Süs püs özgürlüğümü kısıtlıyor

Süs püs özgürlüğümü kısıtlıyor
Süs püs özgürlüğümü kısıtlıyor
Topuklu giymiyor, oje sürmüyor, kaşlarını aldırmıyor... 'Gurbette Aşk' dizisinde oynayan Müge Boz'la doğal ve minimal yaşam üzerine konuştuk.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Reklam filmleriyle başlayan ve iki yıldır da çeşitli dizi ve filmlerde rol alan Müge Boz, şimdilerde TRT’de yayımlanan ‘Gurbette Aşk’ dizisinde Türkiyeli bir gence âşık Alman Nina’yı canlandırmakta. Dizi çekimlerinin gerçekleştiği Beykoz Kundura Fabrikası’nda buluştuğumuz Boz oje sürmüyor, topuklu ayakkabı giymiyor, kaşlarını aldırmıyor. “Bol jeanlerimle ve topuksuz ayakkabılarımla kendimi rahat hissediyorum” diyen oyuncu tam bir doğal yaşam düşkünü...
Son dönemlerde kafanızı en çok ne meşgul ediyor?
‘Gurbette Aşk’ın çekimlerinde geçiyor günlerim. Dizi yeni olduğu için alışma sürecindeyim. Hikâye, Almanya’daki Türkleri anlatıyor ve ben Alman Nina’yı canlandırıyorum. Bu yüzden vaktimin çoğu Almanca şeyler dinlemekle geçiyor.
Bu konu daha önce de ilginizi çekiyor muydu? Almanya’da yaşayan akrabalarınız var mıdır?
Öyle özel olarak bir ilgim yoktu, ailemde de kimse Almanya’da yaşamıyor. Projeye dahil olduktan sonra ilgilenmeye başladım. Nina, Türklerin Almanya’da yaşadığı zorluklarla ilgili bir araştırma yapıyor. Ben de neler olup bittiğini onunla birlikte öğreniyorum. Dizi için konuşma konusuna çok yoğunlaştım. Çünkü Nina Alman ve onun Türkçe konuşmasını doğru canlandırabilmek benim için önemli.
Almanya’da dizinin Almanları kötü gösterdiğine dair tepki gösterenler oldu. Ne düşünüyorsunuz?
Dizide Türklerin Almanlarla olan ilişkisini anlatıyoruz ve ilk defa bir dizide bu konu bu şekilde derinlemesine işleniyor. Böyle eleştirilerin gelmesini normal olduğunu düşünüyorum. Bence dizi her iki tarafı da her yönüyle anlatmaya çalışıyor. Örneğin bir bölümde Neo-Nazilerle ilgili eleştiri vardı ama aynı anda Helga karakterinin Türk bir kadınla olan dostluğu ya da Nina’nın Osman’a olan aşkı ve uğrunda yaptığı fedakârlıklar işleniyor.
Sizi daha önce Almana benzeten olmuş muydu?
Genelde yabancıya benzetirler ama Almana benzeten olmamıştı. Daha çok Norveçliye ve Fransıza benzetenler oluyor.
Sizin Avrupa ’da sevdiğiniz bir kültür var mı?
Norveç’te bulunduğum için İskandinav kültürünü kendime yakın bulurum. Dünyanın en zengin ülkelerinden olmalarına rağmen evlere girdiğinizde her şeyin çok minimal ve çok işlevsel olduğunu görürsünüz. Hiçbir yerde lüks göremezsiniz.
Kişisel yaşamınızda da doğallığı ve minimal yaşamı önemsiyorsunuz galiba...Bir şeyi başka bir şeymiş gibi gösterme çabasını sevmiyorum. Kuaför, süs püs bana zaman kaybı gibi geliyor. Yaşam tarzım bu şekilde. Tabii ki bir davet olduğunda arada bir ben de makyaj yapıp topuklu ayakkabı giyiyorum. Ama günlük hayatımda ona zaman ayırmayı sevmiyorum. Bana bu durum kendimi daha özgür hissettiriyor. Bir yere gideceksem “Dur önce bir kuaföre gidip saçıma fön çektireyim” demek bana çok kısıtlayıcı geliyor.
