Taylan: 'Hiçbir kampın taşı olmak zorunda değilsiniz'

Taylan: 'Hiçbir kampın taşı olmak zorunda değilsiniz'
Taylan: 'Hiçbir kampın taşı olmak zorunda değilsiniz'
Leyla ile Mecnun'un 'İskender'i Ahmet Mümtaz Taylan ile Ankara'da buluştuk; sanat-siyaset ilişkisini ve 'muhafazakâr sanatı' konuştuk...
Haber: HACER BOYACIOĞLU / Arşivi

Türk televizyonlarının nevi şahsına münhasır dizisi ‘Leyla Mecnun’un İskender’i Ahmet Mümtaz Taylan, Cer Modern’de Ankaralı gençlerle birlikteydi. Ankara ’nın güncel sanat merkezi Cer Modern kapsamındaki CAVA Enstitü’de gençlerle buluşup deneyimlerini gençlerle paylaşan Taylan ile ders sonrasında bir araya geldik.
‘Mesele siyasete değil, hayata yakın olmak’
 
Gençlere “Bir insan aynı anda hem cezaevinde açlık grevi yapanlar için, hem de Filislintiler için endişelenebilir. Hiçbir kampın taşı olmak zorunda değilsiniz” diyen Taylan, şöyle devam ediyor: “Çok keskin kararlar almak, çok milliyetçi olmak, çok keskin olmak... Bunlar çok işleyen şeyler değil. Akıl, mantık ve vicdan üçgeninden kendimizi muaf tutarsak siyasete yakın oluyoruz. Mesele siyasete değil, hayata yakın olmak.”
‘Sanatçılar susturulmadı...
Siyasetin geniş kitlelerin ortak meselelerde birleşmesini ve ‘uslu uslu oturmasını istediğini’ belirten Taylan, “Sanat ise bireyin kendisiyle ilgili bir şey ve aykırı olmak için kışkırtıyor. Ama ikisinin de kamu yararı paydasında işbirliği yapabiliyor olması lazım” diyor. Sadece bir dönemde değil her dönemde siyasetin sanatı vesayet altına alma çabasında olduğunu belirten Taylan, “Kapıkulluğu bekliyor siyaset sanattan” diye konuşuyor. “Sanatçılar şu anda sessiz mi?” diye soruyoruz. “Sanatçıların mühendislerden daha sessiz olduğunu düşünmüyorum” diyor: “Sanatçılar hiçbir şeyin dışında değil. Sanatçılar susturulmamıştır, susmuşlardır” ifadelerini kullanıyor.
‘Muhafazakâr sanat’ kavramı için ise “Muhafazakâr sanat yapmak isteyen bulamaz, çünkü muhafazakâr sanat metni yok. (Muhafazakâr sanatın) Ne olduğunu bulsak, yapacağız...” diyor.
‘Ankara’yı şehvetle severim’
Başkenti ‘şehvetle seven’ birisi olarak Ankara’da olduğunun altını çizen Taylan, yaptığı işler arasında ayrım yapmıyor. Yaptığı tüm işleri ‘şehvetle’, ‘en çok’ yapmak istediğini söyleyen Taylan, bir hayat felsefesi olmadığının da altını çiziyor: “Bir hayat felsefem yok. Felsefelerin biraz asık suratlı olduğunu düşünüyorum.”
Ahmet Mümtaz Taylan’a son sorumuz ise bundan sonrası için yapmak istedikleri: “Bir mimar gözetiminde kendi evimi yapmak istiyorum. Bir de kibrimi yenmeye çalışıyorum...”