Tarih ayrı opera ayrı

Tarih ayrı opera ayrı
Tarih ayrı opera ayrı
Opera Festivali'nde Vivaldi'nin 'Yıldırım Bayezid'inde sahne alacak bariton Bahadır Noyan Coşgun: Tarihi bilmek, Vivaldi'nin Bayezid'ini oynamaya yetmiyor. Bu, bizim bildiğimiz değil, daha Batılı bir Yıldırım belki.
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Bahadır Noyan Coşgun, Ankara ’da doğmuş, Antalya’da geçen çocukluğunun ardından üniversite eğitimi için tekrar Ankara’ya dönmüş. Dedesi her ne kadar babasına ‘ya hekim ol ya hakim’ dese de “babam bana babasının yaptığını yapmadı” diyor. ODTÜ’de mühendisliği bırakmak istediğinde ailesi arkasındaymış. Hacettepe Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü bitirip Ankara Devlet Opera ve Balesi’ne giren Noyan, 2007’de ‘Carmen’le çeşitli ülkeleri dolaştıktan sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne geçmiş. Eğitim hayatındaki başarısını doğru insanlarla karşılaşmasına bağlıyor, hocası İhsan Ekber’i ise ayrı bir yere koyuyor. Onun sayesinde bir bakış açısı edindiğini, matematiksel kalıplara dayalı düşünme biçiminin kırılmasında çok yardımcı olduğunu söylüyor. Bu sene, 4. İstanbul Opera Festivali’nde Vivaldi’nin ‘Yıldırım Bayezid’iyle tekrar seyirci karşına çıkmaya hazırlanan yorumcu (kendine sanatçı demeyi tercih etmiyor) hem temsile dair fikirlerini hem de son döneme bakışını Radikal’le paylaştı.
Yıldırım Bayezid’den konuşarak başlayalım. Nasıl bir hazırlanma süreci geçti? Osmanlı tarihi ile ilgili incelemeler yaptınız mı mesela?
Yıldırım Bayezid’in hayatına baktım ama şöyle de bir şey var: Tarih bilmek Yıldırım Bayezid’i tanımak, Vivaldi’nin koyduğu Bayezid’i oynamaya yetmiyor. Zıt tarafları da olabiliyor. Bayezid yaşadıktan 300 yıl sonra bir libretistin filtresinden geçiyor. Vivaldi bestelerken değişiklikler yapabiliyor, kelimeleri olduğu gibi bırakıp müzikle değiştirebiliyorsunuz karakteri. Bir de bunu söyleyen kişinin, zamanın bir filtresi var, teknik de gelişen bir şey, rejisörün bakış açısı var.
Peki bu temsil Yıldırım Bayezid’le ilgili sizin neler fark etmenizi sağladı?
O dönem bestecileri genelde Yunan tragedyalarından, mitolojiden etkileniyor. Bayezid’de de bunu görüyorum, bizim bildiğimiz Yıldırım değil o bence. Biraz daha Batılı belki. Mesela Bayezid’in tanrılara seslendiği bir an var. O tanrılar kim? Sanırım Barok dönemde bu Vivaldi’nin duyarsızlığı anlamına gelmiyor. O dönem, derinlemesine bir araştırma yapma imkanı sunmuyor, çok umurlarında da olmayabilir. Şöyle de bir durum söz konusu, şimdi bize komik gelebilir ama Barok dönemde kabul gören ‘pasticcio’ stili var. Bir besteci opera yazarken, aryaların çoğunu bir başka besteciden alıyor. Vivaldi’nin ‘Bayezid’inde çok enteresan bir özellik var, Kuzey İtalya operası o zamana dek çok popüler ama Vivaldi’nin orta yaşlarına doğru Güney İtalya operası patlıyor, Vivaldi’nin Bayezid’i severek bestelemesinin bir sebebi de biraz kendi kaderine benzetmesiymiş diye okumuştum. Vivaldi de iyi karakterlerin aryalarını kendi yazıyor, kötü karakterlere de Napolili bestecilerin aryalarını koyuyor.
Sizi etkileyen tarafları neler oldu peki Beyazid’in?