Ama içinde yer aldığınız sektörde bu durum çok önemseniyor...Bu durum bende aileden geliyor. Bizim ailemizdeki kadınlar da böyle. Herkesin çok dolu bir hayatı olduğu için kendileriyle uğraşmaya vakitleri kalmıyor. Eğer boş bir zamanımız varsa onu daha önemli işlere ayırmayı tercih ediyoruz. Mesela ben oje sürebilecek biri değilim. Evde boş olduğum zaman ya yemek yaparım ya da bir yerleri düzenlerim. O ojeyi boşuna sürmüyorum çünkü nasıl olsa bozulacak. Topuklu da aynı şekilde. Spontane yaşamayı, oradan oraya gitmeyi çok seviyorum. Topuklu ayakkabı giymek benim hayatımı kısıtlıyor. Bu durum ilk başlarda dezavantaj olmuştu. Bir yandan çalışır, bir yandan reklam görüşmelerine giderdim. Gün içerisinde işten çıkıp görüşmeye gitmişim. “Saçın elektriklendi, deneme çekimine bir daha gel” dedikleri olurdu. Bence bunlar saçma, yurtdışında audition’lara bir pantolon, bir tişörtle gidersiniz.
Ama bir noktadan sonra avantajını da yaşamış olmalısınız…
Aslında şanslıyım çünkü trendler benim tarafıma doğru döndü. Eskiden bol pantolonlar giyerdim. O zamanlar da dar pantolonlar moda ve herkes bana “Niye bu pantolonları giyiyorsun” diye sorardı. Ben de “Kendimi içinde daha rahat hissediyorum” derdim. İki sene sonra boyfriend jean modası çıktı ve bütün arkadaşlarım benim pantolonlarımdan giymeye başladı. Ya da eskiden herkesin kaşı inceydi ama şükür ki artık kalın kaş modası var ve kimse kaşlarıma laf edemiyor.
Doğal beslenmeye de ilginiz olduğunu duymuştum.
Bu konuda çok araştırma yapıyorum. Hobim gibi bir şey. Bahçede yetiştirdiğim domatesle marketten aldığım arasında çok büyük lezzet farkı var. Benim için önemli bir konu.
Kendi domatesinizi mi yetiştiriyorsunuz?
Evet, küçük bir bahçem var. Domateslerim çok lezzetli, onun dışında biber ve marul yetiştirdim.
Genç yaşta doğal yaşama olan bu ilgi sizi 10 yıl sonra güneyde bir kasabaya yerleşmeye itebilir mi?
Şehirden tam anlamıyla soyutlanmaya cesaret edebileceğimi sanmıyorum. Bahçede sebze yetiştirmem sakinliği sevmemden çok lezzetle olan ilişkimden kaynaklanıyor. Bahçede üretilmiş bir ürünün lezzeti çok başka ve çok sağlıklı.
Hiç fast food yemez misiniz?
Yemiyorum galiba.
Zayıf olmak için mi yoksa sevmediğiniz için mi ?
Sağlık için yemiyorum. Hafif şeyler yediği zaman insan kendini çok hafif hissediyor. Ağır şeyler uykumu getiriyor, enerjimi düşürüyor. Hayat tarzı olarak sağlıklı beslenmeyi seçtim. Bu ailemden de kaynaklanıyor. Hani evlerde bir abur cubur çekmecesi vardır ya, o bizde hiç olmadı. Salçalarımız, erişteler, tarhanalar anneannemden gelirdi.
Eğer 10 kilo alırsanız oynadığınız dizilerde esas kız rolünden yan karaktere düşeceksiniz, bu sizi korkutmuyor mu?
Evet, maalesef böyle bir durum var. Ama kilo konusunda obsesif sayılmam. Ben sektör için değil sağlıklı yaşamayı sevdiğim için zayıf kalmaya çalışıyorum.