'Tatlı sarışın imajını sevmiyorum'

'Tatlı sarışın imajını sevmiyorum'
'Tatlı sarışın imajını sevmiyorum'
Murat Şeker'in komedi filmi 'Çakallarla Dans'ın aklı başında tek karakterini ve kadınını canlandıran Tuba Ünsal, kariyeri ve iç dünyası hakkındaki düşüncelerini, anne olmadan önceki şu son saatlerinde, Los Angeles'tan anlatıyor
Haber: CEYDA AŞAR - ceydaasar@gmail.com / Arşivi

Filme adını verdiğiniz ‘Vizontele Tuuba’dan ‘Çakallarla Dans’a uzun bir yol var… Birine başlangıç noktası, birine de şimdiki durak dersek, aradaki farklar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aradaki farklar, benimle ve karakterimin değişmesiyle ilgili daha çok. ‘Vizontele Tuuba’da henüz ne yaptığının, yolculuğunun nereye gideceğini bilemeyen sadece çalışmak isteyen ve oyunculuğu kendi kendine kotarmaya çalışan bir kız vardı. Şu an artık kendimi nasıl işlerin içinde görmek istediğimin bilincindeyim. Sadece eğlenmek ve hayatımı sürdürmek için oyunculuk yapmak istemiyorum. Beni büyüten, oyunculuğumu geliştiren farklı projelerde yer almak istiyorum...
‘Çakallarla Dans’ta, yan karakter olarak yer alıyorsunuz. Daha ağırlıklı bir rol beklentiniz yok muydu?
Senaryoyu okuyunca aslında daha paçoz, fıkır fıkır, deli bir kadını oynamak istedim ama Murat, polis karakterinde ısrar etti. O sıralar hamileliğimin beşinci ayında olduğum için fiziksel olarak altından kalkamaya bilirdim. Açıkçası pek gerdan kıvırıp bade süzecek durumda değildim.
Film, fazlasıyla sulu sepken ve bel altı vurarak ilerlerken, biraz vites küçültmek için günümüzü yansıtsa, kabaca belirlediği atışlar, isabet etmeden geçmese iyi olurdu sanki… Sizin, iyi komedi filmi tanımınız ne?
Filmi henüz izleyemedim ama çekimde çok eğlendik ve ağırlık yapmayan bir hikayenin kahramanlarını canlandırdık. Benim için iyi komedi filmi, zorlama olmayan esprilerle hayatı yansıtan, su gibi doğalca akan filmler… Gerçek hayatta yakın arkadaşınızla ortak bir diliniz vardır, sizi güldüren. Murat’la da filme ve kendimize dair çokça sohbet edip ortak bir dil oluşturduk. Filme yansımış mı bilemiyorum. Malatya ’da ‘Halk Ödülü’ alması filmin istenilen yerde durduğunu gösteriyor. Hem gişede başarılı olup, hem ödül alan filmler çok az. Bu oyuncu için de tuhaf bir kariyer seçimi sunuyor. Daha az bir seçkiye sunulan filmlerde mi oynamak istersiniz, yoksa insanların beğenerek izlediği bol gişeli filmleri mi tercih edersiniz? Keşke ikisinin de buluştuğu bir platform olsa… Ben, kendimi bulabildiğim filmlerde yer almak istiyorum. ‘Suluboya’ gibi övgüyle söz edilen ama çok az kişinin izlediği bir film de olabilir bu, ‘Vizontele Tuuba’ da olabilir.
Size gerçekten kahkaha attıran Türk filmleri hangileri?
Demet Akbağ’a her daim çok gülerim. ‘Eyvah Eyvah’ bence çok iyi bir komedi filmiydi. ‘Vavien’ de öyle. Binnur Kaya ve Engin Günaydın yaşıyorlardı ve o karakterlerle sanki önceden tanımışsınız gibi hissediyordunuz izlerken.
Peki hayatta neye gülüyorsunuz?
Biz insanlar gerçek hayatta çok da eğlenceli bir dünyanın içinde değiliz. Oyunculuk, yaratılan sanal dünyanın karakterleri olarak en azından çevreni güldürmeni ve kendini daha pozitif bir dünyanın içinde bulmanı sağlıyor.
Erkek dünyasına ait hikayelerin, ‘aşık olunan tatlı kızı’ olarak bir kast biçiliyor size. Daha ağır başrol beklentileriniz vardır sanırım…
Maalesef Türkiye ’de siz seçme hakkına sahip değilsiniz. Her genç oyuncu ilk röportajlarında “Haluk Bilginer ile oynamak istiyorum, Zeki Demirkubuz’la, Nuri Bilge Ceylan’la çalışmak istiyorum” der. Bu çoğunlukla temennide kalır. Rol seçmeleri sadece ismi henüz duyulmamış kastlar için yapılıyor. “Yıldız oyuncu seçmelere girdi ve rolü kaptı” söylemi bizde yok. Hal böyle olunca istekleriniz bir yanda, pek de zevk almadığınız karakterler çuvalı diğer yanda duruyor. Ben istemediğim karakterleri de canlandırdım. Ancak artık hayat eskisi kadar eğlence üzerine kurulu olmamalı. Artık daha severek ve isteyerek yapacağım işlerle geçirmek istiyorum hayatımı. 
Los Angeles’ta çok daha büyük bir rekabet söz konusu. Şımartıldığınız anne kucağı sinemamızı bırakıp orada tutunabilmek için belli bir stratejiniz var mı?
Çabaladığım zamanlar oldu, şu an burada kariyer kurmaya dair bir planım yok. Zamanında bağlı olduğum William Morris kast ajansından Lana’nın söylediği bir şey vardı: “Hem ülkende başarılı olmaya çalışarak hem de burada yeni bir düzenin içine girmeye çalışarak olmaz. İkisinden birine karar vereceksin.” Benimse kafam hep çok karışıktı. Tam, burada yaşayabilirim diye karar verince Türkiye’den güzel bir proje teklifi geliyordu. Ne istediğinize karar verip o yolu çizmeniz ve sabırlı olmanız gerekiyor. 

