Tatlı bir hayal kırıklığım ve umudum var

Tatlı bir hayal kırıklığım ve umudum var
Tatlı bir hayal kırıklığım ve umudum var
'Asi' dizisiyle tanınan oyuncu Emrah Elçiboğa, Gezi Parkı direnişinin düşündürdüklerini yazdı: 10 gün önce 'Gençlik nereye gidiyor?' diye sorsanız 'Memleket bitti kardeşim. Apolitik, hiçbir şeyi takmayan, tepkisiz, internete bağımlı bir gençlik var. Bizden bir şey olmaz' derdi pek çok kişi, ya şimdi...
Haber: EMRAH ELÇİBOĞA / Arşivi

Dünya hızla değişiyor, hem de bizleri şaşırtarak. Evet, bu 10 gün öncesine kadar “Vay be bizim zamanımızda şu yoktu, bu yoktu, şimdiyse her şey var, dokunmatik hem de, üstelik elindeki küçücük aletle dünya elinin altında” klişesinden ibaretti. Bundan 10 gün önce birçok insana sorsanız “Memleketin hali nedir? Gençlik nereye gidiyor?” diye, verilecek yanıt hemen hemen aynı olacaktı: “Memleket bitti kardeşim; apolitik, hiçbir şeyi takmayan, araştırmayan, soruşturmayan, hazırcı, ezberci, okumayan, tepkisiz, internete, cep telefonuna bağımlı bir gençlik var; bizden bir şey olmaz.”

Hangi toplumsal, kültürel olaya tavır koysanız bir avuç insan (ki marjinal) orada; aynı yüzler, aynı sesler, saman alevi gibi iki gün sonra unutulan eylemler, basın bildirileri, gazete köşelerinde küçük punto haberler ... Hiçbirinde ne dert anlatılabildi, ne de buna ihtiyaç duyuldu. Yakıldı, yıkıldı, kırıldı, parçalandı, sustular, bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali. Ona neydi ucubeden, çanak çömlekten, 3D’si bile olmayan köhne sinemadan, tiyatro sahnelerinden ya da dizide anlatılan ecdadından, sınav sorularının yanlışlığından, çalınmasından, sütün zehrinden, kendi rızasıyla onlarca adamla ilişkiye giren çocuklardan... Sadece internetine dokunulmasın istedi, ağzına bir parmak bal çalındı, oturdu yerine. Ama hala farkında değildi. Çünkü korkuyordu, kendine güveni yoktu.

Ne oldu, nasıl olduysa şehrin göbeğindeki tek kalan parkın yıkım kararının alınmasına itirazla başladı her şey. Biz büyümüştük, kirlenmişti dünya ama reklamlardaki kadar güzel değildi kirlenmek. Ortak aklın, vicdanın, sağduyunun, itirazın sesi yükselmeye başladı Gezi Parkı’ndan. Gaz bulutlarıyla birlikte insanlar içlerinde biriken gazı dışarı bıraktılar tek nefeste, silahsızdılar. Orantısız, acımasız şiddete karşı hep beraber esnafı, taraflısı, tarafsızı, sokaktaki insanı, hatta turisti bile direnmeye başladı. Bu direnç kalabalığın artmasını sağladı, özgüveni arttırdı çünkü kimse başka bir yerden güç almıyordu, kendinden ve yanındakinden başka.

Kimliklerini, ne olduklarını kenara bırakmış olan insanları görünce içine hapsettiği ‘kendini’ serbest bıraktı onca genç. Şuna yürekten inanıyorum; hiçbir örgüt, parti bunu yapamazdı çünkü buradaki en önemli nokta, kimseye hiçbir şey dayatılmadı. Herkes hür iradesiyle hareket etti, kimse kimseye müdahale etmedi. Provokatörün ya da kanı kaynayan gençlerin yaktığı zabıta kulübesi hemen elden ele su taşınarak söndürüldü. Çöpler toplandı, temizlik yapıldı, herkes sağduyuyu birbirine tembih etti ‘belayı’ kullanarak. Sonra neler mi oldu?

