Taksim taksim edilemez!

Taksim taksim edilemez!
Taksim taksim edilemez!
Mimar, akademisyen Ahmet Turan Köksal, hâlâ Taksim'i anlayamayanlar için madde madde sıraladı: "Taksim Meydanı, siyasi özelliği de olan dünyadaki sayılı meydanlardan biridir. Gezi'yle 'ermişlik' seviyesine ulaştı. Taksim, Taksim edilemez. Gezi'deki kışla inadına verilen tepki anlamalarına yetmemiş ne yazık. Daha ne yapalım?"
Haber: AHMET TURAN KÖKSAL / Arşivi

Fütursuzca ihalesi yapılan ve zamanında alınmış yürütmeyi durdurma kararı olan Taksim Meydanı, sadece şehir meydanı olmaktan öte siyasi özelliği de olan dünyanın sayılı meydanlarındandır. Dünyadaki diğer önemli meydanları ve olayları örnek olarak vermek bile gereksiz. Biraz hafızamızı zorlasak, komünist rejimden, 68 hareketine veya savaş karşıtı düşünceye kadar her konuda, her ülkede bir örnek meydan buluruz. Taksim, adını su dağıtım işlevinden ötürü almıştır. Ancak günümüzde siyasal bazı hesaplaşmaların arenasıdır adeta. Belki de artık su değil “oy” dağılımının meydanı olma yolundadır.
Taksim, 1 Mayıs 1977’de 34 kişinin hayatını kaybettiği ve 136 kişinin yaralandığı mekândır. Bu en akılda kalıcısıdır ve başka tekil olaylara da tanıklık etmiştir. Etmiştir de üzerine Gezi’yi koyduğunuzda Taksim “ermişlik” seviyesine ulaşır. Salt Gezi hareketini övmeye de niyetimiz yok, keza birbiri ardına çıkan kitaplar, ne yazık değersizleştirme yarışına girmiş durumdalar. Bilen biliyor Gezi’nin tarifini. Hatta bilmeseniz ya da bilinçli olarak önemsiz görseniz dahi olan bitenden az da olsa haberli yabancı ülke vatandaşı bile Gezi’yi merak ediyor, anlamaya çalışıyor. Sonunda tam manasıyla anlamış olanlar da bu hareketi ayrı bir yere koyuyor. Gezi’nin ülkemize UEFA Kupası almaktan öte bir itibar kazandırdığını düşünüyoruz. Kazanılan bu farklı saygınlık, futbol kadar basit olmadığı gibi, iktidarın iddia ettiği gibi “ayak oyunu” da değil.

Gezi’yi bir ansiklopedik madde gibi açıklama çabası da manasız. Kendine has bir şekilde ve plansız geliştiği belli bir “tepki” hareketidir çünkü. Her ne kadar, değersizleştirmek isteyenler, planlanmış bir komplo olduğu iddia etse dahi, mihrakların ve lobilerin ekmeğine yağ süren “daha da germe” tercihin bilinçli olarak yapıldığını söyleyelim. İstediği kadar dikkate alınmasın sonunda “Duranadam”la zirveye çıkmıştır. Kısaca, Taksim, Gezi tepkisinden sonra doğru dürüst tasarlanmayı hak etmektedir.
Ayakkabı kutusu (“17 Aralık sonrası” demek, bu samimi metaforun yanında pek hafif kaçmıyor mu?) sonrası sebep-sonuç ilişkileri konusunda yaratıcılık “Avrupalıların üçüncü havalimanına olan kıskançlıklarına” kadar geldi. “Telekinezi saldırısı”ndan daha mantıklı gözükse de, HSYK,TIR (arada virgül var) gibi gündem sarsan polemikler hala etkili. İmar faaliyetleri dışında katma değer yaratmakta zorlanan ticari uçak üretimi konusunda hiçbir icraatı olmamış ülkemizin, yeşil alana betonu döküp, havalimanı vergilerini kapma hayalini, bir de gereği tartışılır Üçüncü Köprü masrafı ile taçlandırmak… Sorun Avrupalılar kıskançlıkları yerine gereksiz kendini övme olmasın sakın?