Sadece uzak kalmak istiyorum 

Evlenmeden çocuk doğurmaktan, cesur açıklamalara, 16 yaşında büyümeye başlamanıza kadar gerçek hayatınızda farklı bir kadın profiliniz var. Ancak güçlü, farklı bir kadın karakterinde izleyemedik sizi…
Yönetmen bir şey hayal ediyor ve hayalindekine en uygun tipi seçiyor ve belki de çok daha verim alabileceği diğer oyuncuları pas geçiyor. Ben de tabii ki güçlü kadın hikayelerinin kahramanı olmak istiyorum ama bu benim elimde değil. Yine de farklı karakterlerle televizyonda ve sinemada olduğum için şanslıyım. Kalıplaşmış sarışın tatlı başrol kız imajını da sevmiyorum.
Sessizlik yemini edilen uzun kamplara katıldıktan sonra içi boş konuşmalardan sıkıldığınızı söylüyorsunuz. Oyunculuk ise bolca iletişim gerektiriyor. Yaşamak için gittiğiniz yer Los Angeles da hayli aktif bir yer. Neye ihtiyaç duyuyorsunuz?
Nerede olduğunuz değil nasıl bir ruh hali içinde olduğunuzdur önemli olan. Sessiz kalmak zihinsel bir durum… Sessizlik kursunda günlerce konuşmayan ama iç sesini bastıramayan, beyni hep konuşan dolu katılımcı vardı. Los Angeles’ta kendime dönük huzurlu bir hayatın içindeyim. Bu dönem ihtiyacım olan sadece uzak kalmak, dışarıdan kendime bakmak ve en önemlisi de hayatımın en özel zamanı olan hamileliği sadece ailemle paylaşarak geçirmek.
‘Anne oldu, olgun roller ister’ klişesi sizin için geçerli olmayacak gibi…
Artık kariyerimde başka bir rota çizmek istiyorum ama bunun anne olmakla ilgisi yok. Evet, bu klişeye katılmıyorum. ‘Yemin’ dizisinde çocuğuna bağlı, olgun Leyla karakterini canlandırdım zaten. Anne olmadan önceki Tuba’yı çok seviyorum ve onu korumak istiyorum. Ayrıca sempatik kız rollerinin ilk akla gelen ismi olmak da bence şahane bir şey…
Pasta yapımından şarap tadımına kadar kurslardan kurslara koştuğunuzu biliyoruz. Doğum sonrası sırada ne kursu var?
Bu yaz Lozan Üniversitesi yaz okulundan dersler aldım, önümüzdeki yaz devam etmek istiyorum, kalan derslerimi verip mezun olmak istiyorum çünkü çağdaş sanat üzerine master yapabileceğim çok güzel okullar var.
Tüm gittiğin sayısız kurstan, alakasız da olsa oyunculuğuna en çok katkıyı hangisi sağladı sizce. Neden?
Stella Adler’da aldığım ileri oyunculuk tekniklerinden daha çok işime yarayan Vernon Frost adında Güney Afrikalı bir adamın verdiği bilinçaltı terapisiydi. Kendini keşfetme yolculuğu hayata karşı daha büyük bir adım atmamda etkili oldu. Kendimi ve beni oluşturan geçmiş hikayelerimi anladığım zaman insanlarla daha çok yakınlaştım.