Teatrallikten kaçalım derken...

Teatrallikten kaçalım derken...
Teatrallikten kaçalım derken...

ZEYNEP AKSOY

Bir hastane odası… Savaş muhabiri baba (Şerif Erol) otel odasında küvette düşmüş, komada. ‘ Film yönetmeni’ büyük oğluyla evli ve babasına çok öfkeli küçük oğlu birbirlerine kızgın. Küçük oğluyla karısı birbirine kızgın, anne babaya kızgın. Baba arada uyanır ve olaylara katılırken hastane odası bir ailenin hesaplaşma alanına dönüşür.
Berkun Oya’nın yeni oyunu ‘Babamın Cesetleri’, onun uğraşmayı sevdiği, ailenin içindeki canavarlara en yakından bakan işlerinden. Abartısız, dingin oyunculuklar başarılı. Oyun, böyle bir hikâye için çok uzun. 1 en fazla 1.5 saatle rahatlıkla toparlanacak bir konunun 2.5 saate uzatılması sadece yazarın işini hak ettiğinden daha fazla önemsemesiyle açıklanabilir. Oyunculuklarda ve rejide teatrallikten kaçalım derken, Krek’in meşhur pleksiglas ‘ekran’ının, konunun ve uzunluğunun da etkisiyle, reklamları eksik bir yerli diziden bir bölümü andırıyor daha çok. Dil olarak iyi yazılmış ama dramaturjik olarak fazla ‘yapılandırılmış’ ve ikna etmeyen çok yönü var.
Küçük oğlanın evden uzakta kalmış babasıyla ilgili travmasını, karısının ağabeyine olan takıntısını tam olarak anlamak mümkün değil. Ailenin babayla ilgili en korkunç ‘sırrı’ ilginç işlenmiş ama bütün oyunda bir erkek egemenlik, bir kadın karakterleri önemsememe ya da kötü gösterme yaklaşımı hâkim. En hâkim olan şey ise, oyunun kendini fazla önemsemesinin ve ironi yoksunluğunun getirdiği bir soğukluk hissi.


    ETİKETLER:

    BERKUN OYA

    ,

    Otel

    ,

    Oyun

    ,

    Erkek

    ,

    Kadın

    ,

    film

    ,

    bakan

    ,

    muhabiri