki Süper Mario gibiyim. Kendime yararlı şeyleri alıyorum, zarar verenlerden uzak duruyorum. Enerjimi azaltmamaya çalışıyorum” diyor.

'YAŞLANMAKTAN KORKMUYORUM'
Dizide, biri 50’lerinde olan Marta olmak üzere üç farklı karakteri canlandıracak ya, soruyorum: “Kendini hiç o yaşlarda hayal etmiş miydin?” “Hiç” diyor: “Ama eninde sonunda o yaşlar da gelecek.” Peki, yaşlanmaktan korkuyor mu Wilma Elles? Cevabı kesinlikle hayır! “Büyükbabam 88 yaşında, muhteşem bir fiziğe ve enerjiye sahip. Bisiklete bile biniyor. İnsan her doğum gününde gurur duymalı” diyor.
                                                                     
'ÇOK GENİŞ BİR HAYAL GÜCÜM VAR'

Konu karakteri ve annelikten açılınca soru da geliyor tabii: “Wilma Elles nasıl bir anne olurdu acaba?” Cevabı geliyor: “Herkes bana çok iyi bir anne olacağımı söylüyor. Çünkü çok geniş bir hayal gücüm var. “Sürekli çocuğunla oyunlar oynarsın” diyorlar. Ben de çocuk istiyorum çok fazla. Hayatta benim için en önemli şeylerden biri. Düşünsenize birisine hayat verebilmek, onun seninle büyümesi…”

‘BEN KIZIMA DESTEK VERİRDİM'


“Kontrol delisi bir anne mi olurdun, yoksa özgürlükçü mü” diye soruyorum. Konu Wilma’nın annesiyle olan ilişkisine geliyor: “Annemle çok iyi bir ilişkimiz var. Ama oyuncu olmak istediğimiz zaman bu ilişki hiç iyi değildi. Başta ailem olmak üzere herkes bana karşıydı. Çünkü bizim ailede herkes avukat ya da doktor… Benim kızım aynı şeyi istese destek verirdim. Eğer 17 yaşında bu çatışmaları yaşamasaydım, ileride bu içimde yara olurdu.”

OKULUNU BİTİRDİ, DİPLOMASINI ALDI

Wilma’ya ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’den sonra hayatında nelerin değiştiğini soruyorum. Yeni evine taşındığını anlatıyor ama en önemlisi Köln Üniversitesi’nde devam ettirdiği ‘İslam ve Siyaset Bilimleri’ eğitimini tamamladığını ve artık mezun olduğunu anlatıyor. “Zorlu bir süreçti” diyor: “Bir yandan set, diğer yandan okul. Ritmi zor tutturuyordum ama şimdi hepsini de yüksek notlarla bitirdim.” Şimdi ise sadece oyunculuğa odaklanmış. 

‘ORUÇ GÜZEL AMA SU İÇMEMEK ZOR'

Geçenlerde bir gün oruç tuttuğunu okuduk ya, deneyimini merak ediyorum, acaba nasıldı? “Güzeldi ama sıcak havada su içmemek çok zor” diyor. Geçenlerde de Alman basınına ramazan ayıyla ilgili açıklama yapmış. “Ramazan’ın burada daha kutlayıcı bir havası var, sanki festival gibi kutlanıyor” diyor.
meğer
                                                                       
'İSİM DEĞİŞİKLİĞİ GEYİKMİŞ'

Son günlerde ortaya çıkan “Türk oldu”, “İsmini değiştirdi” dedikodularını aslını astarını soruyorum. Onlar da geyik muhabbetinden ibaretmiş. “Abartıldı biraz. İnsanlar ‘artık sen Türk oldun’ deyince ben de “Evet tabii, memnuniyetle’ dedim. ‘Sonra Türk pasaportu almak ister misin’ diye sordular, onlara da ‘evet tabii ki’ dedim. ‘E adını da Aslı diye değiştirirsin’ dediler. ‘Çok romantik, Aslı masal olabilir dedim...’ Ama şöyle de bir şey var. Elles, aslında Aslı’nın Almancası…”

‘TÜRKİYE'DEKİ GENÇLER DEMOKRATİK BİR KÜLTÜRE SAHİP'

Usulen geçen ay tüm Türkiye’de patlak veren Gezi olayları hakkında yorumunu soruyorum. Hem içeriden hem de dışarıdan bakabilen bir göz olarak... İki cümleyle özetliyor: “İnsanlar ilk başta endişeleniyordu. Ama bence bu olaylar gösterdi ki Türkiye’deki gençler çok demokratik bir kültüre sahip.” 

‘DAHA YAPACAK ÇOK ŞEY VAR!'


Son olarak kısa bir geçmiş muhasebesi yapıyoruz. Türkiye’ye geldiği ilk gün ile bugünü kıyaslıyoruz. “Daha iyi Türkçeyi konuşuyorum” diyor. “İlk zamanlarda kimsenin dediğini anlamıyordum, sadece bakıyordum. İnsanları izliyordum. Şimdi gözlem yeteneğim gelişti. Artık karşımdakinin dediğini anlamasam da hareketlerinden anlayabiliyorum. Ama üç sene uzun bir süre değil, daha yapacak çok şey var!”