Tahrip kalıbı kadınlar

Bir önceki albümde 'Depresyondayım, aldatıldım' gibi şeyler söylüyordunuz. Şimdiyse 'Söz Ver' diyorsunuz.
Haber: ŞEBNEM İYİNAM / Arşivi

Bir önceki albümde 'Depresyondayım, aldatıldım' gibi şeyler söylüyordunuz. Şimdiyse 'Söz Ver' diyorsunuz. Sizce bir şey değişti mi?
Özellikle yalnız başına hayatla mücadele etmeye çalışan kadınlar, erkeklerle ilişki kurma konusunda çok başarılı olamıyor. Erkekler de belki bencilce, karşılarında güçlü bir kadın görmek istemiyor. Yalnız yaşayan bir kadın olarak bütün bu zorlukları yaşadım, sonra dönüp baktım ki bende de problem var, çok sağlıklı ilişki kurabilen bir insan değilim, sanki özellikle ilişki kuramayacak insanları seçiyorum.
Şu, hayatla tek başına mücadele etmeyi seven kadınları biraz daha anlatır mısınız?
Açık söylemek gerekirse, biz aslında ilişki sevmeyen kadınlarız. Yalnız yaşamayı ve hayatla yalnız mücadele etmeyi daha çok seviyoruz. Ortaklık değil, yalnızlık daha güçlü bir şeymiş gibi geliyor bize. Bir ilişki başlayacak gibi olduğunda da onu tahrip etmeye yönelik davranıyoruz. Yani ilişkiyi sabote etmek için elimizden gelen ne varsa, her şeyi yapıyoruz.
Peki, bu kez bunu nasıl aştınız?
Bu sefer de başlangıçta, karşımdaki insanı çok sevmeme rağmen yalnız hayatımı özlüyordum, problemler çıktı. Onun da benzer problemleri vardı.
Karşılıklı alışveriş sonucunda birbirimizi iyileştirdiğimizi düşünüyorum. Eskiden bir problemi kolayca abartır ciddi durumlara, ayrılmak istemeye taşırdım. Bu sefer, 'Hayır, bunu da aşabiliriz' duygusu taşıyorum. Eskiden çok özverili biri olduğumu düşünürdüm, şimdi bakıyorum o kadar da değilmişim.
'Sağlıklılık' bir önyargı mıydı daha önce, normal olmak gibi bir kaygınız mı vardı?
Sıradan olunca üretemezsin gibi geliyordu. Ben mutsuzken üretiyordum, ama bir de mutlu olmak vardı... Aslında mutluyken de üretilebilirmiş, bunu anladım.
Acaba hayatta en çok ne kırdı sizi?
Babam çok iyi bir babaydı, hâlâ da öyledir... Çok yakındık, arkadaştık, kızlar babalarına âşık olur... Ama belki de babamın daha yaratıcı bir işle uğraşması gerekiyormuş. Çok gelgitleri olan birisiydi, ona bakıp kırılmış olabilirim. Onu seyrederken.
O zaman, biraz daha yıkından tanıyalım onu...
Babam bugünün insanı değil pek, Türk sanat müziği insanı. Paraya hiç önem vermez, çok sık iş değiştirirdi. İşten yana problemi olurdu, yapmak istemediği şeyleri yapmak istemezdi
ama bir yandan da çocuklarına çok iyi bir hayat vermek istiyor... Belki de kafasındaki şeylerin hepsini veremediği için çocuklarına üzülüyordu. Belki de o yüzden ben babamı hiç siyah saçlı hatırlamıyorum. Gençliğinden beri saçları hep bembeyazdı.
Babanız siz müziği seçtiğinizde sizi anladı mı?
Boğaziçi Felsefe Bölümü'nde okuyordum, iyi de bir öğrenciydim. O benden tipik bir Türk kızı gibi okulu bitirip, evlenip çoluk çocuk sahibi olmamı istiyordu. Birdenbire içimde özgürlük duyguları hissetmeye başladım, okulu bıraktım, yalnız yaşamak ve müzikle uğraşmak istedim. Babamla çok yakınken, ilişkimiz birden kopma noktasına geldi. Bunu benden beklemiyordu, onu üzdüğüm için çok üzüldüm, ama içimden bir ses doğru olduğumu söylüyordu. Şu anda onlar da mutlu.
