Suriye'de ikinci mücadele kadınlar için olacak...

Suriye'de ikinci mücadele kadınlar için olacak...
Suriye'de ikinci mücadele kadınlar için olacak...
Suriyeli muhalif yazar Samar Yazbek'in rejimden gördüğü baskıları ve Fransa'ya kaçışını anlattığı kitabı 'Çapraz Ateşte Bir Kadın' Türkçeye çevrildi. Yazbek ile İstanbul'da buluştuk, kadın ve muhalif olmayı konuştuk...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Suriyeli Samar Yazbek Şam’da yaşayan, kitaplar yazan bir gazeteci ve edebiyatçıydı. Ülkesinde yaşanan politik kargaşaya karşı kayıtsız kalmadı ve bir aktivist olarak muhaliflerin eylemlerine katılmaya, olan bitenle ilgili yazılar yazmaya başladı. İki yıl boyunca rejim tarafından maruz bırakıldığı baskıları ve Suriye’de yaşananları ‘Çapraz Ateşte Bir Kadın’ adlı kitabında anlatan Yazbek, geçen ekimde PEN Cesaret Ödülü’ne layık görülmüştü. Dokuz kitabı olan Yazbek’in Suriye’de yaşananları anlattığı ‘Çapraz Ateşte Bir Kadın: Suriye Devrim Günlükleri’ kitabı Timaş Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi. Bu vesileyle İstanbul ’a gelen yazarla buluştuk...
Suriye’de Esad rejimine karşı muhalif sesler bu kadar güçlü değilken, nasıl bir hayatınız vardı? Yazar ve gazeteciydim. Televizyonlarda da çalıştım. Kadın haklarıyla ve sosyal meselelerle çok ilgileniyordum ama edebiyat yazarıydım.
Daha risksiz bir yaşamınız vardı...
Sadece benim değil bütün Suriyelilerin hayatı daha güvendeydi.
Muhalif bir kişilik olduğunuz ülkede biliniyor muydu?
Devrimden önce yazdıklarımın hiçbiri tabii ki Esad rejimini savunan hikâyeler değillerdi. Eskiden beri edebi bir üslup kullanmaya özen göstererek Suriye’deki sorunlara değiniyordum. Yıllarca dışarıdan Hafız ve Beşşar Esad yönetimlerinin çok laik ve demokratik olduğu düşünüldü. Gerçek ise böyle değildi.
Suriye’de yıllarca Sünniler ve Araplar arasında gerilim yaşandı. Siz bir Alevi olarak Alevi bir başkana karşı çıkıyorsunuz…
Çünkü kendimi Alevi ya da başka bir şey olarak görmüyorum, kendimi bir Suriyeli olarak görüyorum.
İki yıl önce Suriye’de başlayan gösteriler bugün silahlı muhalif cephelere dönüştü. Sizce bunun Suriye’deki sürece etkisi nasıl oldu?
Ayaklanmayı başlatanlar silahlı kişiler değildi. Rejimin kendisi devrimin silahlanmasına yol açtı. Ayaklanmanın silahlanması bir özsavunma yöntemi olarak ortaya çıktı. Rejim, askerlerine göstericileri katletmesi için emir veriyordu ve rejimin askerleri emre itaat etmezlerse öldürülüyorlardı. Askerlerden muhalif cephelere firarlar başladı. Biz devrimciler “Silahlı mücadele başlasın” diye bir karar vermedik. Ordudan firar eden bu askerler, devrim sürecinin askerileşmesinde rol oynadı.
Edebiyatçıyken politikada rol oynayan bir aktivist oldunuz. Dönüşüm nasıl yaşandı?
Gençliğimden beri geleneksel ve patriarkal yapıyla her zaman mücadele eden biri oldum. Benim için devrimcilik ve yazarlık her zaman iç içe geçmiş kavramlardı. Bir yazar olarak ve vicdanı olan bir kişi olarak şu anki süreçte daha aktif bir rol oynuyorum ve bu sürecin şahidi olarak da yazıyorum.
Kitabınızda da anlatıyorsunuz, hem muhalif hem kadın olmanız sebebiyle baskıya maruz kalmışsınız…
Devrimden önce kadınlar zaten pek çok baskı görüyordu. Ben de kızımı tek başıma büyüttüm. Rejim bağımsız bir kadın olmamı, aleyhimde kullandı. Devrim ilk başladığında ve ben devletin barışçıl göstericilere silah sıktığını yazdığımda benimle ilgili bir karalama kampanyası başladı. İsrail ajanı olduğumu söylediler. Zaten İsrail ajanı olma ithamı kalıplaşmış bir şekilde rejimi eleştiren herkese karşı kullanılıyor. Bağımsız bir kadın olmamla ilgili yapılan ithamlar ise çok çirkin hakaretler içeriyor, ifade dahi edemem. Başından itibaren benden rejim ve onların silahlı çeteleri lehine yazılar yazmamı istediler. Vicdanıma ihanet etmemi istediler, bunu reddettim.