İşte bundan sonra 10 gün önce kime anlatsanız “Hadi kardeşim bak işine saçma sapan konuşma” diyeceği noktaya gelindi. Etnik kökeni, kimliği, inanışı, mesleği, ideolojisi, yaşı, rengi ne olursa olsun o insanlar ilk defa saf bir biçimde hiçbir dayatmaya maruz kalmadan buluşup tanıştılar, yardımlaştılar çıkarsız. 10 gün öncesinde yolda birbirlerini görseler çatışacak olan iki ideolojik grubun mensupları beraber halaya durdu, maç sonrası birbirlerini küfre boğan kulüp taraftarları sarıldılar, deprem sonrası hassasiyetle yardımlaşıldı, öze dönüldü, imeceye ama kimse erzak çalmadı, belediye tarafından dağıtılan yardım paketleri için birbirini ezen insanlar ihtiyaçlarından fazlasını almadı, kalabalıkta çarpışanlar ters bakış atmadı, tebessüm ettiler, kadın erkek hep iç içeydi ama hiçbir taciz tecavüz vakası olmadı, tek bir iğne çalınmadı, birini 5 dakika dinlemeye tahammülü olmayanlar saatlerce kitap okunmasını dinledi, alkışladı, toplumsal olaylarda nasıl yanlı haber yapıldığını yaşayarak öğrenenler kandırıldıklarını hissederek kanalların önünde cam çerçeve kırmadan protesto yaptı, banka kartları kırıldı sadece, hiç kütüphaneye gitmemişler açık havada kitap okudular kendileri için kurulan kütüphanede, omuz omuza şarkı söylediler cüzdanlarını çantalarını kontrol etmeden, namaz kılan için ezan sesinde duruldular, ne içtiği ile ilgilenmedi, kimse kimseyi yanına çekme gayretinde olmadı, sadece konuştu insanlar, kısa mesafeye gitmeyen taksici defalarca gitti para almadan, bakkal tezgah kurdu insanlık namına, şifresini gizlemedi kimse internetinin, bulunan telefon sahibiyle buluşsun diye gazın içinde bekledi genç adam, onca ünlü vardı çoğu kişi fotoğraf çektirmedi bile dert başkaydı, herkes yanındakine gururla baktı kaşlarını kaldırmadan, yağmurlukları teslim eden tekstilci poşeti bırakıp yürüdü adını bile söylemeden, bugüne kadar sadece ses desibelini aşan olaylara tepki koyan bir grup değil bir ruh olduğu öğrenildi ÇARŞI’nın, hak etmedikleri halde belli güçlerin maşası olarak değerlendirildiler, hiçe sayıldılar ama öfkelenmediler çünkü birbirlerini biliyorlardı, bir iftiraya maruz kalsalar mutlaka şahitlik edecek, korkmayacak insanların varlığını hissetmişlerdi.

Samimiyete ne kadar ihtiyaç varmış bunu anladılar, kendi seslerini duymanın keyfîni yaşadılar, yazdıklarının, söylediklerinin başkaları tarafından okunduğunu, dinlendiğini gördüler, insan olduklarını hatırladılar hem şaşırdılar hem şaşırttılar.

Şimdi artık kendilerine güveniyorlar, birbirlerine güveniyorlar, baskı yapılmadan bir şeylere ses çıkarabileceklerini gördüler, bunu kendi akıllarıyla buldular, yaşadılar. Şimdi artık onlar kendilerini yönetmeye ant içmiş insanlara, korumaya görevli memurlara, cesur, korkusuz denilen basına güvenmek istiyorlar. Bunun için de onlar kadar samimi olabilecek sağduyulu yetkililer bekliyorlar. Şiddeti durdurun ve artık alın karşınıza konuşun, onlar sizin evlatlarınız, halkınız. Şiddet gören çocuk her daim sakat büyür, buna izin vermeyin.

Niyeti Gezi Parkı olan kimse savaşmadı, aksine barıştı. Buna inanmak istemeyen kim varsa elini vicdanına koysun ve yolunu Gezi Parkı’na düşürsün, eğer hala inanmazlarsa doktora görünsünler.

Önerilerim şunlar: Polis şiddeti bütün yurtta derhal durmalı.
Bunu başından beri söylüyorum, tüm parti bayrakları, afişleri derhal terk etmeli meydanları.
TV kanalları canlı yayında adam seçmeden önüne gelenle canlı röportaj yapmalı.
Kayıtsız kalan, susan, iftira atan, çarpıtan herkes samimiyetle özür dilemeli.