Onları anlıyor musunuz?
Anlamıyorum aslında, yani anlamamıştım. Herkes çok karşıydı, şimdi herkes çok gurur duyuyor. Bir kız evlenmeli, kocası ona bakmalı, böyle gelmiş böyle gitmeli diyorlardı. Kızlar fazla dışarıda dolaşmamalıydı, hele sahneye çıkıyor olması çok ters bir şeydi. O zaman tepki duymaktan korktukları şeyden şimdi çok memnunlar. Belki, onlar da benden öğrendiler ki, aslında bu kötü bir şey değilmiş.
'Acıtmaz Beni' diye bir şarkınız var. Nedir hikâyesi?
O bir savunma hali... Yoksa herkesin bir şekilde canı acıyor. Geçmişe nazaran acıtmaz beni diyebileceğim şeyler çoğaldı belki, ama ilişkimizin başlangıcında gelgit yaşadığımız bir dönemde Alper'in bana söylediği bir sözdü o. Canım acıdığı için onun da canı acısın diye bir şeyler söylüyordum. O da bana 'Acıtmaz beni' diye bir cümle kurdu.
Hiç terk edildiniz mi?
Gerçek anlamda hiç terk edilmedim, ama buna rağmen insan kendimi terk edilmiş hissedebilir pekâlâ.
Peki aldatılmak?
Aldatılmadığını söyleyebilen kadın olduğunu sanmıyorum. Ben de yaşadım ve eksiği kendimde aradım. Sonra anladım ki, bu sizin eksiğinizden değil, karşınızdakinden kaynaklanıyor.
Aldatmanın fiziksel bir şey olduğuna inanmıyorum, tamamen psikolojik bir şey. Bazı erkekler ancak çokeşli olduklarında kendilerini güçlü hissedebiliyor. Çünkü kendilerini kaptırmaktan korkuyor. Ve aldatmak, böylelerinin, âşık olduklarını hissettikleri an o bağlılığı inkâr etmek istedikleri için başvurdukları bir yöntem olabiliyor. Âşık olmaktan korkmak gibi, O yoğunluğu dağıtmaya çalışmak gibi... Bazı durumlarda, erkeğin bağlılığı sabote etme eğilimi böyle ortaya çıkıyor.
'Alper'le oyunu unuttum'
Alper Erinç'le ilişkinizin, şimdiye dek yaşadıklarınızdan farkı ne?
Çocuklar 'en saf'tır ya, oyunlarımı unuttum ben onunla. Zaten öyle bir kadın da olamadım hiç, ama en azından biz kadınların ilişkinin başlangıcında kendini beğendirmek gibi bir telaşı olabilir. Fakat çok âşık olunca bunu dahi yapamayabiliyor insan. Bir kadın gerçekten âşık olduğunda o kadar kendini kaybedebilir ki, bunu bile yapamayabilir. Mantık ve iradesi kaybolabilir. Benimki de buna benzer bir şey aslında, kendimi farklı göstermeyi bile unuttum onunla, bu da çok iyi oldu. Çünkü oyunlar her zaman vardır, ama onlara inanmam aslında...



Hülya Avşar için şarkı yazdı: Allı Pullu
"Kendimi kötü hissettiğim, içimin kan ağladığı günlerde sahneye çıkmak durumunda kaldığım olmuştur, çıkınca unutuyordum. Birileri gelip makyajımı yapıyordu, ben de çıkıp şarkımı söylüyordum, yani her zaman yaptığım şeyi... Aslında benim şarkı söylemek dışında diğer insanlardan hiç farkım yoktu. Sonra bir gün Hülya Avşar benden bir şarkı istedi. TV'de birkaç kez onun ağlarkenki görüntülerini izleyip etkilenmiştim. 'Ben de âşık oldum/Ben de aldatıldım/Ben de terk edildim/Ben de kırıldım... Yüzümdeki boyalar beni ne kadar saklar' diye bir şarkı yazdım. Eğer ben bunları böyle yaşıyorsam, kim bilir o ne kadar zor yaşamıştır diyerek. Hülya Avşar'ı çok cesur buluyorum aynı zamanda."