Timurlenk inanılmaz zalimlikler yapıyor, Bayezid’e karşı kini onu ayakta tutuyor, Bayezid öldüğü zaman ise Timur başka biri oluyor, içinden bir parça eksiliyor sanki, “sen kazandın” diyor intihar eden Beyazid’e. Bu gerçekte de böyle, rakibiyle var olan insanlar var. Osmanlı ve Türkiye arasında son on yıldır yeniden bir bağ kuruluyor. Bu oyun da biraz öyle. Ben bunu samimi anlamda kültürümüzle bir bağ kurmak gibi görüyorum. Salt Osmanlı’yla da değil, kendi coğrafyamızla, Anadolu tarihiyle de... Osmanlı bu coğrafyanın en yakın tarihi ama bu sadece ona erişebileceğimiz anlamına gelmiyor. Doğu Roma İmparatorluğu’da bizim tarihimiz diyebiliriz, biz o coğrafyanın da insanlarıyız. Bu bir eleştiri değil, bir eksikliği tırnak içine alma diyebiliriz.
Bir taraftan da Osmanlı bir fenomene dönüşmeye başladı, popüler kültürde de diziler vs. ile bir sıçrama yaşanıyor gibi.
Buna yine Anadolu’nun tarihi gözüyle baktığımda çok fazla soru işareti gelmiyor aklıma, ama “Ankara’nın sembolü Hitit Güneşi neden gitti?” dediğim zaman, o zaman üzülmeye başlıyorum.
Operaya gelirsek, operanın halkla arasında hep bir mesafe, insanlarda da bir önyargı var gibi.
Evet böyle bir mesafe var. Operadan o hazzı alabilmek için binasında izlenmesi gerekiyor, operanın insanlara zor ulaşabilmesinin sebebi çok iç içe olması, plastik sanatlar, dekor, dans, tiyatro iç içe. Biri yabancı gelse sanki opera da yabancı gelmeye başlıyor. Opera İtalya’nın çocuğu olsa da evrensel bir iletişim yolu. Başta belli bir kültürden beslenmiş ama Türkiye de kendi operasını koyabiliyor. Sinema kadar kolay değil. Belki Hollywood’daki gibi küçük lokmalarla sunulmuyor izleyiciye, evden koca bir ekmeği küçültüp öyle gelmemiz gerekiyor. Biraz hazırlıklı gelmek lazım, tadını çıkarabilmek için. Keşke daha büyük bir yelpazeye hitap edebilse opera ama bu seyircinin suçu değil, suç yok ortada.
Yeni yasa tasarısına gelirsek peki, ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Onunla ilgili söyleyecek bir şey yok aslında, iki aydır o kadar çok dedikodu dolaşıyor ki, yani çıktı, çıkmak üzere gibi, bir kurul durumu var vs, bilmiyorum ama biz genel müdürümüzden de, yerel müdürümüzden de yasayla ilgili hiçbir şey duymadık. Facebook’ta duyduğum kadarıyla yorum yapmak istemiyorum, hayal kurmak da istemiyorum, moralim bozuluyor. O yüzden beklemedeyim.
Peki siz nasıl olmasını isterdiniz?
Ben bir yorumcuyum, bir piyonum, ışık odasında neler oluyor, kostümler nasıl hazırlanıyor bunlardan habersizim, bakanlık bunu göz önünde bulundurur diye umuyorum, şu kadar kişi şunu yapsınla bitecek bir şey değil, işin mutfağı sahnesinin bin katı. Keşke her sanatçı kendini ifade edebilecek uygun platforma sahip olsa, bunun içine AKM de girer. Toplumsal kurallarla, maddi sorunlarla kısıtlanmasa.
Son dönemde yaşanan olaylarla beraber pek çok etkinlik iptal edilmeye başladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz edilmeli mi yoksa devam mı edilmeli bir şekilde?
Bizim festivalimizin iptal olmayışı kimseyi tehlikeye atmıyor ama olmalı mıydı, bir karar veremiyorum. İnsanlar kendini ifade edebilmek için savaşırken mutlu oluyorlar, bu temel ihtiyaç, samimi geliyor, sokakta tencere tava çalan ablalar, yürüyüş yapanlar gibi ve samimi olan şeyler doğru geliyor. Doğru bir şey yapıyoruz diye düşünüyorum.Yapılmalı.
Son olarak, gezi eylemlerine katıldınız mı ya da eylemler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gezi Parkı’na birkaç kez gittim. Bunu eylemler olarak görmüyorum, halkın kendi hislerinin ifadesi olarak görüyorum. O ifade grubunun içinde bulundum.