Kitapta hapishanelerdeki durumu da anlatmışsınız…
Beş kere gözaltına alındım. Her seferinde sabah gözaltına alıp akşam bıraktılar. İnsanlık dışı şeyler oluyor. İnsanların yüzlerinin rengi, morluktan görülmez olmuş. Barışçıl gösterilerden çıkan gençleri, koyunları ayaklarından asarlar ya, aynen o şekilde asıyorlar. Cezaevine girdiğinde orasının bir kâbuslar dünyası olduğunu düşünüyorsun.
Arap devrimlerinin sonunda, Arap ülkelerine radikal İslami yönetimlerin geleceği yönünde endişeler var...
İslam tarihimizin ve kültürümüzün bir parçası. Siyasi İslam, laiklik maskesiyle 50 yıldır bizi ezen diktatörlüklere tepki olarak yükseldi. İslam’ın siyasi boyutundan ve Ortadoğu’daki her türlü aşırılıktan kurtulmamız için çok şey yapmalıyız. İlki Esad rejiminden kurtulmak. Bu rejim yıkıldıktan sonra demokratik bir rejime geçileceğinden kuşkum yok. Siyasal İslam’ın yükselişinin tarihsel bir kaçınılmazlık olduğunu düşünüyorum. Belki bundan kurtulmamız seneler alacak, belki seküler güçler ve İslami güçler arasında da çatışmalar yaşanacak. Suriye’nin Afganistan gibi olacağını düşünenler bunun geçiş dönemi olduğunu bilmeli. Çözüm, sürece dahil olmakta.
Kadınlar Suriye’de yaşanan bu süreçte etkin bir rol oynadılar mı?
Bu benim için çok önemi bir nokta. Çünkü devrimden sonra kadınların durumu ile ilgili endişelerim var. Kadınlar yaşanan devrim sürecinin asli bir parçası oldu. Gerek gıda dağıtımında, gerek bilgi yayılmasında gerekse entelektüel faaliyetlerde etkin rol oynuyorlar. Ancak Suriye’de radikal İslamcıların kontrol ettiği yerler var. İslam’ın bu radikal yorumu kadını sosyal yaşamdan izole etmeye çalışıyor. Ancak bizler bizzat hayatın içinde olarak bu muhtemel baskıya karşı durmalıyız. Devrimden önce kadınlar Kemalizmde olduğu gibi özgürlüğün dekoru oldu. Ancak gerçek sosyal bir özgürlükten bahsetmek mümkün değildi. Devrim sürecinde kadınların direkt sürece katılarak belli noktalarda özgürleşmelerine tanık olduk. Bizi iki mücadele bekliyor; devam eden rejime karşı mücadele, ikincisi de siyasal İslamcıların kadına biçtikleri role karşı mücadele.
Hayalinizde nasıl bir Suriye var?
Demokratik bir hukuk devletinin olduğu bir Suriye. Farklı mezheplerden, farklı dinlerden olanların bir arada yaşadığı, askeri olmayan bir devlette yaşamak isterdim. Hayal ettiğim Suriye’ye ulaşmak zaman alacak. Belli ki Esad kolay gitmeyecek.
Dış ülkelerin Suriye’ye etkisi muhalifleri rahatsız etmiyor mu?
ABD ve diğer ülkeler özsavunma güçlerimize silah göndermiyor. Tersine zengin, cihatçı yani radikal İslamcılara illegal olarak silah gönderiyorlar. Bu devrimimizi olumsuz etkiliyor. Silah onlarda olunca rejimin düşmesini isteyen devrimciler radikal İslamcıların gruplarına katılıyor. Devrimin ideallerini tahrip ediyorlar. Bu tüm bölgedeki devrim hareketlerini çok olumsuz etkiliyor. Ilımlı güçler desteksiz kalıyor. Her ülke kendi menfaatine göre Suriye’yi şekillendirmeye çalışıyor.
Edebiyatla iç içeyken şimdi siyasi konular yazıyorsunuz. Rejim düşerse edebiyata dönme niyetiniz var mı?
Edebiyat yazarı kimliğimden uzaklaşmak zorunda kalmam benim için üzücü... Ancak ‘Çapraz Ateşte Bir Kadın’ın politik bir kitap olduğunu düşünmüyorum. O kitap benim tanıklıklarıma dayanıyor ve devrimin nasıl başladığını anlatıyor. Kitabı eylemlere katılan bir aktivistin gözüyle yazdım. Şimdi bu devrimle ilgili başka bir kitap yazmak istiyorum.
Türkiye ’nin Suriye muhalefetine verdiği desteği nasıl buluyorsunuz?
Bence Tayyip Erdoğan hükümeti tamamen pragmatik sebeplerle muhalefeti destekliyor. Bütün ülkeler ve Türkiye ahlaki olmayan bir tutum sergiliyor. Suriye üzerinde Rusya, İran ve ABD’nin de içinde olduğu bir çıkar çatışması yaşanıyor. Türkiye de bu zeminde hareket ediyor. Türk hükümetinin tavrı samimi ve Suriye halkının yanında olan bir tavır değil.