Suriyeli yönetmen Talal Derki: 'Ben ölsem de çekim bitmeliydi'

Suriyeli yönetmen Talal Derki: 'Ben ölsem de çekim bitmeliydi'
Suriyeli yönetmen Talal Derki: 'Ben ölsem de çekim bitmeliydi'
'Humus'a Dönüş', Suriye'nin Humus şehrinde sakince başlayan, sonradan savaşa dönüşen bir devrimin içinde mücadele eden gençlerin hikâyesi. Film festivalinde çok konuşulan, Sundance'te büyük jüri ödülü kazanan filmin yönetmeni Talal Derki ile konuştuk.
Haber: ASYA ROBİNS / Arşivi

Henüz barışçıl eylemlerin yapıldığı dönemde de Humus'taydınız. Nasıldı o dönem?
Humus’a ilk bu eylemler başladığında gitmeye başladım. Öncesinde kendi şehrime ulaşmak için içinden geçiyordum ama tam anlamıyla merkezine gitmem o zamanı buldu. Humus, devrimin başkenti olarak adlandırılıyor. Devrim sürecinde ikonlaşan insanlar ve olaylar da oralı. Suriye’nin tam ortasında, kalbinde devrimi tam anlamıyla taşıyan bir şehir ve çok sayıda insan bu ortama katılmak için oraya seyahat ediyordu.

Filminizin kahramanı Basset ve arkadaşları ile nasıl tanıştınız? Biraz onlardan bahseder misiniz?
Basset ile Usama vasıtasıyla tanıştım. Oluşturduğum bir plan değildi onunla tanışmak, Humus’a film çekmek için değil, medya kanallarına çekim yapmaya gitmiştim. Film okulu mezunuyum ve ilk bir kaç ay boyunca oradaki kameramanları eğittim. Bir gün Basset ile röportaj yapmaya gittim ve ona baktığım anda bir film yaparsam baş karakterinin o olması gerektiğini anladım, onu takip etmeliydim çünkü o özgürlük uğruna asla pes etmeyecek biri.

Bütün filmin odak noktası Basset, onun dışında çok az kişi görüyoruz. Bunun sebebi nedir?
Bu bir belgesel tekniğidir. Birini seçersin ve onu takip edersin. Onun başına bir şey geldiğinde de tepkilerini izlersin ve eşzamanlı bir şekilde filme çekersin. Bence birçok insanı çekmektense bir kişiye odaklanmak karşı tarafa daha güzel aktarıyor mesajı.

Basset’in genç ve aktif bir futbolcudan, ciddi ve durgun bir askere dönüşümü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Birçok Suriyeli’nin başına gelen bu zaten. Bir şeyken başka bir şeye dönüşmek zorunda kaldılar ve bunu sorgulayacak zamanları ve imkanları olmadı. Hiç kimse şuan olduğu yerde olacağını tahmin etmez, şehirlerin yok olduğunu izleyeceğini hayal etmez ve yüzbinlerce insanın öleceğini düşünmezdi. Basset’in hâlâ bu savaşın biteceğine dair umudu var ve bitince de babasının demirci dükkânına dönmek istiyor. Onun gibi herkes şuan içinde bulundukları durumun geçici olduğunu, bir gün her şeyin normale döneceğine inanmak istiyor. Belki dışardaki insanlar bizi desteklese daha çabuk biter.

Basset ana karakter olmasaydı bu belgeselde sizce kaderi farklı olur muydu, aynı yolda ilerler miyd?
Kesinlikle aynı yolda ilerlerdi, kaderi farklı olmazdı.

Filmi çekerken kafanızda bir takım planlar var mıydı yoksa ilerledikçe mi oluştu?
Sürekli bulunduğumuz yeri, sokakları ve insanları anlamaya çalışıyorduk. Sonraki haftada, ayda neler olabileceğini analiz ediyorduk. Güvenli miyiz değil miyiz kararını veriyorduk. Acil durumlar için yedek planlarımız vardı, çekim bitmemeli, devam etmeliydi.

Filmin galasından sonraki soru cevapta, size kötü bir şey olması durumunda ekiple aranızda planlar oluşturduğunuzu söylediniz.
Yapımcıma “Eğer herhangi bir zamanda ölürsem sen devam etmelisin ve filmi yönetmelisin” dedim. Yarı yolda bırakamazdık.

Filmin çekildiği dönemde Humus’ta insanlar var mıydı yaşayan? Basset dışında o kadar az insan, kadın görüyoruz ki.
Öncephede hiç kadın yoktu. Onlar güvenli bölgedeydi. Filmin çoğu yıkılmış boş binalarda geçiyor ve bu binalarda Basset gibi askerler bulunuyor sadece. Filmin sonuna doğru Basset bir binaya işaret ederek, “Bak, eskiden bulunduğum bina” diyor, binaya baktığımızda da bir yıkıntı görüyoruz. Her yer çok tehlikeli orada.

Basset bütün film boyunca ısrarla mesajını dünyaya iletmeye çalışıyor, durumu anlamamız için uğraşıyor.
Basset bizden daha optimist, umudunu kaybetmiyor. Hükümet eylemlerin başladığı ilk haftadan itibaren insanları çıkarmaya başlamıştı Humus’tan, insanlar silah tutmak zorunda kaldı, aileler kuşatma altında. Basset de birinin mücadele etmesi gerektiğini söylüyor sürekli.

Sizce bu film işe yarayacak mıdır?
Bence sinema fark yaratır ama yalnızca bu film değil, bunun gibi daha fazla film/belgesel çekilmeli.

Filmi nerede keseceğinizi, sonlandıracağınıza nasıl karar verdiniz?
Basset bir karar verdi filmin sonunda, çoğu insan artık ayrılmıştı Humus’tan, kimse dönmüyordu ama Basset dönmek istedi. Karanlık kaderine doğru gitmeyi seçti ve ölümü göze aldı. Filmin strüktürüne uygun bir son olarak gördüm bu noktayı.

Sizi kişisel olarak nasıl etkiledi bu süreç?
Bir hikâye anlatayım. Suriye’ye 3 ay sonra Şubat’ta gittim, bütün ayı orada geçirdim. Binaların yıkıldığını, bombalandığını gördüm ve duydum. O zamanlarda gerçekten nefes aldığımı hissettim, her an ölebilceğini bilmek çok acaip bir duygu. Baktığında renk görüyorsun ve yaşamayı sevdiğini anlıyorsun. Bu anın tadını çıkarmak istiyorum çünkü birazdan ölebilirim diyorsun. Suriye’den ayrılınca hissetmiyorum bunu hiç bir zaman. Oradaki insanlar sürekli bunu hissediyor. Ölenler de ölememek için bu hırsla mücadele etse de ne yazık ki bazen olmuyor.

Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz Suriye konusunda ?
Ben Türkiye’nin çok iyi bir iş çıkardığına inanıyorum. Bize ümit veren tek komşu ülkemiz burası ve Suriye halkına yalnız olmadığını hissettiriyor. Bu benim fikrim değil, gerçek. Bu bizim için büyük bir armağan, en azından yalnız değiliz, dostlarımız var.

Suriye’nin geleceği ne sizce?
Yakın gelecek çok karanlık, çok kanlı ama sonrasında tekrar ayaklarının üzerine basacak bir toplum var bence, tekrar dünyaya dönmek isteyen bir toplum. Çok zaman alacak, hemen olmayacak, şuan da hatalarından ders çıkarıyor ve üzülüyor Suriye halkı, yetim kaldık ama bir gün bu toplum tekrar yükselecek.