Bu tür gereksiz inatlara yani bu tür ihalelere, daha çok para kazanmak hırsıyla yanıp tutuşan müteahhitlerden çok iktidarın ihtiyacı var dersek...
Taksim’e geri dönelim. Başbakan Erdoğan ’ın “Taksim’de opera binası yapma hevesim vardı. Bizim iktidarımız yapacak diye ‘yaptırmayız’ dediler” gibi bir söylemi olduğunu duyunca, hemen o gün içinde Kadir Topbaş’ın tivitlerinde yeni Taksim Meydanı renderları görününce durumun ne kadar istikrarlı bir “inatçılık” olduğu ortaya çıktı. Gezi hareketinin evsahibi olan bu kadar önemli meydanın anlamsız boşluklarla doldurmanın doğru ve estetik bir çözüm olduğuna inanıyorlar. Garip opera binası hevesi eklenince, alın size baroksa barok, rokokoysa rokoko…

Düz yazıda pek tercih edilmese bile mecburen madde madde anlatalım.
1- Taksim “Siyasi” bir meydandır. Ancak oy toplama için kullanılacak “koz” anlamında değildir bu siyasi özellik. Belleklerde yer etmiş olayların çıkış yeridir. “Ben böyle düşündüm, heves ettim, yapılacak” ile şekillenemez. İki üç yıl sonra boya tutmayan malzeme üstü gibi soyulur boyası.
2- Belediyenin başkanı koşulsuz biat etse, hem ülkeyi hem de İstanbul ’u tek elden yönetecek güçte olduğuna inansanız dahi, Taksim için tek karar verici olamazsınız.
3- Taksim, projesi ihale edilip tasarlanacak bir yer olma özelliğini geçmiş, tivitırdan garip açılarla kötü renderlarla sunulacak kadar basit bir şehir mekânı değildir. Gezi’nin ilk günlerinde, biraz da tansiyonu yatıştırmak için hakkında apar topar mahkeme kararı çıkmıştır. Neden unutturuldu ki?
4- Mesnetsiz tasarım kararlarının doğru olduğuna nasıl böyle körü körüne inanır ki bir Belediye Başkanı. Hem de mimar başkan, tasarımı(!) mimari yönden de anlatabilir mi? Render servis etmekten öte bir düşünsel altlığının olduğunu iddia edebilir mi?
5- İhaleyi yaptık, kuralına uydurduk seçime yetiştirdik yaklaşımıyla yapılan masraflar kalıcı çözümler sunmaz, yani israftır. Yap-bozdan öte gidemez. Ayrıca pek bir masum (!) referandum kararına ne oldu?
6- Önce beton denizi haline getirip sonra renderda her yere ağaç koyunca, belediye bir de (üstüne tüy dikme niyetine) “plastik ağaç alımı ihalesi” mi yapacak diye endişelenmekteyiz.
7- Sadece şimdiki başkan değil, rakibinin de doğru dürüst bir Taksim projesi ortalıkta gözükmemektedir. Alsak birini vursak ötekine çıkan ses nice olur?
8- Kısaca dağa taşa, her boş duvara garip bir anarşist tavırla “Çare” diye kendi ismini yazdırıp, yönetmeye aday olduğu şehri “kirletmeyi” övünerek anlatan birinin, Taksim konusunda bir yarışmayı müjdelememesi olağandır.
9- Taksim, ulusal bir yarışma ile herkese açık şekilde tasarlanmalıdır. Siyasi tarafı olmayan sivil bir inisiyatif ile kullanım şekli ortaya konulmalıdır.
10- Taksim, taksim edilemez. Gezi’deki kışla inadına verilen tepki anlamalarına yetmemiş ne yazık. Daha ne yapalım?